Türkiye genelinde tarım ve hayvancılık sektörü, tarihinin en zorlu ve belirsiz dönemlerinden birini geçiriyor. Artan girdi maliyetleri, kuraklık ve öngörülemeyen tarım politikaları nedeniyle borç batağına sürüklenen çiftçiler, ödeyemedikleri borçlar yüzünden cezaevine girme tedirginliği yaşıyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, düzenlediği basın toplantısında doğrudan üreticilerden gelen mektupları kamuoyuyla paylaşarak sahadaki dramı gözler önüne serdi. Gürer, uygulanan yanlış politikalarla hem üreticinin hem de tüketicinin mağdur edildiğini belirterek, tarladaki girdi maliyetleri düşürülmeden market raflarındaki fiyatların asla inmeyeceğini vurguladı.
ÜRETİCİ ÇARESİZ VE CEZAEVİ TEDİRGİNLİĞİ YAŞIYOR
Ömer Fethi Gürer’in basın toplantısında paylaştığı mektuplar, özellikle İç Anadolu Bölgesi'ndeki üreticilerin içinde bulunduğu derin krizi yansıtıyor. Son üç yıldır girdi fiyatlarının tavan yaptığını belirten bir domates üreticisi, yetiştirdikleri mahsulün satış fiyatının yalnızca işçilik maliyetini karşıladığını ifade ederek çaresizliğini dile getirdi. Yazılan çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle hapse girme korkusu yaşayan çiftçiler, onurlu bir şekilde üretim yapmaya çalışırken kuru ekmeğe muhtaç hale geldiklerini belirtiyor. Gürer, 2025 yılında yaşanan zirai don ve kuraklık afetleri sebebiyle çiftçi borçlarının üç yıl süreyle ertelenmesi, faizlerin tamamen silinmesi ve ek kredi imkanlarının sağlanması için hazırladıkları kanun teklifini daha önce Meclis gündemine taşıdıklarını hatırlatarak, yargı paketlerinde çek cezalarına yönelik acil bir düzenleme yapılması gerektiğini savundu.
HAYVANCILIKTA YEM MALİYETLERİ YÜZDE YÜZ ARTTI
Tarım sektöründeki ekonomik krizin en ağır faturası hayvancılık alanında kesiliyor. Sürü sahibi besicilerin gönderdiği şikayetleri aktaran Gürer, son bir yıl içinde yem fiyatlarının yüzde yüz oranında arttığını, buna karşılık et kesim fiyatlarının bu devasa maliyetleri dahi karşılamadığını ifade etti. Canlı hayvan alıcılarının ve kesim yapan firmaların ortadan kaybolduğunu belirten üreticiler, dolandırıcılara bile mal verecek kadar umutsuz bir duruma sürüklenmiş durumda. Girdilerin sürekli artması, gelirlerin ise hızla düşmesi küçük işletmeleri iflasın eşiğine getirdi. Kırsal kesimde ahırların giderek boşaldığı, okulların kapandığı ve üretimin durma noktasına geldiği açıkça görülüyor.
KÜÇÜK İŞLETMELERİ ZORA SOKAN 200 BAŞ SINIRI
Et ve Süt Kurumu'nun sahada tepki çeken yeni uygulamaları da sektördeki tartışmaları alevlendirdi. Gürer, 200 başın altında ithal hayvan alan işletmelere bu hayvanları Et ve Süt Kurumu'nda kesme zorunluluğu getirilmesinin küçük besiciyi ciddi şekilde dezavantajlı duruma düşürdüğüne dikkat çekti. Daha büyük kapasiteli işletmelerin bu zorunluluktan muaf tutulması, adaletsiz bir rekabet ortamı yaratıyor. Kurumun düşük fiyat tarifesiyle kesim yapması, zaten zararına çalışan küçük aile işletmelerini daha az kazanca mahkum ediyor.
BEYAZ ET İHRACAT YASAĞI PAZAR KAYBINA YOL AÇACAK
Gürer’in gündeme taşıdığı bir diğer kritik konu ise Ticaret Bakanlığı tarafından 9 Şubat 2026 tarihinde uygulamaya konulan kanatlı et ihracatını durdurma kararı oldu. Geçmişte zeytinyağı ve salça gibi tarım ürünlerinde de benzer öngörüsüz adımların atıldığını belirten Gürer, aniden alınan ihracat yasaklarının iç piyasada fiyatları düşürmediğini, aksine Türkiye'nin dış pazardaki güvenilirliğini zedeleyerek pazar payını Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Brezilya gibi küresel rakiplere kaptırmasına neden olacağını savundu. Beyaz et üretiminin yaklaşık yüzde 15-20'sini ihraç eden Türkiye'nin yıllara göre dış satım verileri şu şekilde gerçekleşti:
2022 yılı ihracatı: 705.000 ton
2023 yılı ihracatı: 526.000 ton
2024 yılı ihracatı: 451.000 ton
2025 yılı ihracatı: 547.000 ton
SORUNUN TEMEL KAYNAĞI DIŞA BAĞIMLILIK VE GİRDİ MALİYETLERİ
Ramazan ayı öncesinde et fiyatlarındaki artışı durduramayan iktidarın, geçici bir çözüm olarak ihracatı yasaklamakta bulduğunu belirten Gürer, asıl sorunun hammadde de dışa bağımlılık olduğunu vurguladı. Kanatlı sektöründeki maliyet artışlarının ana nedeninin döviz bazlı yem fiyatları olduğu biliniyor. Özellikle soya üretiminde dışa bağımlılığın yüzde doksan seviyelerine ulaşması, üreticinin elini kolunu bağlıyor. Yem fiyatları devlet tarafından sübvanse edilmeden ve üretimdeki temel girdi maliyetleri kalıcı olarak düşürülmeden et fiyatlarının ucuzlamayacağı açıkça ifade ediliyor. Üreticiler de aynı zamanda birer tüketici olduklarını hatırlatarak, fiyatların artmasını değil, maliyetlerin düşürülmesini istiyor.
SULAMA BİRLİKLERİ VE ÇEVRESEL RİSKLER
Tarım arazilerinin verimliliğini doğrudan etkileyen su yönetimi politikaları da CHP'li Gürer'in eleştirilerinin odağında yer aldı. Devlet Su İşleri tarafından sulama birliklerinin yönetim yapısının değiştirilmesini ve göletlerin farklı işletmecilere kiralanması yönündeki düzenlemeleri eleştiren Gürer, işletme yetkisinin yerel halkı tanıyan muhtarlıklara, belediyelere ve sulama kooperatiflerine devredilmesi gerektiğini aktardı. Öte yandan, Niğde Bor’da bulunan Akkaya Barajı’nda meydana gelen kirlilik, kötü koku ve köpürme sorunlarına da değinerek, yapılan kısmi temizlik çalışmalarına rağmen çevresel ve tarımsal risklerin devam ettiği konusunda yetkilileri uyardı.
