İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen 414 sanıklı İBB Davası devam ediyor. Dünkü "casusluk" suçlamasıyla yargılandığı davanın ardından bugün bu davanın duruşmasına da katılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, salona girişinde izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. Duruşmanın 36. gününde savunma yapan eski Emniyet Müdürü Yener Torunler, hem "örgüt üyeliği" suçlamalarına sert çıktı hem de kamuoyunda "İBB Borsası" olarak bilinen iddiaların arka planına dair kan donduran iddialarda bulundu.
"LİDERİMİZ ATATÜRK'TÜR, KİMSEDEN TALİMAT ALMAYIZ"
7 Temmuz 2025'te İBB ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan ve firari şüpheli Murat Gülibrahimoğlu’na bağlı hareket eden bir "örgüt üyesi" olmakla suçlanan Yener Torunler, 29 yıllık emniyet geçmişini hatırlatarak suçlamaları reddetti. CHP üyesi olduğunu vurgulayan Torunler, savunmasında şunları kaydetti:
"İsmini dahi bilmediğim bir örgüte nasıl üye olabilirim? Bu yaştan sonra benim irademi kim teslim alabilir? CHP üyesiyim, başka örgüte üye olmam mümkün değildir. Ekrem İmamoğlu seçilmeden önce Kadir Topbaş örgüt üyesi midir? Buraya nasıl dahil edildim anlamıyorum. Murat Gülibrahimoğlu ile sadece şirketin işleyişini konuşurduk, siyasi konuşmazdık. Partimizin lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür. Peşinden ayrılmayacağımız tek lider de odur. Biz başka hiç kimseden talimat almayız. İrademizi de kimseye teslim etmeyiz. Bana bu yönde bir örgüt kurmak, talimat verebilecek adam anasının karnından doğmamıştır."

Yener Torunler
AVUKAT VE SAVCI ÜÇGENİNDE "İTİRAFÇI OL" BASKISI İDDİASI
Savunmanın en çarpıcı ve sarsıcı bölümü ise Torunler'in, kendisine "iftira atması" yönünde baskı yapıldığını iddia ettiği anlar oldu. İtirafçı Cem Çelik’in avukatı olan ve yakın zamanda yurt dışına kaçarken yakalanan Mehmet Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten Torunler, kendisine nasıl kumpas kurulmaya çalışıldığını şu sözlerle anlattı:
"Cem Çelik ile aynı ifadeyi vermem için beni zorladılar ancak vermedim. Avukat Mehmet Yıldırım bana 'Fatih ve Zafer Keleş’e para götürdüğünü söylemeden bırakmazlar seni' dedi. Hatta 'Savcı Cihat Sarı ile konuştum' dedi. Telefonda savcı bana 'Seni ayın 7’sinde bırakacağım, Mehmet Yıldırım’la... Senin hiçbir suçun yok, ben biliyorum ama şu an böyle olması gerekiyor' dedi."
"MERAK ETME, İNANDIRICI OLACAKTIR"
Avukat Yıldırım'ın kendisinden ek ifade vermesini istediğini belirten Torunler, "Yıldırım bana 'Ufak değişiklik yapacağım ifadende. Ek ifade vereceksin, Cihat (Savcı) seni serbest bırakacak. Zaten Fatih Keleş itirafçı olacak, ondan önce davranman lazım' dedi. Ben de ona 'Kendimi kurtarmak için onlara para götürdüm dersem nasıl ispatlayacağım?' diye sorduğumda, 'Merak etme, Cem Çelik’in ifadesiyle inandırıcı olacaktır' yanıtını verdi. Cem Çelik’in beni suçlamasının tek sebebi Mehmet Yıldırım’dır" iddialarında bulundu.
"ÇOCUKLARIM BABALARINI İFTİRACI OLARAK BİLMESİN"
Özgürlüğüne kavuşmak için yalan söylemeyi ve başkalarına iftira atmayı reddettiğini belirten Torunler, savunmasını duygusal sözlerle tamamladı: "Çocuklarımın babalarını iftiracı olarak değil, doğruları söyleyen biri olarak bilmelerini istiyorum. Oğlumu da aldılar, adli kontrolle serbest kaldı, her gün imza atıyor. Buna rağmen bana bir kere bile ‘Baba sen de ifadeye imza at, çıkalım’ demedi. İrademi ve onurumu kimseye teslim etmedim."
