Türkiye, 2001 krizi ile para politikasında önemli kararlar aldı. İlk hamle ile Merkez Bankası'nı bağımsızlığa kavuşturdu. İkinci hamle ile devletin yerel paranın korunması veya değeri konusunda ki tüm yükü piyasaya bırakıltı.
Yada 2001 krizinden sonra doların değeri artık piyasada belirlenmek üzere dalgalanmaya bırakıldı diyebiliriz.
Bunun adına da "dalgalı kur sistemi" denildi.
Adından da anlaşılacağı üzere artık doların veya döviz fiyatlarının değeri piyasada belirlenecek ve fiyatlar dalgalı olacak.
Bu pazarın en önemli özelliği şuydu;
"Dolar çok olunca değeri düşecek veya dolar azalınca değeri artacak". Doların yeni değerini belirleyecek mantık kısaca serbest piyasada "arz-talep" dengesi olacaktı.
Dövizin fiyat sorumluluğu piyasaya bırakıldı
1994 yılında ve 2001 yılında iki büyük ekonomik krizi döviz fiyatlarındaki sert artışla yaşamaya başlayan Türkiye, bir bakıma kriz sorumluluğunu da devletin sırtından alıp serbest piyasanın sırtına atmış oldu.
Bu ekonomi kuramının mantığı şuydu;
"Artık devlet ekonomide sadece enflasyona odaklanacak ve enflasyon kontrol altına alındığında döviz kurları da istikrara kavuşmuş olacak."
Tüm bu politika değişikliklerinin bir diğer anlamı "doların değerini artık kimse bilemez" demek oluyor. Piyasada dolar kalmayınca fiyatlar çok hızlı da artabilir veya tersi durum da yaşanabilir. Nitekim 2008 yılında 1 dolar 1 TL olur mu tartışıyorken şimdilerde FED faiz artıracak endişesi ile doların nereye kadar yükseleceğini kestiremiyoruz.
Dolar eski değerine kavuştu mu?
Öncelikle doların yükselişini kestirebilmek için doların değerinin ne olduğuna bakmamız gerekiyor. Dolar geçmişte TL karşısında hangi değerlerden işlem görüyordu?
Tabii ki enflasyondan arındırılmış değerlere bakmamız gerekiyor.
Bir referans değer bulabilmek için doların eski fiyat düzeylerini TL enflasyonu ile kıyaslıyoruz. Mesela Ocak 1998 yılından Temmuz 2015'e kadar olan 18 yıl içinde Türkiye'de ortalama ürün fiyatları 23,6 kat yükselirken doların fiyatı 11,3 kat yükseliş yaşamış. Eğer baz olarak 1998 yılını alırsak bugün doların değeri en az iki kat daha yükselmesi gerekecek diyebiliriz.
O zaman dolar 6,0 TL mi olacak?
Grafik ile Dolar/TL değerine ve enflasyondan arındırılmış Dolar/TL değerine (reel kur) kısaca bakabiliriz.

Aslında uzun vadeli bakıldığında TL'nin dolar karşısında nerede ise sürekli güçlendiğini görüyoruz. Bu güçlenme 1998-2001 yılları arasında da kriz çıkana kadar yaşanmış
Uzun süreli dolar fiyatına ve doların enflasyondan arındırılmış reel fiyatına baktığımızda 2003-2004 yıllarından önce değerli olan doların artık değerinin hızla düşüş yaşadığı görülüyor.
Doların 2,77 olduğu temmuz 2015'de bile hala reel anlamda ciddi bir yükseliş yaşamadığı anlaşılıyor.
Dolarda son yıllarda böyle bir değerin oluşmasının nedeni enflasyona göre uzun yıllar yükselmeyişinin yattığını görüyoruz. 2003-2004 yıllarından sonra enflasyon yükselirken doların değeri bir çok yıl bırakın artışı nominal olarak bile gerileme yaşamıştır.
