Fakirden aldık zengine verdik

Fakirden aldık zengine verdik

Son beş yılda gelir adaletsizliğine zirve yaptıran ekonomi politikaları dar gelirlinin cebindeki parayı eritirken, paradan para kazananların yüzünü güldürdü. 30 milyon dolar üzeri serveti olanların sayısı iki kat arttı. Toplam verginin ise yüzde 15'ini holdingler, yüzde 85’ini dar gelirliler ödedi.

The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de 30 milyon üstü servete sahip kişi sayısı son 5 yılda yüzde 93,5 arttı. Nüfusun büyük çoğunluğunda reel gelir düşerken küçük bir kesimde yaşanan fahiş servet artışı uygulanan ekonomi politikalarının dengesizliğini ortaya koydu. Ülkenin yüzde 99'unda fakirleşme gözle görünür oranda belirginleşti. Beş yıl önce asgari ücretle bin 883 bardak çay içilebilirken bu sayı 2026'da 935'e geriledi. 2021'de emekli ikramiyesiyle küçükbaş kurban alınabilirken, 2026'da bu tutarın karşılığı "5 kilo kıyma" oldu.

YANLIŞ PROGRAM ARAYI AÇTI

Enflasyon 2023 ve 2024’te 60-65 bandında seyretti. 2021’deki kırılma öncesi yüzde 36 olan milli gelirden alınan pay, 2022’de yüzde 30’un altına düştü. En zengin ile en yoksul arasındaki gelir farkı 8 katına çıktı. Bu oranla Türkiye OECD ülkeleri içerisinde en yüksek eşitsizlik grubunun zirvesine oturdu. Ekonomi yönetiminin çalışma hayatıyla ilgili aldığı kararlar da aradaki uçurumun açılmasına yol açtı. GİB verilerine göre holding ve finans kurumları her yüz liralık verginin sadece 15’ini öderken toplam vergi yükünün yüzde 85’i dar gelirlinin sırtına bindi.

0405krt01a-tum.jpg

VATANDAŞ BİR AVUÇ ZENGİNE ÇALIŞIYOR

Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve paraya yön verenlerin, dar gelirli yerine, zengini kollayan kararları iki kesim arasındaki uçurumu kapanamaz boyuta getirdi. Parası olanın daha çok kazandığı ücretli ve dar gelirlinin ise giderek yaşam hakkının elinden alındığı mevcut düzende asgari ücretli ve emekli ay sonunu getiremez oldu. Toplumun küçük bir kesimi ise 5 yılda elde ettiği servetle dudak uçuklattı.

Nüfusun büyük çoğunluğunda reel gelir düşerken küçük bir kesimde ise servet artışı inanılmaz boyutlara ulaştı. Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı 5 yılda yüzde 93,5 arttı. Buna karşın ülkenin yüzde 99’unda ise reel fakirleşme gözle görünür oranda belirginleşti. Maaş artışlarının kat be kat üzerinde artış gösteren temel ürünlere ulaşmak artık neredeyse imkansızlaştı. Ev ve araba almanın geniş kesimler için hayal haline geldiği son 5 yılda en düşük emekli maaşı yüzde 693 artarken bir bardak çayın fiyatı en düşük rakamlar baz alındığında bilr yüzde bin 900 artış gösterdi. Bir adet simitin fiyat artışı yüzde 700’e ulaştı. 2021’de asgari ücretle bin 883 bardak çay içilebilirken sayı 2026’da 935 bardağa geriledi. Aynı dönemde maaşıyla 2021’de 76 adet Big Mac Menü alan bir asgari ücretli şimdi ancak 70 adet menü satın alabiliyor. 2021’de verilen bayram ikramiyesinin satın alma gücünde de gözle görülür bir düşüş dikkat çekiyor. 2021’de verilen ikramiye ile 440 adet simit satın alabilen emekli şimdi ancak 200 adet simit alabiliyor.