İŞTE TORUNLER'İN SAVUNMASININ TAMAMI:
Sayın Başkan, değerli üyeler; öncelikle bir duygu rahatsızlığım var. Bir aksaklık çıkarsa şimdiden özür dilerim, kusura bakmayın. Sayın Başkanım, ben 29 yıl bu devlete, Devlet Büyüklerini Koruma Şubesi'nde polis memuru olarak hizmet ettim ve emekli oldum. Bu süre içerisinde bırakın adliyi, idari soruşturma dahi geçirmiş birisi değilim. Tertemiz bir sicile sahiptim. Yaptığım başarılı çalışmalardan dolayı başarı belgeleri almış birisiydim. Devletin üst kademesindeki pek çok yöneticiye koruma görevliliği yaptım. Ancak bana önemli devlet görevlilerini emanet eden devletim; emekli olduktan sonra çalıştığım birimde benim para çekmemi, para çekmeyi bana emanet eden işverene şaşırıyor ve bunun işçi-işveren ilişkisinin ötesinde olduğunu belirtiyor. Bu duruma ben de şaşırıyorum. Hayatım boyunca dürüstlükten sapmamış, değerlerine bağlı bir insan olarak yaşadım. Laik, demokrat, Cumhuriyet değerlerine bağlı, Atatürk ilkelerini benimsemiş bir yurttaşım. Aslında her aşamada bildiğim her şeyi anlattım ama bana kimse kulak vermedi. Duymak istediklerini duydular, duymak istemediklerini duymadılar.
Bilmenizi isterim ki çalıştığım süre boyunca şirkette suç işlendiğine veya örgütsel faaliyetler yürütüldüğüne dair hiçbir olayla karşılaşmadım. Eğer böyle bir durumla karşılaşsaydım, bir gün dahi burada çalışmazdım. Size öncelikle bu şirkette nasıl işe başladığımı ve Murat Gülibrahimoğlu ile nasıl tanıştığımı anlatmak isterim. Biz Koruma Şubesi'nde çalışırken,devlet büyüklerinin yanı sıra iş adamlarının da korumalarını yapmıştık. Bu esnada hangi iş adamının bir korumaya, hangi iş adamının bir güvenlik hizmetine ihtiyacı olduğunu da biliriz. Bu da bizim şubemizde bir gelenek halini almıştır; emekliliği gelen arkadaşlarımıza bu durumlar tavsiye edilir veya önerilir. Şu anda Koruma Şubesi'nde emekliliği gelen arkadaşlara da bu tür tekliflerin geldiğini biliyorum. Bu kapsamda bana da emekliliğime yakın bir sürede Kutman isimli şirkette çalışana ihtiyaç olduğu söylenmişti. Ben de o sırada emekli olduğumda; kızım ve oğlum üniversitede okuyor, diğer kızım liseye hazırlanıyordu. Emekli olduktan sonra çalışmaya ihtiyacım olduğunu biliyordum. Bu kapsamda 2014 yılında Kutman isimli şirkette yönetim kurulu ile görüşmeler yaptım. Bu görüşme sonucunda Sirtepe İdari İşler Müdürü ve o dönem yönetim kurulu başkanı olan Levent Doğan'ın koruma görevi üzerime alındı. 2014 yılında işe başladım. İşe başladıktan 1,5 yıl sonra şirket tasfiye oldu. Tasfiye olunca, Murat Gülibrahimoğlu’nun sahibi olduğu Kuzey İstanbul Modern adlı şirkete geçiş yaptım.
Şirkete geçiş yaptıktan sonra, Levent Doğan'ın koruma görevini bırakınca, Kuzey İstanbul Modern şirketinde hem idari işler hem de güvenlik müdürü olarak görevlendirildim. Yani oradaki koruma görevimi bıraktım ve her iki tarafta idari işler ve güvenlik müdürü olarak görevlendirildim. Şimdi ben size kısaca bu güvenlik müdürlüğü ile koruma arasındaki farkı anlatacağım. Çünkü genelde sanki ben Murat Bey'i koruyormuşum gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa ki ben güvenlik müdürü oldum; bulunduğum mekanın korunmasını sağladım. Güvenlik müdürü olunca birkaç değişiklik yaptım. Orada o zaman 2014-2015 yıllarıydı. Güvenlikçi arkadaşlarda telsiz falan yoktu; onlara telsiz verdim. Girişte danışma olarak kullandığımız yere danışma defteri koyduk. Telsiz verince arkadaşların, işverenin işe gelişinde trafiği yönlendirmesini sağladık. Girişe danışma defteri koyunca gelen misafirleri orada karşıladık, kayıtlarını aldık ve işverenin onayını aldıktan sonra makamına çıkardık. Bu tür şeyler şirkette sanki resmiyetmiş gibi algılandı. Oysa ki ben hiçbir dönem Murat Gülibrahimoğlu'nun korumalığını yapmış birisi değilim. Oradaki almış olduğum tedbirler şirkette koruma görevi gibi algılanarak insanlarda koruma hissiyatı oluşturdu.