2002 yılında görülen 1,5-1,6 TL seviyesinin ancak 2011-2012 yıllarından sonra aşılmış olması sanırım doların 10 yıl ne kadar baskı altında kaldığını gösteriyor. Veya tersi olarak geride bıraktığımız yıllarda TL'nin ne kadar aşırı değerli bir para olduğunu görüyoruz.
Baz yılı 2003 alınırsa
TUIK ve Merkez Bankası eski seriyi bırakıp 2003 yılı ortasını 100 kabul ederek enflasyonu yeniden hesaplamaya başladı. Dolayısı ile yeni enflasyon serisi bize de 2003 yılını baz alma gerekçesi olabilir.
Türkiye'de yeni parasal dengelerin başlangıcını 2003 yılı ortası kabul edersek karşımıza yeni bir dolar hesabı çıkıyor.

Yeni hesap serisine göre incelediğimizde doların değerinin nominal olarak artmasına karşılık reel anlamda hala düşük kaldığını görüyoruz
Yeni hesaba göre %33 yükseliş alanı var
Dolar hesabında Merkez Bankası ve TUIK gibi 2003 yılını başlangıç olarak baz alırsak karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Bu hesaba göre Haziran 2003'ü enflasyonda olduğu gibi dolarda da denge kabul edersek 2015 temmuz ayında 2,765 olan dolar fiyatına rağmen hala değerli bir kurdan bahsetmiş oluyoruz.
2003 yıl ortasını 100 kabul ettiğimizde o yıldan temmuz 2015'e kadar doların enflasyon karşısında 100 yerine 75 endeksinde kaldığını görüyoruz. Veya bir başka anlam ile 2003 yılından temmuz 2015'e kadar dolar enflasyonla baş başa gitseydi endeksi 100 olması gerekirdi. Oysa enflasyondan arındırılmış endeks 75 seviyesinde.

Enflasyondan arındırdığımız dolar fiyatı 2003 ortasına göre bugün 100 olması yerine 75 değerine sahip. Yani reel dolar endeksinin 25 puan daha artarak 100'e çıkması ancak 2003 değerine ulaşması anlamına gelir.
Doların TL karşısında değer kazanmasına karşılık hala geçmiş yılların enflasyon farkının kapanmadığını gösteriyor. Eğer enflasyon farkı üzerinden hesaplar ve 2003 yılını TUIK ve Merkez Bankası gibi baz alırsak dolarda yüzde 33 daha yükseliş potansiyeli olduğunu görebiliriz.
Sadece dolar da yükselebilir
Biz doların sadece TL karşısında ne seviyeye geldiğine bakıyoruz. Oysa dolar sadece TL karşısında değer kazanıp kaybetmiyor. Mesela dolar euro karşısında da hızla değer kazanıp kaybediyor. Veya aynı şekilde diğer para birimlerine karşı da yükselip düşüyor.
2000'li yılların başında 1 euro sadece 0,85 dolar ediyorken 2008 yılında 1 euro 1,5 dolara kadar yükselmişti; veya tersi ifade ile değer kaybetmişti. Dolar euor karşısında 7-8 yıl gibi bir sürede yüzde 100'e varan değer kaybı yaşarken 2008 yılından sonra da tersine değer kazanma sürecine girdi. Özellikle son bir yılda dolar hızla değer kazanarak euro karşısında 1,4 seviyesinden 1,1'e kadar değer kazandı.
Doların en yakın diğer para birimlerine karşı değerini gösteren dolar endeksi aslında tabloyu daha özel gösteriyor.
2001 yılında 120 seviyesinde olan dolar endeksi bugün 97 seviyelerinde seyrediyor. 2008 yılında 71 seviyesine kadar düşmüş olan dolar endeksi 2014 yılında 80 seviyesinden başladığı hızlı yükselişini 97 seviyesine kadar taşımış oldu. Bunun bir diğer anlamı dolar sadece TL karşısında değil en yakın diğer para birimleri karşısında da değer kazanmaya devam ediyor.
