Küresel finans sisteminin sürdürülebilirliği, tarihin en yüksek borç yüküyle test ediliyor. IIF'in son verilerine göre, borç birikim hızı pandemi sonrası dönemin en yüksek ivmesine ulaşırken, artışın lokomotifi bütçe açıklarını kapatmaya çalışan gelişmiş ekonomiler oldu.
GELİŞMİŞ ÜLKELER BORÇLANMADA BAŞI ÇEKİYOR
Küresel borç artışının yaklaşık üçte ikisi gelişmiş piyasalardan kaynaklandı. Bu durum, kamu harcamalarındaki yükseliş ve bütçe disiplininden uzaklaşma eğiliminin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Gelişmiş Ekonomiler: Toplam borç 231,7 trilyon dolara yükseldi.
Gelişmekte Olan Piyasalar: Toplam borç 116,6 trilyon dolara ulaşırken, borç/GSYH oranı %235 ile rekor tazeledi.
Küresel Oran: Borcun küresel GSYH’ye oranı, büyümenin etkisiyle %308’e gerilese de nominal bazdaki devasa artış riskleri canlı tutuyor.
KAMU BORÇLARINDA "10 TRİLYON DOLAR" EŞİĞİ
Borçların dağılımına bakıldığında, en büyük risk alanının kamu maliyesi olduğu görülüyor. Küresel borç artışının 10 trilyon dolardan fazlası doğrudan devletlerin hanesine yazıldı.
Küresel borç artışının neredeyse dörtte üçünden ABD, Çin ve Euro Bölgesi sorumlu tutuluyor. Bu üç dev gücün bütçe politikaları, dünya ekonomisinin borç dengesini doğrudan şekillendiriyor.
TÜRKİYE: HANEHALKI VE ŞİRKET BORÇLARINDA ARTIŞ TRENDİ
IIF raporu, Türkiye ekonomisindeki borçlanma dinamiklerine de ışık tuttu. Türkiye’de borçlanma kompozisyonu karmaşık bir seyir izliyor:
Yükselenler: Hanehalkı ve reel sektör (şirket) borçlarında artış kaydedildi. Bu durum, finansman maliyetlerine rağmen kredi ihtiyacının sürdüğüne işaret ediyor.
Gerileyenler: Kamu ve finansal sektör borçlarında ise hafif bir aşağı yönlü seyir gözlemlendi. Bu durum, mali disiplin çabalarının ve bankacılık sektöründeki temkinli duruşun yansıması olarak okunuyor.