Bunun dışında güvenlik görevi dışında bir de idari işler müdürlüğü yapıyordum. İdari işler müdürlüğü... Pardon özür dilerim; Murat Bey bu süre içerisinde koruma ve şoför kullanmadı. Son bir yıla varıncaya kadar koruması ve şoförü hiç olmadı. Son bir yılda ise emniyetten kendisine bir bilgi geliyor (bundan benim haberim yoktu, sonradan kendisi söyledi). Kendisine ve ailesine ait tehdit olduğuna dair bilgi geliyor. Yalnız devletin koruma tahsis edebilmesi için en az 3-4 aylık bir süre, yani komisyon kararı gerekiyor. Devletin koruma verebilmesi ve komisyonun toplanması için de 3-4 ay süre gerekiyor. Murat Bey de bu etapta "Mademki devlet bana 3-4 ay koruma veremiyor, ben kendi koruma ekibimi oluşturayım" diyerek bize "Etrafınıza haber verin, biz koruma ekibini oluşturalım" dedi. Biz de bu süreçte etrafımıza haber verirken, Ulus Yatırım'da çalışan uzman çavuş arkadaşların görevlerinden ayrılacaklarını öğrendik. Bunlar da irtibat kurdu. İsmet Kural, Samet İnci, Emre Gökçel ve Halil isimli arkadaşlar geldiler. Görüşme yapıldı ve kendileri de anlaşmaya vardılar. Yalnız şöyle bir şey istendi; arkadaşlar dediler ki: "Birimlerimizle irtibatı ve ilişiği kesebilmek için bize 1, 1,5 ay süre lazım." Murat Bey de "Olmaz, hemen başlayacaksanız başlayın. İzne ayrılın, izin süresince dilekçenizi verin, ilişiği kesin, ondan sonra da sigortaları başlatın" dedi. Arkadaşlar da bunu kabul ettiler ve göreve başladılar. Murat Bey, koruma ve şoförü bu tarihten itibaren kullanmaya başlamış; o zamana kadar koruma ve şoför kullanmadı. Arkadaşlar da bu 3 aylık süre içerisinde maaşlarını elden aldılar; ilişiği kestikten sonra da sigortalı ve maaşlı olarak işe başladılar. Ondan sonra da maaşları bankadan ödenmiş oldu.
İdari işler görevinde ise şöyle bir durum var: İdari işler olarak şirketteki hizmetliler, şoförler ve güvenlikçiler bana bağlı olarak çalışır. Bunun yanında şirketteki binek araçların bakımı, onarımı, muayenesi ve ayrıca diğer birimlerle ilgili lojistik destek veririm. Finans, muhasebe işlerinde ya da Cebeci maden sahasında herhangi bir görevim, sorumluluğum veya yetkim yoktur. Size şirketteki bir günlük mesainin nasıl geçtiğini anlatmak istiyorum. Sayın Başkanım, ben mesainin tamamını merkezdeki şirkette geçiririm; sabah saat 9'da işe başlarım. Bana bağlı olan personel günlük iş çizelgesini getirir, bu çizelgeye bakarız. Örnek veriyorum: Sabah hizmetliler binanın temizliğini kim yapacak, çayı kim hazırlayacak; onun çizelgesini hazırlarım. Arızalı bir araç varsa veya bakıma gidecek bir araç varsa, bunun şoförlüğünü kim yapıp tamirini yaptıracaksa onların çizelgesini hazırlarım. O günkü bu tür işlerim biter. Onun dışında şirket adına harcadığım masraflar ve faturalar muhasebeye iletilir. Faturaya bakar, bana danışır: "Bu fatura sana mı ait?" diye sorar. Örnek veriyorum; ben bir aracı bakıma gönderirsem, bakım bittikten sonra fatura e-fatura olarak muhasebeye iletilir. Muhasebeye düşen fatura bana döner; "Aracı bakıma siz mi gönderdiniz?" diye sorarlar. Ben de "Evet, ben gönderdim" derim. Faturayı işleme alırlar; işleme aldıktan sonra da finans birimine yönlendirirler. Finans da faturanın ödemesini yapar. Bunun dışında bana bağlı personele ait masraf formu vardır. Günlük yaptıkları masrafların formlarını hazırlarlar; yemek bedeli veya nakit çıkışı gibi kalemleri toplarlar. Masraf formunu hazırlayıp bana getirirler. Ben bu masraf formunun şirket giderlerine uygun olup olmadığına bakarım ve bunu muhasebeye iletirim. Muhasebe kayıtlarını alır ve finansa iletir; finans da bunların ödemesini yapar.