ADIM ADIM FAKİRLEŞTİK

Türkiye’nin içinde bulunduğu en büyük sorun yüksek enflasyonun kalıcı hale gelmesi. Dar gelirli vatandaşın bir vergi gibi ödediği yüksek enflasyonda denge 2021 yılında bozuldu. 2021’de yüzde 36 olan enflasyon, 2022’de katlanarak yüzde 64’e çıktı. 2023 ve 2024 yıllarında da yüzde 60-65 bandında seyretti. Sonrasında ise enflasyonun düşürülmesi için hedefe göre ücret artışları baz alındı. 2021’de başlayan kırılma böylece 2025 ve sonrasında halkın alım gücünün çok daha hızlı düşmesine neden oldu. Bu da ücretlilerin milli gelirden aldığı payı sistemli olarak düşürdü. 2016-2019 arası yüzde 36 olan milli gelirden alınan pay oranı, 2022’de yüzde 30’un altına düştü. En zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20 arasındaki gelir oranı dengesizliği bir anda 8 katına çıktı. Böylece Türkiye OECD ülkeleri içerisinde en yüksek eşitsizlik grubunun zirvesine oturdu. Ekonomi yönetiminin çalışma hayatıyla ilgili aldığı kararlar da aradaki uçurumun açılmasına çanak tutuyor. Yıllarca işverene hem vergi indirimi hem de muafiyatlerle kol kanat geren hükümet, teşviklerle de patronların parasına para katıyor. Bunun en çarpıcı örneği merkezi yönetim bütçesinden patronlara işveren prim desteği olarak verilen devasa kaynaklar olarak karşımıza çıkıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre; bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) işveren prim desteği için son 5 yılda 733.3 milyar lira harcandı. Patronlar, hükümet tarafından kendilerine sunulan her türlü teşvik ve desteğe rağmen, gerçek kazançları üzerinden ödemeleri gereken vergileri ise ödememeyi tercih etti. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) rakamlarına göre, holding ve finans kurumları her yüz liralık verginin sadece 15 lirasını veriyor. Türkiye’nin toplam vergi yükünün yüzde 85’ini ise dar gelirliler ödüyor. Bu yılın ilk çeyrek verilerinde zenginlerin yapay zekanın da marifetiyle yakalanıp gizledikleri bir miktar vergiyi ödemek zorunda kaldığı da dikkat çekiyor. Ancak buna rağmen vergide adaletsizlik devam ediyor. Ekonomi yönetimi aynı cömertliği emekli ve dar kesim istediğinde ise yapılan artışlar enflasyonist etki yaratır diyerek reddetmeyi tercih ediyor. Yine gelir vergisi dilimleriyle çalışanların gelirleri yılın ilk çeyreğinden itibaren hızla aşağıya çekiliyor.

SERVET ARTIŞINDA İLK ÜÇTEYİZ

Knight Frank raporuna göre Türkiye’de 30 milyon dolar üzeri servete sahip kişi sayısı 5 yılda yüzde 93,5 artarak 4.208’e ulaştı. Türkiye, servet artışında dünyada ilk üçte yer aldı. Ultra zengin sayısındaki artış oranına göre ilk dört ülke yüzde 109 ile Polonya, yüzde 107 ile Katar, yüzde 93,5 ile Türkiye, yüzde 93 ile Romanya olarak sıralandı. Dünya genelinde de ultra zengin sayısındaki artış dikkat çekti. Son 5 yılda sayı 551 bin 435’ten 713 bin 626’ya yükseldi. Bu artış, yaklaşık yüzde 29’luk büyümeye ve 162 binden fazla yeni ultra zenginin sisteme dahil olmasına işaret ediyor. Küresel artışın yüzde 40’tan fazlası ise ABD kaynaklı gerçekleşti. Rapora göre, servet coğrafi olarak daha geniş bir alana yayılmaya başlasa da üretim hâlâ belirli merkezlerde yoğunlaşıyor. Kuzey Amerika liderliğini sürdürürken, Asya-Pasifik bölgesi en hızlı büyüyen bölge olarak öne çıkıyor. Çin konumunu güçlendirirken, Hindistan ise yeni bir servet üretim merkezi olarak dikkat çekiyor. Türkiye, küresel ölçekte doğrudan bir finans merkezi olmasa da varlık artış hızındaki performansıyla öne çıkıyor. Son veriler, ülkenin servet büyümesinde güçlü bir ivme yakaladığını ve bu trendin önümüzdeki yıllarda da devam edebileceğini gösteriyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN