ERKUT TEZERDİ
Türk müziğinin unutulmaz ismi Münir Nurettin Selçuk, 1981 yılında vefatından beri birçok konserle anıldı. ‘Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın’, ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’, ‘Kalamış’ gibi birçok eşsiz parçası sayısız kez müzisyenler tarafından seslendirildi. Sanatçının oğlu Selim Selçuk da aynı yolda gidiyor, kendi adıyla kurduğu orkestrayla 9 Haziran’da Zorlu PSM’de ‘Babamın Şarkıları’ adlı dev bir konser vermeye hazırlanıyor. Vestel Gururla Yerli konserleri kapsamında gerçekleştirilecek olan konserde; altı kişilik enstrüman kadrosu ve üç koristle birlikte etkinliğe özel olarak Dilek Türkan ve Atakan Akdaş solist olarak müzikseverlerin karşısına çıkacak. Caz sanatçısı Selim Selçuk’la müzik yaşamını ve konseri konuştuk.
Aileniz müzisyenlerden, sanatçılardan oluşuyor. Müzik içinde nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Üç-dört yaşlarındaydım. Evdeki kuyruklu piyanoyla oynuyordum. Piyanonun altına geçer, alttan vurur, tellerinin tınlama seslerini dinlerdim. Eğlenceliydi. Müzik benim için hep bir keyif, eğlence, bitmeyen hayallerdir. Profesyonelliğe ise sekizinci sınıfta okurken adım attım. Şiir kitaplarını bestelemeye çalışıyordum. Bu dönemde ufaktan ufaktan caz ve Batı müziğine ilgi duymaya başlamıştım. Ağabeyim Timur, Fransa’dan dönünce kendi orkestrasını kurdu. Orkestrada perküsyoncu eksikti. ‘Hadi sen çal’ dedi. Bu şekilde başladım. Para da kazanıyordum.
Aileniz ne dedi, bir yönlendirmede bulundular mı?
Hepsi çok mutlu oldu. Rahmetli babam hiçbir şeye karışmazdı. Hatta yanıma gelip ‘Yeni beste var mı?’ diye sorardı. Ekstra bir yönlendirme yapmadılar; ihtiyaç olursa birini yönlendirirsiniz, doğru yolda gidiyorsa kimse dokunmaz.
Babanızla birlikte hiç sahne aldınız mı?
Jübilelerinde birlikte çıktık sahneye, ben bir enstrüman çalmadım. Ben ufacık çocuktum o zaman. Babam ‘Kalamış’ı söylerken, heyecanlanıp birden katıldım şarkıya. Babam o an ‘Sen sus’ demişti. Ama bir defasında Galatasaray Lisesi’nde okurken babam okula konser vermeye gelmişti. O söyledi, ben piyano çaldım.
Babanız musikide bir duayendi ama siz cazı benimsediniz... Cazın sizi çeken yönü neydi?
Caz doğaçlama içerir ama belirli kurallar dahilinde icra edilir. Çalması çok keyiflidir. Herkes solocu olup çalınan şarkıyı bambaşka bir tarafa çekebilir. Sürekli bir sürpriz, heyecan barındırır. Bu beni çekti. Daha sıcak geldi. Galatasaray Lisesi’nde okudum. Haliyle Fransız kültürüyle yetiştim. Evde Édith Piaf dinliyorduk. Daha sonra İstanbul Gelişim Orkestrası’nda profesyonelliği sürdürdüm. Burada da benim gibi caza meraklı müzisyenler vardı. Birlikte caza yakın parçalar icra etmeye başlayınca ben de caza daha da yaklaştım. Eğitimim de bu yönde gerçekleşti. Önce Mimar Sinan’da konservatuvar sonra Teşvikiye’deki Türk Müziği Devlet Konservatuvar’ında okudum. Burada müziğin her alanında ders gördüm ama cazla ilgilendim. 1979’da ABD’ye gittim. New York’ta uzunca dönem caz sanatçılarıyla iç içeydim. Caza yönelmek isteyen her müzisyen bence kesinlikle oraya gitmeli. Karşılaştırma yapmak doğru değil ama dinleyici kitlesi bile çok farklı.
Cazın Türkiye’de bir pop, rock türü kadar popüler olmamasının nedeni de bu farklılık mı?
Evet diğerleri kadar popüler değil ama olsa tuhaf olurdu. Özellikle genç nesil babamın adını bile bilmiyor. Münir Nurettin Selçuk’u bilmeyen bir toplumdan caz müziği dinlemesini, çalmasını talep etmek ne kadar doğru olur? Bu toprağın kültüründe klasik Türk müziği, halk müziği ve türküler var. Öncelikle bu türlerde gerekli eksikliklerin giderilmesi gerekiyor. Mesela her evde bir enstrüman olmalı. Çocukları müziğe yakın yetiştirmek lazım. En başta bu yapılmalı. Daha minicikken müzik eğitimi verilmeli. Benim avantajım buydu. Münir Nurettin Selçuk’ın evinde yaşamak büyük şans.
Peki neden babanızın şarkılarını konserlerde icra ediyorsunuz?
İstiyorum ki 20-30 sene sonra herkes hala babamı ve eserlerini biliyor olsun. Gençler onu daha iyi tanımalı. Babamın gazelleri muhteşemdir. Caz müziğin ötesinde. Türk müziğinin makamları arasında bir doğaçlama sunar. Babam için yeryüzüne inen bir uzaylı diyorum çünkü yaptığı müziğe yaklaşmak mümkün değil. Senede 10 tane anma konseriyle bu iş olmaz. Onun tanınması için yeterli değil. Ben babamı sunmak istiyorum.
ONUN TANIMAMASINDAKİ EKSİKLİK BENDE
Orkestrayı neden kurdunuz?
Avrupa’da Mozart’ı tanımıyorum diyemezsiniz. Ama burada babamı tanıyan yok. Hâlbuki en büyük müzik üstatlarından biri. Araştırmalar yaptım, ben bu eksikliği kendimde buldum. Babamın sanatını daha da duyurmak için orkestrayı kurdum. Çalışmalara devam ederken beyin kanaması geçirdim. Birkaç sene önceydi. Ölümden döndüm. Bilincimi kaybederek merdivenlerden yuvarlanmışım. Dört-beş ameliyat geçirdim. Beynim canlılığını yitirmesin diye sağ tarafından bir kısım kesip karın boşluğuma yerleştirdiler. Bir buçuk yıl öyle kaldım; beynim karın boşlumdaydı, kafatasım da açıktı. Beynime dokunabiliyordum, aslında çok matrak bir durumdu. Zordu. Yürüyemiyor, kolumu oynatamıyordum. Kaldı ki ben çok şiddetli davul çalıyordum. Şimdi yavaş yavaş toparlanıyorum.
PARÇALAR CAZ TÜRÜNDE İCRA EDİLMİYOR
Dinleyiciler konsere geldiklerinde hangi şarkıları bulacak?
‘Kalamış’, ‘Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın’, ‘Âşıka Bağdat Sorulmaz’, ‘Otomobil Uçar Gider’… Say say bitmez ama 90 dakikalık konserlere ancak 14-15 şarkı sığdı- rabiliyoruz. Ayrıca şarkılara küçük küçük eklemeler de var. Ancak hiçbiri elbette ki caz türünde değil. Elektronik ve rock da değil. Orijinal parçalara sadık kalındı.