Bunun dışında diğer birimlere lojistik destek sağlarız. Noter evrakları; vergi dairesi, ticaret odası, kaymakamlık, valilik, belediye gibi birimlere evrak gönderilmesi gerekir. Bunun için arkadaşlarımızı görevlendiririm. Bu evrakların teknik içerikli bir durumu yoksa, arkadaşlarımız ilgili birimden evrakı alır; gideceği yer neresiyse, hangi kuruma gidecekse oraya götürür, bırakır ve döner. Oradan alınacak evrakları alır getirir. Ancak herhangi bir teknik bilgi gerekiyorsa, bizim birimimizden ilgili teknik arkadaşı yanına alır; ilgili kuruma götürür ve teknik işlemler bittikten sonra onun nezaretinde beraber döner. Yani arkadaşımız, teknik işlemi yürütecek kişinin ulaşımını sağlar. Biz, yapılan işin arka planını bilemeyiz. Örneğin bir araç alınacaksa; bu araç niye alınacak, nerede kullanılacak, nasıl ödenecek, biz içeriğini bilmeyiz. Ancak biz aracı aldıktan sonra aracın tescil işlemlerini ve noter evraklarını kendi tarafımızda takip ederiz. Ben evrakların resmi dairelere götürülmesini sağlarım. Bankadan çekilen paranın güvenli bir şekilde şirkete nakledilmesini sağlarım. Araçta veya binada herhangi bir sorun ya da arıza varsa bunların giderilmesini sağlarım. Finans birimi tarafından bankadan para çekilmiş; bu işlemlerin de gerekçesini ya da arka planını bilemeyiz. Ancak bankadan para çekme ve para yatırma işlemleri görevlerimizin arasındadır. Benim yaptığım iş; işin gereği bankadan para çekmekle herhangi bir yerden bir evrak alıp getirmekle aynı mahiyettedir. Açıkladığım görev tanımı, yetki sınırları ve işveren ile olan sınırlı ilişkim dikkate alındığında, iddianamedeki suçlamaların bana yöneltilmesi mümkün değildir. Şirket faaliyetlerinin planlanması, yönlendirilmesi veya mali içerikli kararların alınması gibi süreçlerde herhangi bir yetkim, bilgim ya da dahlim yoktur.
Sayın Başkanım, bana yöneltilen suçlamalar Cebeci Maden Sahası, finans ve muhasebe birimine ilişkindir. Cebeci Maden Sahası ile ilgili herhangi bir yetkim ve bilgim yoktur. Muhasebe ve finans birimi ise son 1 güne kadar bizimle aynı binada dahi çalışmıyordu; bunlarla ilgili herhangi bir fikir yürütmem de mümkün değildir. Sayın Başkanım, açıklayacağım nedenlerle "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" suçundan beraatimi talep ediyorum. Böyle bir suçtan bahsedebilmemiz için önce ortada gerçekten örgüt denilebilecek bir yapının somut halinin ortaya konulması lazım. Çünkü insan, varlığından bile haberi olmadığı bir örgüte nasıl üye olabilir? Diğer taraftan bir kişinin böyle bir yapıya üye sayılabilmesi için o yapının amacını benimsemesi, hiyerarşisine dahil olması ve verilen emirleri sorgulamadan, tam bir teslimiyetle yerine getirmesi gerekir. Sayın Başkan, ben bu örgütün varlığını ilk kez savcılık sorgusu esnasında öğrendim. Öncesinde böyle bir örgütten haberdar değildim. İsmini dahi bilmediğim bir örgüte nasıl üye olabilirim?
Benim bu örgüte üye olmamı gerektiren sebep nedir? Allah aşkına söyleyin; bu yaştan sonra benim irademi kim teslim alabilir? Ben Cumhuriyet Halk Partisi üyesiyim; başka hiçbir örgüte üye olmam mümkün değildir. 2014 yılında bu şirkette işe başladım. İşe başladığımda şirketin belediyeyle iş yaptığını gördüm ve işveren, işinin gereği AK Partili belediyelerle görüşme halindeydi. 2019 yılında belediye CHP'ye geçti; yine işveren, işinin gereği CHP'li belediye ile de görüşme halindeydi. Ben ne o dönem bir örgüt olabileceğini düşündüm ne de 2019'dan sonraki süreçte bir örgüt olabileceğini düşündüm. Çünkü benim 2014 yılındaki işim, işleyişim ve görevim neyse; tutuklandığım tarihe kadar işim, işleyişim ve görevim aynıdır. Şimdi ben bilmeden 11 yıl boyunca örgüt üyesi mi olmuşum? Ekrem İmamoğlu seçilmeden önce Kadir Topbaş örgüt üyesi midir? Ya da şirketteki bütün çalışanlar örgüt üyesi midir? Ben maaşımı hak etmek için görevimi yerine getirmekten başka hiçbir şey yapmadım. Bu kapsamda buraya nasıl dahil edildim, anlamıyorum.
