Bireylerin bariz biçimde hatalı olduğunu bildikleri bir görüşü dahi sırf çoğunluk savunuyor diye benimsemesi, sosyal psikoloji dünyasında kapsamlı araştırmalara konu oluyor.
İnsanların toplumdan dışlanmama arzusuyla kendi fikirlerinden vazgeçtiği bu tablo, literatürde 'uyma davranışı' (conformity) şeklinde adlandırılıyor.
Günlük hayatta sıkça karşılaşılan bu yönelim, bireyin bağımsız karar mekanizmasını çevre baskısıyla geri plana itmesiyle gelişiyor.
BASKI ALTINDA DOĞRUDAN VAZGEÇME SÜRECİ
Sosyal psikolojinin üzerinde en çok durduğu alanların başında gelen bu eğilim, kişinin düşünceleri toplulukla çatıştığında dahi sessiz kalmasına yol açıyor.
Çoğu zaman birey, fikrini gerçekten değiştirdiği için değil, yalnızca ortamda bir tartışma yaratmamak veya topluluktan dışlanmamak adına geri adım atıyor.
Kimi durumlarda ise etraftaki kalabalığın konuyu kendisinden çok daha iyi bildiği yanılgısına kapılıyor.
Sosyal psikolog Bibb Latané, sosyal etki kavramını bireylerin diğer insanlarla kurdukları temaslar neticesinde tutum, fikir ve eylemlerinde gözlenen dönüşüm şeklinde açıklıyor.
Bu durum, toplumsal nizamın ve yerleşik kuralların sürmesine zemin hazırlıyor.
Yüksek sıcaklıkta antidepresan kullananların asla yapmaması gereken kritik hatalar
HERBERT KELMAN UYMA MODELİNİ ÜÇ EVREDE AÇIKLIYOR
Grup dinamiklerinin insan üzerindeki tesirini derinlemesine inceleyen sosyal psikolog Herbert Kelman, uyma sürecinin üç ayrı basamakta şekillendiğini savunuyor.
İlk basamak olan 'kabul için uyma' evresinde şahıs, topluluğun sempatisini kazanmak yahut dışarıda kalmamak maksadıyla çoğunluğun çizgisine geliyor.
Baskı ortadan kalktığı an sona eren bu yönelim, geçici bir nitelik taşıyor.
İkinci basamak olan 'özdeşleşme' evresinde ise kişi, grubun bir parçası olma hevesiyle topluluğun beklentilerine boyun eğiyor ve buradaki motivasyon tamamen aidiyet duygusundan güç alıyor.
Son aşama olan 'içselleştirme' sürecinde ise benimsenen düşünce, şahsın kendi değer dünyasıyla bütünleşiyor.
Böylece tavır, dışarıdan hiçbir baskı gelmese dahi kalıcı bir karaktere bürünüyor.
KARANLIKTAKİ NOKTA: MUZAFER SHERİF DENEYİ
Toplumsal kabullerin gücünü ortaya koymak isteyen Muzafer Sherif, belirsiz koşullarda insanların grup kurallarına nasıl teslim olduğunu göstermek amacıyla 'otokinetik etki' deneyini hayata geçirdi.
Zifiri karanlık bir odada sabit tutulan ufak bir ışık huzmesine bakan denekler, ışığın yer değiştirdiğini zannetti.
Bireysel olarak odaya alındıklarında birbirine hiç benzemeyen tahminlerde bulunan katılımcılar, yan yana getirildiklerinde çok kısa sürede ortak bir değerde buluştu.
Bilim çevrelerinde geniş yankı bulan bu klasik araştırma, netliğin kaybolduğu zeminlerde insanların diğerlerinin bilgisine sığınarak bilgisel sosyal etki altına girdiğini kanıtladı.
Bilim insanları kanıtladı: Küfür etmek, acı eşiğini yükseltiyor
SOLOMON ASCH ÇİZGİ TESTİYLE GERÇEĞİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ
Sosyal baskının boyutunu daha somut bir tabloyla sınayan Solomon Asch ise tarihe geçen çizgi uzunluğu deneyinde sarsıcı sonuçlara ulaştı.
Deney ortamında gözle görülür derecede bariz olan hatalı cevaplar, grup üyeleri tarafından kasıtlı biçimde dile getirildi.
Kendisinden önce konuşan herkesin bariz yanlışı seçtiğini gören denekler, gözlerine inanmak yerine çoğunluğun yanlış cevabına katıldı.
Uzmanlar, deneklerin alay konusu olmamak ve gruptan ayrı düşmemek için bu yönde davrandığını ifade ederek süreci normatif sosyal etki başlığı altında değerlendirdi.
KALABALIKLAR VE KÜLTÜREL YAPI BASKIYI TIRMANDIRIYOR
Araştırmacılar, kişisel bağımsızlıktan ödün verme eğiliminin belirli değişkenlerle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Çevredeki kalabalığın büyüklüğü arttıkça bireyin çoğunluğa boyun eğme ihtimali tırmanıyor.
Bunun yanı sıra topluluk üyelerinin eksiksiz bir söz birliği içinde bulunması, şahsın üzerindeki görünmez baskıyı katbekat çoğaltıyor.
Saygınlığı ve statüsü yüksek kabul edilen çevreler, kararları çok daha güçlü biçimde yönlendiriyor.
Bireysellik yerine dayanışmayı merkeze alan toplulukçu kültürlerde ise onay alma arzusu belirginleştiği için çevreye uyum eğilimi çok daha hızlı ivme kazanıyor.
SERGE MOSCOVICI AZINLIK ETKİSİNİN GÜCÜNÜ KANITLADI
Çoğunluğun her hamlesinin mutlaka doğru veya adil olmadığını savunan sosyal psikolog Serge Moscovici, geliştirdiği azınlık etkisi yaklaşımıyla sürecin tersine işleyebileceğini gösterdi.
Moscovici, belirli bir görüşü sarsılmaz bir kararlılıkla, tutarlı ve inandırıcı biçimde dile getiren küçük toplulukların, zaman içinde kalabalıkların fikrini değiştirebileceğini ortaya koydu.
Bilim dünyasında 'sosyal dönüşümün kıvılcımı' şeklinde nitelenen bu mekanizma, aykırı veya farklı seslerin baskılanmadan konuşabilmesinin toplumsal gelişim açısından vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu gözler önüne seriyor.
GERÇEK ÖZGÜRLÜK TERCİHLERİN BİLİNCİNDE SAKLI KALIYOR
Sosyal etki süreçlerini doğru tahlil etmek, bireyin bir yandan ortak yaşama uyum sağlarken diğer yandan kendi özgün kişiliğini korumasına zemin oluşturuyor.
Kalabalıklara ayak uydurmak toplumsal düzenin sağlıklı işlemesine katkı sunsa da bireysel iradeyi tümüyle gölgede bırakma tehlikesi barındırıyor.
Sosyal psikoloji disiplininin işaret ettiği temel öğreti, neden ve nasıl uyum sağladığımızı daima sorgulamaktan geçiyor.
Konunun uzmanları, araştırmanın felsefesini, "Neye ve neden uyduğumuzu bilerek seçim yapmak" ilkesiyle özetliyor.


