Uzman Gıda Mühendisi ve Makarna Lütfen’in kurucusu Tuğba Bayburtluoğlu, KARAR’a yaptığı açıklamada, gıda güvenliğinden etiket okuma alışkanlıklarına, ev konservelerinden sosyal medyadaki yanlış bilgilere kadar çok sayıda konuda değerlendirmelerde bulundu.
Girişimcilik yolculuğunun anne olduktan sonra başladığını anlatan Bayburtluoğlu, çocuğunun beslenmesi için güvenilir, katkısız ve besin değeri yüksek ürünler ararken çocukların sevdiği makarnaya sebze ve protein ekleme fikrinin ortaya çıktığını söyledi. Bayburtluoğlu, “Bir gıda mühendisi anneden temiz ve sağlıklı gıdalar” yaklaşımıyla başlayan girişimin 2026 itibarıyla 14 yılı geride bıraktığını belirtti.
“ÜRÜNÜN GERÇEK KİMLİĞİ ARKA YÜZÜNDE”
Tüketicilerin ambalajın ön yüzündeki büyük vaatlerden önce içindekiler listesine bakması gerektiğini vurgulayan Bayburtluoğlu, bileşenlerin ürün etiketlerinde ağırlık sırasına göre yazıldığını hatırlattı.
Listenin ilk sıralarında şeker, şurup veya yağ bulunmasının ürünün temel yapısı hakkında önemli bilgi verdiğini söyleyen Bayburtluoğlu, tüketicilere şu tavsiyelerde bulundu:
“Ürünün gerçek kimliği reklam cümlelerinde değil, içeriğinde yazar. Son tüketim veya tavsiye edilen tüketim tarihi, katkı maddeleri, alerjen bildirimleri ve saklama koşulları mutlaka incelenmelidir.”
Bayburtluoğlu, markayı büyütürken yalnızca piyasada satılan ürünlere değil, ailelerin henüz farkında olmadığı besin değeri ve işlevsellik ihtiyaçlarına da odaklandıklarını anlattı. Kredileri plansız büyüme yerine üretim kapasitesi ve ürün geliştirme alanlarında kullandıklarını ifade etti.
“ŞEKERSİZ VE PROTEİNLİ İFADELERİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL”
Ambalajlarda sıkça kullanılan “şekersiz”, “fit”, “proteinli”, “doğal” ve “katkısız” gibi ifadelerin tüketiciyi yanıltabileceğini belirten Bayburtluoğlu, ilave şeker içermeyen bir üründe bal, meyve konsantresi veya şurup bulunabileceğine dikkat çekti.
Protein miktarı yüksek bir ürünün aynı zamanda fazla şeker, doymuş yağ veya tuz içerebileceğini belirten Bayburtluoğlu, “Fit” ifadesinin bilimsel olarak tanımlanmış bir sağlık ölçütü olmadığını söyledi.
“Bir ürünü tek bir kelime üzerinden iyi veya kötü ilan etmek yerine içindekiler listesine, besin değerleri tablosuna ve porsiyon miktarına bakmak gerekir.”
Bayburtluoğlu, “katkısız” bir ürünün içeriğinin sade olabileceğini ancak bunun sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmediğini de vurguladı.
“DOĞAL OLAN HER ZAMAN GÜVENLİ DEĞİLDİR”
“Doğal”, “köy ürünü” veya “ev yapımı” ifadelerinin tüketicide güven duygusu oluşturduğunu ancak gıda güvenliği açısından tek başına yeterli olmadığını söyleyen Bayburtluoğlu, üretim ortamı ve hijyen koşullarının belirleyici olduğunu ifade etti.
Uygun olmayan üretim koşullarında sıcaklık kontrolünün sağlanamayabileceğini, çapraz bulaşmanın önlenemeyebileceğini ve mikrobiyolojik risklerin gözle görülemeyeceğini belirten Bayburtluoğlu, endüstriyel olarak üretilen her gıdanın da otomatik olarak zararlı sayılamayacağını kaydetti.
“Kontrollü üretim, izlenebilirlik, analiz ve doğru ısıl işlem gıda güvenliğinin temel parçalarıdır. ‘Doğal olan güvenlidir, paketli olan zararlıdır’ yaklaşımı doğru değildir.”
Bayburtluoğlu ayrıca gıdayla temas eden ekipmanların niteliğine dikkat çekerek özellikle kayıt dışı üretimde kullanılan alüminyum kaplara karşı tüketicileri uyardı.
KAPI SÜTÜ VE EV YOĞURDU UYARISI
Bayburtluoğlu, kayıt dışı olarak satılan kapı sütlerinde hayvanın sağlık durumunun, sağım hijyeninin, antibiyotik kalıntısının ve soğuk zincirin denetlenemediğini söyledi.
Sütün beyaz ve temiz görünmesinin ya da kaynatıldığında kesilmemesinin güvenli olduğunu kanıtlamadığını belirten Bayburtluoğlu, evde kaynatma işleminin pastörizasyonla aynı olmadığını vurguladı.
“Pastörizasyon belirli bir sıcaklığın standart bir süre boyunca uygulanması, ürünün hızla soğutulması ve sürecin kayıt altına alınmasıdır. Evde kaynatmak bazı mikroorganizmaları azaltabilir ancak ürünü tamamen güvenli hâle getirmez.”
Özellikle çocukların, hamilelerin, yaşlıların ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerin mikrobiyolojik risklere karşı daha hassas olduğunu ifade eden Bayburtluoğlu, güvenilir süt kullanılmaması durumunda ev yapımı yoğurdun da risk taşıyabileceğini söyledi.