Sayın Başkanım, iddianameye göre benim üyesi olduğum iddia edilen örgütün amacı CHP'yi ele geçirmektir. Ben zaten eskiden beri CHP üyesiyim. Patronun AK Parti ile çok yakın olmasına rağmen ben yine CHP üyesiyim. Eşim daha önceden Cumhuriyet Halk Partisi Küçükçekmece İlçe Örgütü yönetiminde yer aldı; ayrıca Şavşat Dernekler Federasyonu yöneticisiydi. Yani hemşehrilerimizin arasında sevilen, sayılan birisiydi. Bir an için benim bahsi geçen örgüte üye olduğumu varsayalım. Bu örgütün amacı CHP'yi ele geçirmek olduğuna göre, bana partimden veya parti yönetiminden delege olmam yönünde talimat gelirdi. Kurultay öncesi bırakın kurultay delegeliğini, il veya ilçe delegeliğine dahi hiçbir yere aday olmadım. Buradan, benim bu hususta Murat Gülibrahimoğlu dahil olmak üzere hiç kimseyle amaç birliği içerisinde hareket etmediğim kolaylıkla anlaşılabilir.
Sayın Başkanım, ben çalışan olarak sadece mesaimi ve emeğimi işverene kullandırıyorum. Murat Gülibrahimoğlu, Cumhuriyet Halk Partili değildir. Çalışıyoruz ve karşılığında 3 kuruş maaş alıyoruz diye partimizi ve irademizi partili olmayan bir patrona teslim edecek değiliz; asla etmeyiz. Konu partimiz olunca, partinin resmi yöneticileri dışında kimseden talimat almayız. Benim partime ilişkin herhangi bir konuda Murat Gülibrahimoğlu'ndan talimat almam beklenebilir mi? Ben çalışma hayatım boyunca Murat Gülibrahimoğlu ile hiçbir zaman siyasi konular konuşmadım; zaten konuşacak bir yakınlığımız da yoktur. Diyaloğumuz son derece sınırlıydı ve sadece şirketin görev ve işleyişiyle ilgili konularda konuşurduk. Ayrıca partimize yönelik böyle bir plan içerisinde kim olursa olsun, babamın oğlu bile olsa bir partili olarak gereğini yapmasını bilirim. İddianamede ismi geçen kişilerin çoğunun CHP ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ben bu kişilerin çoğunun CHP'ye üye olmasına dahi karşı çıkarım. Cumhuriyet Halk Partili olmanın gerekleri vardır. Burada savunma yapan bazı insanlar ceza almaktan korktukları için özellikle CHP'li olmadıklarını belirtiyorlar. Demek ki CHP'li oldukları kanaatine varılırsa daha fazla ceza alacaklarından korkuyorlar. Bu hissiyat gerçekten ölçüşse de ölçüşmese de demokratik siyasi hayata zarar verir. Benim için Cumhuriyet Halk Partili olmak bir övünç kaynağıdır.
Mahkeme tavrımı sandıkta nasıl koyuyorsam, mahkeme huzurunda da aynı şekilde koyarım. Sayın Başkanım, bizim partimizde nice başkanlar, nice yöneticiler gördük. Hepsine saygı duyduk ama biliriz ki hepsi gelip geçicidir. Partimizin lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür; peşinden ayrılmayacağımız tek lider de odur. Biz başka hiç kimseden talimat almayız, irademizi de kimseye teslim etmeyiz. Bana bu yönde bir örgüt kurma talimatını verebilecek adam anasının karnından doğmuş mudur? Partimizi kendi çıkarları için kullanmak isteyen biri bana gelip böyle bir teklif yapamaz; yaparsa da alacağı cevabı hayatı boyunca unutamaz. Dışarıdan tezgah kurmak suretiyle benim partimi ele geçirmeye çalışan kişilerle iş birliği yapmam mümkün mü? Biz bu partiye, partinin ilkelerini tam olarak benimsemeyen insanların üye olmasına dahi karşı çıkarken; benim dışarıdan birileriyle birlikte partimi ele geçirmeye çalıştığım iddia ediliyor. Siz beni bu iddialar gereği mi yargılıyorsunuz? Sayın Başkanım, ben bu iddiayı hayatım boyunca şahsıma yapılan en hileli operasyon olarak tanıyorum ve bu konuda başka bir şey söylemek istemiyorum.