ABD'de doların da enflasyonu 10 yılda %30'a ulaştı
Dolar veya diğer para birimlerine baktığımızda bizim hep ıskaladığımız bir gerçek daha var. Bu gerçekte doların da bir enflasyonunun olduğudur.
Biz burada her ne kadar sadece Türkiye'nin enflasyonunu aylık baz alarak bir reel dolar kuru oluşturuyorsak aslında ABD'de olan enflasyon ve doların değer kaybını da hesaba katmak gerekiyor.
Hele hele artık Türkiye'de enflasyonun tek haneye düşmesi ile ABD'deki enflasyon da çok önemli hale gelmiş oldu.
ABD'deki enflasyona göre 2002 yılı sonunda 100 dolar olan ortalama mal fiyatı 2014 sonunda 129,8 dolara yükselmiş oldu.
Dolar'da kalan marj sadece %10-15
Veya bir başka anlam ile eğer ABD enflasyonunu da hesaba katarsak TL karşısında yüzde 33 marjı görülen doların aslında TL karşısındayaklaşık değerine ulaştığını da söyleyebiliriz. (2003 reel fiyatına göre).
Hem ABD enflasyonu hem de Türkiye enflasyonunu birbirinden elersek karşımıza 2003 yılını baz aldığımızda yüzde 10-15 aralığında bir dolar marjı çıkmış oluyor.
2003 yılı baz alınarak yapılan enflasyon hesabına göre;
A-) Sadece Türkiye enflasyonu baz alındığında 3,60-70 gibi bir Dolar/TL fiyatı çıkıyor.
B-) ABD enflasyonu ile Türkiye enflasyonu birbirinden düşürüldüğünde ise 3,30-40 gibi bir Dolar/TL fiyatı görülüyor
C-) Veya ABD enflasyonunu toplam olarak düştüğümüzde ise 3,00 TL gibi şu an ulaştığımız bir Dolar/TL fiyat düzeyi karşımıza çıkmaktadır.
Bu üç fiyat hedefine baktığımızda ise karşımıza çıkan en reel fiyat hem ABD hem de Türkiye enflasyonundan arındırılmış aralık olmaktadır. Dolayısı ile bugün doların yükselişlere rağmen pahalı olmadığını ama 2003 yılı fiyat düzeyine de ulaşmış olduğunu görmekteyiz.
Büyüme yavaşladı ama dolar ihtiyacı arttı
Bugün Türkiye'de doların fiyatını tahmin etmek için sadece geçmiş veriler de yeterli olmayabilir. Mesela Türkiye'nin her yıl yaklaşık 40-50 milyar dolar yeni döviz girişine ihtiyacı oluyor. Son 13 yılda doların TL karşısında büyük değer kazanmasının bir nedeni de ülkeye giren 517 milyar dolarlık sıcak-soğuk yabancı sermayedir.
Zaten 2013 yılından sonra doların değerini yükselten ana etken de Türkiye'ye gelebilecek yabancı sermayenin azalma ihtimali olmuştur. Yabancı sermayenin akışını belirleyecek olan Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) faiz artırım olasılığı belirdiği an dolar TL karşısında değer kazanmaya başladı. FED'in faiz artırımına başlaması ile gelişmekte olan ülkelere ve dolayısı ile Türkiye'ye döviz akışının yavaşlayacağı beklentisi hemen etkisini göstermişti.
Bu süreçte Türkiye kendine özgü bazı kırılganlıkları olduğu için kendine has değişimler de yaşanıyor.
Özellikle cari açık ve döviz ihtiyacı Türkiye'nin en önemli sorunu olarak gösterilmektedir. 80'li 90'lı yıllarda iç tüketime bağlı çok hızlı büyüme dönemlerinde enerji dışında carı açık verdiğimiz noktata dolar krizi yaşayan ülkemiz, artık büyüyemediği yıllarda da yüksek cari açık verir noktaya gelmiştir.