SAĞLIKLI BESLENME GELİR MESELESİNE DÖNÜŞÜYOR
Gıda fiyatlarındaki artışın tüketicileri daha uygun fiyatlı ve doyurucu ürünlere yönelttiğini belirten Bayburtluoğlu, sağlıklı beslenmeye erişimin ekonomik boyutunun görmezden gelinemeyeceğini söyledi.
Bununla birlikte ucuz olan her ürünün hileli veya güvensiz, pahalı olan her ürünün ise kaliteli kabul edilemeyeceğini vurguladı.
“Dikkat edilmesi gereken, piyasa gerçeklerinin çok altında fiyatlandırılan ve içeriği belirsiz ürünlerdir.”
Bayburtluoğlu, ürün fiyatının üretim ölçeği, kampanya, ambalaj tercihi ve dağıtım modeli gibi nedenlerle de düşük olabileceğini belirtti.
EN BÜYÜK RİSKLERDEN BİRİ SOĞUK ZİNCİRİN BOZULMASI
Tüketicilerin katkı maddelerine yoğunlaşırken soğuk zincir, çapraz bulaşma ve yanlış saklama gibi daha büyük riskleri gözden kaçırabildiğini söyleyen Bayburtluoğlu, et, tavuk, balık, süt ürünleri ve dondurulmuş gıdaların alışveriş sonrasında uzun süre araçta veya mutfak tezgâhında bekletilmemesi gerektiğini belirtti.
Çiğ tavuğun kesildiği tahtada salata hazırlanması, aynı bıçağın yıkanmadan kullanılması veya pişmiş yemeğin çiğ ürünün bulunduğu tabağa konulmasının mikroorganizmaların yayılmasına yol açabileceğini ifade etti.
“Gıda güvenliği yalnızca ürünün fabrikada nasıl üretildiğiyle ilgili değildir. Ürünü satın aldıktan sonra nasıl taşıdığımız, sakladığımız ve hazırladığımız da aynı derecede önemlidir.”
Yemeklerin tekrar tekrar ısıtılıp soğutulmaması gerektiğini belirten Bayburtluoğlu, yeniden ısıtılacak yemeklerin küçük porsiyonlara ayrılmasını önerdi.
SON TÜKETİM TARİHİ GEÇEN ÜRÜN TÜKETİLMEMELİ
Son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihinin aynı anlama gelmediğini hatırlatan Bayburtluoğlu, son tüketim tarihinin et, balık, süt ve bazı süt ürünleri gibi mikrobiyolojik açıdan kolay bozulan gıdalarda kullanıldığını söyledi.
Bu tarihi geçen ürünlerin görünüşü ve kokusu normal olsa bile tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Bayburtluoğlu, hastalık yapıcı mikroorganizmaların her zaman gözle görülür değişiklik oluşturmadığını belirtti.
Tavsiye edilen tüketim tarihinin ise ürünün tat, koku, kıvam ve tazelik özelliklerini en iyi koruyacağı süreyi gösterdiğini anlatan Bayburtluoğlu, makarna, pirinç, bakliyat, çay ve bisküvi gibi ürünlerin bu kapsama girdiğini söyledi.
Ambalajı açılmamış, doğru koşullarda saklanmış ve bozulma belirtisi göstermeyen ürünlerin tavsiye edilen tüketim tarihi geçtikten sonra durumuna göre değerlendirilebileceğini ifade etti.

EV KONSERVELERİNDE BOTULİZM TEHLİKESİ
Ev yapımı konservelerde ölümcül sonuçlara yol açabilen botulizm riskine dikkat çeken Bayburtluoğlu, özellikle düşük asitli fasulye ve bezelye gibi sebzelerin ev koşullarında konservelenmesini önermediğini söyledi.
Botulizme neden olan bakterinin oksijensiz ve uygun asitlik sağlanmayan ortamlarda gelişebileceğini belirten Bayburtluoğlu, toksin içeren konservenin her zaman kötü kokmayabileceğini veya kapağının şişmeyebileceğini vurguladı.
“‘Yıllardır yapıyoruz, bir şey olmadı’ demek bilimsel bir güvenlik ölçütü değildir. Bu, emniyet kemeri takmadan yıllarca araç kullanıp kaza yapmamış olmaya benzer.”
Bayburtluoğlu, kavanozların kapağı kapatıldıktan sonra ters çevrilmemesini ve uygun ısıl işlem uygulanmasını önerdi.
“SOSYAL MEDYADAKİ EV DENEYLERİ GÜVENİLİR DEĞİL”
Sosyal medyanın gıda konusunda bilgiye erişimi kolaylaştırırken yanlış bilgilerin yayılmasını da hızlandırdığını belirten Bayburtluoğlu, bir ürünü yakarak, dondurarak, suya atarak veya üzerine farklı maddeler damlatarak gerçekliğinin anlaşılabileceğini öne süren videolara karşı uyardı.
Gıda hilelerinin ve mikrobiyolojik risklerin çoğunun evde yapılan basit deneylerle belirlenemeyeceğini, laboratuvar analizine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Tüketicilerin bilgiyi paylaşan kişinin uzmanlığına ve iddialarını hangi araştırma veya mevzuata dayandırdığına bakması gerektiğini belirten Bayburtluoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Doğru bilgi insanı bilinçlendirir ve seçenek sunar. Korku pazarlaması ise suçluluk, panik ve çaresizlik yaratır. Tüketicinin ihtiyacı korkmak değil, gıda okuryazarlığını geliştirmektir.”