Sayın Başkanım, benim mallarım bellidir. Bugüne kadar bir lokma haram para boğazımdan geçmedi, Allah bundan sonra da geçirmeyi nasip etmesin. Ben 1996 yılında bir kooperatiften bir daire sahibi oldum. Bundan sonraki bütün kazancım çocuklarımın eğitimi üzerine oldu, bir de aracım vardı. 2017 yılında oğlum üniversiteden mezun oldu ve hemen işe başladı. 3-4 yıl çalıştıktan sonra "Baba, bir daire alalım" dedi. Ben de "Tamam oğlum; nakit param yok ama aracımı satarım, sana peşinat desteği oluruz. Gerisini de bankadan kredi çekeriz, taksit taksit öderiz" dedim. Sefaköy’de ara sokakta, 40-50 yaşlarında bir bina buldum. Yani lüks bir sitede falan değil; şu andaki değeri 2-2,5 milyon civarında. Anlaştık, aracı sattım, peşinatını ödedim. Oğlumla beraber bankaya gittik. Banka, oğlumun puanı yetersiz olduğu için ona kredi çıkamayacağını açıkladı. "Peki, bana kredi çıkar mı?" diye sorduğumda, "Evet, sana çıkabilir" dediler. Ben de daireyi kendi üzerime aldım, krediyi çektik. Kredi, dairenin tamamına çıktı; gelip parayı ödedik. Aracın parasıyla da daha düşük model bir araç aldık. Zaten aracı satın alış tarihimle daireyi alış tarihim birbirine denk gelir. Evi kiraya verince, gelen kira ile dairenin taksitini ödemeye başladık. Yani 9.800 lira taksitimiz vardı, onu da kira ile ödedik, bitti.
Bunun dışında kızım da 2022 yılında üniversiteden mezun oldu ve çalışma hayatına başladı. Böylece üzerimden hem eğitim masrafları kalktı hem de çocuklarım işe atılınca elimiz rahatladı; bir miktar para biriktirdik. Kızım da "Baba, bana da bir daire alalım" dedi. "Tamam" dedik, zaten öteki daire kendi kirasıyla kendini ödüyordu. Yine Sefaköy'de 40-50 yaşlarında bir bina bulduk. Toplamda üç tane dairem olmuş oldu; biri kooperatiften, diğerleri ise bu şekilde. Bunların üçü birden lüks bir sitedeki tek bir daire etmez. Orada bir daire versinler, üçünü birden veririm; üçünün fiyatı toplamda 10.000.000 lira etmez, herhalde lüks sitelerde daire fiyatları o civardadır. Gittik, elimizdeki 3-5 kuruşu peşinat olarak verdik, gerisini bankadan kredi çekerek taksite bağladık. Onun taksiti de 8.000 liraydı. Benim çalışma hayatımdaki kazancımla edindiğim mallarım bunlardır. Ayrıca Artvin’de babamdan kalan tarlalarım var; bunlar miras yoluyla gelmiştir, kardeşlerim de hissedardır. Benim bütün mal varlığım bundan ibarettir. Yine diyorum; bugüne kadar boğazımdan bir kuruş haram geçmemiştir, Allah nasip de etmesin.