Cari açık bir türlü azalmıyor
2000-2007 | |
| Büyüme | 40% |
| Cari Açık | -3,9% |
| 2007-2014 | |
| Büyüme | 25% |
| Cari Açık | -6,3% |
Son 15 yılı iki kısma ayırarak incelediğimizde tablo daha net görülebiliyor. İlk 7 yılda yüzde 40 büyüme oranına karşılık GSYH'nın yüzde -3,9'u oranında cari açık veriyorduk.
Oysa son 7 yılda büyüme oranı yüzde 40'dan 25'e gerilerken cari açık oranı yüzde -6,3'e yükselmiş durumda.
Türkiye 2012 yılında sadece yüzde 2,1
2013 yılında yüzde 4,2 ve
2014 yılında yüzde 2,9 oranında büyüme gösterebildi.
Bir başka deyişle üç yılda toplam yüzde 9,5 büyüyebildik. Fakat bu üç yılda toplam -160 milyar dolar cari açık vererek yabancı dövizine artık ne kadar ihtiyacımız olduğunu da göstermiş olduk.
Eskiden sadece bir yılda (2004 yılında) yüzde 9,4 büyüme oranına karşılık cari açığımızın -14 milyar dolar olduğunu söylersek son üç yılda gelmiş olduğumuz noktanın ne kadar ciddi olduğunu anlamış oluruz.
Büyüme ve cari açık ilişkisi veya büyüme olmadan da oluşan cari açık sorunu Türkiye'yi dolar/TL fiyat belirlemede çok farklı bir noktaya taşıyabiliyor. 1994 ve 2001 krizlerinde yaşanan ani döviz yükselişleri ve dolar krizleri hala hafızalardan gitmediği için doların değerini hesaplarken yakın geçmiş tarihi de unutmamamız gerekiyor.
Sorun doların değerinde değil dalgasında
Eski verilerden ve iktisat bilminin temel kurallarından sayılan devalüasyon sonrası ithalatın azalması ve ihracatın artması maalesef bu sefer Türkiye'de işlemiyor. Mesela doların değer kazanmaya başladığı 2013 yılında ihracatımız yüzde -0,4 azalarak 151,8 milyar dolar gerçekleşirken ithalatımız yüzde 6,4 artışla 251,7milyar dolara ulaşmıştı.
Keza 2015 yılının ilk altı ayında da ihracatımız yüzde -8,2 azalırken ithalatımız yüzde -10,9 geriledi.
Fakat 2015 yılında sadece bir seferlik olan ve üretimle alakası olmayan kıymetli madenler çıkartıldığında ihracattaki kayıp oranı yüzde -12,6'ya yükselmiş oluyor. İthalatta ise düşen enerji faturası düşüldüğünde azalış yüzde -6,8'e geriliyor.
Özetle dış ticaretimizde kur etkisi ile oluşan dengeye bakıldığında dolar yükselişine rağmen ihracatta daha büyük bir kayıp olduğu bize gösteriyor.
Zaten ihracatçılar ve MUSİAD'ın son yıllarda doların değerinden ziyade dalgalanmasınan şikayet etmeleri de bu tabloyu açık açık göstermöektedir.
Özet:
Bugün doların değerini tespit etmek için geçmiş verileri baz alırsak karşımıza maksimum 3,0-3,60 TL gibi bir aralık çıkıyor. Bu değer aralığında ise en makul fiyatın hem ADB enflasyonundan hem de TL enflasyonundan arındırılmış fiyatlar gerçekçi görülüyor. O noktada ise kısa vadede doların ilk hedefine 3,0 TL ile ulaştığını söyleyebiliriz.
Yok eğer geçmişi değil de Türkiye'nin döviz ihtiyacını baz alırsak işte o noktada ne olacağını kestirmek gerçekten zor. Çünkü 94 ve 2001 devalüasyonları sonrası gibi artık ihracat artıp-ithalat azalmıyor.
Türkiye dövizde kalıcı bir seviye elde etmek istiyorsa sıcak para üzerinden değil dış ticaret üzerinden denge kurana kadar dolarda dalgalanmalar devam edecektir.
