Feyhaman Duran atölyesinden yetişti, Halil Dikmen’den ney, Süheyl Ünver’den tezhip ve minyatür öğrendi, doğduğu şehir Kütahya’ya müze kurdu, bu şehri tuvale taşıdı, şimdiye kadar 2 bin tablo yaptı, üç minyatür albümü hazırladı. Yetiştirdiği çam fidelerinden Kütahya çevresinde 70 bin dönüm arazinin çam ormanı olmasını bile sağladı. Bunlara imza atan Kütahyalı ressam, neyzen ve minyatürist Ahmet Yakupoğlu, önceki gün aramızdan ayrıldı. 96 yaşındaki Yakupoğlu’nun 13 aydır tedavi gördüğü Dumlupınar Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Sanatçı, dün Kütahya Ulu Camii’de ikindiyi müteakip kılınan cenaze namazının ardından Ahi Erbasan Mezarlığı’nda toprağa verildi.
KARAKALEM VESİKALIK
Dünyaca ünlü suyun ressamı olarak bilinen Ahmet Yakupoğlu 1920 yılının kasım ayında Kütahya’nın Saray Mahallesi’nde dünyaya geldi. Resme olan alakası küçük yaşlarda başlayan Yakupoğlu, henüz beş yaşındayken ilk tuvalleri evdeki dolapların kapağı ve duvarlardı. İlkokulda yaptığı resimleri okul salonlarında sergileyen Yakupoğlu, Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesi’nin müdavimi olarak resimli kitapların ve resim sanatı üzerine yazılmış kitapların tamamını okumuştu. İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Süheyl Ünver’in 1941’de bu kütaphanedeki yazma eserleri incelemek üzere Kütahya’ya gitmesi onun bu konuda ufkunu genişletti.

Kütahya Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavına giren Yakupoğlu, sözlü mülakata gerek kalmadan akademiye alındı. Üstelik kayıtta iki adet vesikalık fotoğraf yerine kendi çizdiği otoportreyi vererek okula kaydoldu! O anı Yrd. Doç. Dr. Pınar Yazgaç’ın Yakupoğlu ile ilgili kaleme aldığı yazıda yeğeni Rıfat Çalışel tarafından şöyle anlatılmıştı: “Dayım sınava girerken iki adet veskalık siyah beyaz fotoğraf isterler. Kütahya’dan yola çıktığında böyle bir hazırlığı olmadığı için hemen izin ister ve akademinin lavabosunun aynasına bakarak hemen oracıkta 3cm x 4cm’e bir karakalem portre resmini çiziverir. Hemen müracata verir. O kadar gerçekçi bir resim olmuştur ki fotoğraftan ayırt edemeyecek kadar başarılıdır. İşte böylelikle sınava girebilir. Dayımın azmi ve isteği mücadeleli başlayan bu sınavdan zaferle çıkmasına sebep olmuştur.”
YAKLAŞIK 2 BİN RESMİ VAR
Yakupoğlu, İstanbul’daki eğitimini tamamladıktan sonra Kütahya’ya döndü ve resim çalışmalarını sürdürdü. Camiler, türbeler, tarihi evler, eski sokaklar, kimi önemli kişilerin portreleri, özellikle Kütahya’nın ve civarının doğal güzellikleri, değirmenler, çağlayanlar Yakupoğlu’nun yağlıboya tablolarının belli başlı konularıydı.
Ahmet Yakupoğlu’nun kopya resimler hariç, 2 bine yakın orijinal resmi bulunuyor. Her türlü suyu tablolarında akıtan Yakupoğlu, bu nedenle ‘suların ressamı’ olarak da anılıyor.
Ahmet Yakupoğlu’nun cenaze namazına sanatçının dostları, yakınları ve AK Parti Milletvekili İshak Gazel de katıldı.
ÇOK YÖNLÜ BİR SANATÇI
Ahmet Yakupoğlu, hayatı boyunca tek bir sanatla ilgilenmedi. İstanbul’da bulunduğu yıllarda neyzen Nurullah Kılınç ile Süleyman Erguner’den musiki dersleri aldı. Prof. Süheyl Ünver’den minyatür ve tezhip sanatını öğrendi. Kütahya’ya döndükten sonra resim dışında müzecilikle de uğraşan Yakupoğlu, Sun’ullah Gaybi Türbesi, Karagöz Ahmet Paşa Türbesi, Ana Sultan Türbesi, Hıdırlık Mescidi, Paşa Sultan Kapısı, Tellal Çeşmesi gibi birçok değerli eserin restorasyonunda görev aldı.

Yakupoğlu ayrıca, 7 dönümlük bahçesinde çam fidanları yetiştirdi, civar köylerin sakinlerini ağaçlandırma çalışmalarına ikna etti, Kütahya çevresinde 70 bin dönüm arazinin çam ormanı olmasını sağladı.
‘HERKES AVRUPA’YA GİDERKEN O DOĞDUĞU ŞEHRE DÖNDÜ’
Karar yazarı Beşir Ayvazoğlu “Ahmet Yakupoğlu ünlü ve çok yönlü bir sanatkardır” diyerek ressamla ilgili şunları söyledi: “Kendisi Halil Dikmen’in talebesiydi. Ayrıca önemli kişilerden ders almış kuvvetli bir nezyen, nakkaş ve müzehhipti. Ama en önemli tarafı bence ‘yerli’ olmasıydı. Çünkü o dönem, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olan birçok ressam soluğu Avrupa’da alır, tahsiline devam ederdi. Avrupa’da ortaya çıkmış sanat akımlarından beslenerek eserlerini icra eder, sonra bu eserleri Türkiye’ye taşırlardı. Fakat Ahmet Yakupoğlu memleketi Kütahya’ya gitmeyi tercih etti ve tam da değişme dönemi...
Şehirlerimizin yok olma dönemi... Kütahya’nın doğal, tarihi görüntülerini resmetti. Çok da iyi bir manzara resimleri ortaya koydu. Özellikle ilk dönem manzara resimleri Feyhaman Duran’ın etkisini çok güçlü şekilde yansıtır. Yakupoğlu’nun çok renkli bir paleti var. Bir yandan da çevre korumacı olarak tarihi dokuyu korumak için özel bir çaba sarf etti. Bunun yanında, neyzen olduğu için de neyzen yetiştirirdi. Batı resmini de Doğu resmini de çok iyi bilir. Bu çok yönlülüğü nedeniyle renkli, kültürel değerlerine bağlı önemli bir sanatçıdır.”

ESERLERİNİ ÜNİVERSİTEYE BAĞIŞLAMIŞ
Sahip olduklarını Kütahya’ya bırakmak isteyen Ahmet Yakupoğlu, bir süre önce kendi adına kurulan vakfı feshederek Maltepe’de büyük bir arazide yer alan evini, bahçesini ve diğer mal varlıklarını,
3 bin kitabın bulunduğu sanat kütüphanesini, bin 500’den fazla tablosuyla tezhip ve minyatür eserlerinden oluşan diğer tüm çalışmalarını Dumlupınar Üniversitesi’ne bağışladı.