Sayın Başkanım, para çekme ve yatırma işlemleri üzerinde özellikle duruyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki savcılık sevk yazısında MASAK raporuna dayanılarak şirket hesaplarından para çektiğim iddia ediliyor. Benim hatırladığım kadarıyla nakit para çekim işlemleri şirket hesaplarından değil, Murat Bey’in şahsi hesaplarından yapılıyor. Bankadan para çekmek, benim görev alanımın dışında yaptığım bir işlem değildir; aksine uzun yıllardır şirkette çalışmam ve fiilen üstlendiğim görevler kapsamında, zaman zaman finans birimi tarafından verilen bilgiler doğrultusunda bu işlemleri gerçekleştiriyorum. Görev tanımımı anlatırken belirttiğim üzere; para çekilmesine ilişkin bilgiler bana finans bölümünden gelir. Şirkette uygulanan usule göre işlemler şu şekilde gerçekleşir:
Öncelikle finans birimi, benim de dahil olduğum personelden o sırada müsait olan kişiyi arayarak bankadan para çekilmesi gerektiğini bildirir. Ardından finans birimi, ilgili bankaya mail yoluyla bilgi vererek çekilecek paranın miktarını ve parayı teslim alacak personelin bilgilerini iletir. Personel bu bilgiler üzerine bankaya gider. Banka hazırlıklarını tamamladıktan sonra, hesap şahsi olduğu için Murat Gülibrahimoğlu’nu arayarak onay alır. Onay aldıktan sonra parayı teslim eder. Son dönemlerde bu onay işlemleri mobil bankacılık üzerinden yapılıyor. Murat Gülibrahimoğlu bu çekim işlemlerini genellikle kendisi şirkette olduğunda yaptırıyor. Bankadan para çekilir, şirkete getirilir ve Murat Gülibrahimoğlu’na teslim edilir. Kendisinin şirket dışında olması halinde ise para getirildiğinde bana teslim edilir; ben bu parayı dekontuyla beraber kasaya koyarım. Murat Bey geldiğinde kontrol eder ve dekontu kendi defterlerine işler. Dolayısıyla ben para çekilmesine karar veren, miktarı belirleyen ya da işi yöneten kişi değilim; sadece verilen talimatı yerine getiririm. Parayı bankadan alır, Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ederim. Bu para niçin çekiliyor, nerede harcanıyor konusunda hiçbir tasarruf yetkim yoktur. Ayrıca bahsedilen para, Murat Gülibrahimoğlu’nun serveti ve yaptığı ticaret gözetildiğinde beni şaşırtacak ya da "bu para suç geliridir" diye düşündürecek bir miktar değildir.
Bu durum Ekrem İmamoğlu başkan olmadan önce de aynıydı. Benim ya da çalışma arkadaşlarımın Murat Gülibrahimoğlu’nun nakit para bulundurmasından şüphelenmemiz ya da bu çekimlerden yola çıkarak onun örgüte dahil olduğu kanaatine varmamız mümkün değildir. İddia makamı beni 41.000.000 TL çekmekle suçlamıştır. Öncelikle bu bir suç değil, işimin bir parçasıdır. Bu çekim işlemlerinin yıllara yayıldığını da özellikle belirtmek isterim. Bana 11 yıl boyunca toplam ne kadar para çektiğimi sorarsanız bilemem; ama ne sıklıkla bankaya gittiğimi sorarsanız cevap vermeye çalışırım. Dosyada belirtildiği gibi sürekli ve sık sık nakit çekim işlemi yapmadım. Aslında bu işlem, mesaimin çok düşük bir bölümünü kapsar. Ayrıca 41.000.000 liralık çekimi 11 yıllık bir süreçte yaptığımı görmelerine rağmen, sanki ben bu parayı aynı gün çekip yok etmişim gibi bir imaj oluşturulmaya çalışılıyor. Söz konusu işlemler kişisel ve ticari mahiyettedir. Bu sebeple bunların suç delili veya örgütlü bir faaliyet gibi değerlendirilerek hakkımda suç ispatı sayılmasını kabul etmiyorum.
Yine döviz çekim işlemlerine ilişkin de cevap vermek istiyorum. Aslında işleyiş aynı, bu nedenle savunmam biraz tekrara düşecek, kusura bakmayın. Gerçekle hiçbir bağı olmayan bu iddiaya ayrıntılı cevap vermek isterim. Öncelikle, döviz çekim işlemlerine ilişkin iddia sanki ben bu parayı tek seferde çekmişim gibi bir izlenim oluşturuyor. Oysa ben çalıştığım süre boyunca hiçbir zaman tek seferde 4.500.000 dolar çekmedim; bu rakama yakın bir parayı da tek seferde çekmedim. Ve Murat Gülibrahimoğlu'na teslim ettiğim paranın miktarını bilemezdim. Çalıştığım sürenin uzunluğu, Murat Gülibrahimoğlu'nun ekonomik durumu ve şirket kapasitesi bellidir. Ben bu nakit para çekimlerinden bir örgüt kurulduğuna veya paranın örgüt faaliyetlerine gittiğine dair bir şüphe duymadım. Yukarıda açıkladığım üzere; para çekim işlemleri görev tanımım içerisindedir ve finans birimi tarafından yapılan bilgilendirmeler doğrultusunda yerine getirilmiştir. Ayrıca bu işlemlerde bir gizem veya bir sır yoktur. Bu kadar yüksek miktarda para transferi fiziki olarak yapılacaksa bankaya yalnız gidilmez. Ben bankaya giderken yanıma her zaman birisini alırım ki bu işlemler tek başına yapılmasın.
Sayın Başkan, çekilen paraların akıbetini öğrenmek isterseniz size elimden geldiğince yardımcı olmak isterim. Aslında bu konuda savcılık aşamasında da yardımcı olmak istedim; ancak onlar sürekli olarak bana duymak istediklerini söyletmeye çalıştılar. Anlattım ama kulak vermediler. Benim gördüğüm kadarıyla, Murat Gülibrahimoğlu'nun şahsi hesaplarından çekilen paralar Cebeci maden sahasındaki gecekondu sahiplerine dağıtılmıştır. 2021 yılından sonra Sultangazi Cebeci Mahallesi'nde bulunan maden sahasında yaşayan vatandaşların mağdur olmaması amacıyla bu kişilere çeşitli ödemelerin yapıldığını biliyorum. Bu yerler tek seferde alınmıyor, süreç uzun bir süreye yayılıyor. Ben nakit paraların genelde bu işler için kullanıldığını biliyorum. Hatta bu süreç kapsamında yaklaşık 150 civarında evin alındığını duyduğumu savcılık ifademde de belirtmiştim. Bir gün bankadan para çekip şirkete geldikten sonra Murat Gülibrahimoğlu beni arayarak şirkete gelemeyeceğini, kendisinin Cebeci maden sahasında bulunduğunu ve çekilen paraların buraya getirilmesini istedi. Ben de bunun üzerine söz konusu parayı alarak Cebeci maden sahasına gittim. Oraya vardığımda paraları Murat Gülibrahimoğlu'na teslim ettim. Yanında Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Bey ve dışarıda bekleyen yaklaşık 8-10 tane hak sahibinin olduğunu gördüm. Bu paraların gecekonduculara ilişkin ödemeler kapsamında kullanıldığını biliyorum; verilen paraların makbuzlarının da şirkette olduğunu biliyorum.
Ayrıca Murat Gülibrahimoğlu'nun Göktürk'te yaptırdığı villa için ciddi harcamalar yaptığını da biliyorum. Oradaki inşaatı mühendisler ve mimarlar yürütüyor; bu kişiler ücretlerini nakit döviz olarak alıyorlar ve malzemeleri de yurt dışından getiriyorlar. Bu kişilerin ustalarıyla birlikte, mimar ve ekibinin havaalanından karşılanma işlemlerini benim görevlendirdiğim personel yapardı. Benim bu konuyla ilgili bilgi sahibi olmam bahsettiğim bu sebeplerden kaynaklıdır. Bunun dışında Murat Gülibrahimoğlu'nun lüks bir yaşam tarzı olduğunu da herkes bilir. Çektiğim paraların bir kısmını da bu tür kişisel harcamalar için kullanmış olabileceğini düşünüyorum. Kısacası ben bahsi geçen paraların başta Sultangazi'deki yıkılan yapı sahipleri, sonra villa inşaatı ve ayrıca Murat Bey'in lüks yaşam tarzı için kullanıldığını düşünüyorum. Bu işlemler benim görev tanımım kapsamında, bana verilen talimatla zorunlu olarak yaptığım olağan işlemlerdir. Buna rağmen savcılık makamı bu para çekimlerini örgütsel bir faaliyetle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Oysa ortada bunu destekleyecek somut ve kesin bir delil bulunmamaktadır. Bende ne Murat Gülibrahimoğlu'nun bir örgüt lideri olduğu yönünde ne de paraların örgüt faaliyeti kapsamında kullanıldığına dair hiçbir şüphe oluşmamıştır.
Hakkımdaki iddialar yalnızca HTS ve BAZ kayıtları ile Cem Çelik'in beyanlarına dayanmaktadır. Ortak BAZ kayıtlarına ilişkin değerlendirmeyi avukatlarımız yapacaktır. Belirtmek isterim ki delil olarak sunulan bu kayıtlarda yer alan tespitler gerçeği yansıtmamaktadır. Kayıtlar incelendiğinde; savcılığın HTS kayıtlarını aleyhime olacak şekilde değerlendirdiğini siz de göreceksiniz. Ayrıca avukatlarımın bu hususta da ayrıntılı cevap vereceğini biliyorum. Dosyadaki Fatih Keleş ve Murat Keleş ile ilgili HTS kayıtlarının neden oluştuğunu size anlatmak isterim. Fatih Keleş şirketin yönetim kurulu üyesidir ve her gün şirkete gelip gitmez. Şirkete gelmediği zamanlarda kendisinin imzasını gerektiren karar defteri veya noter evrakları olur. Kendisini bulamadığımız zamanlarda telefonla arar, bulunduğu yere götürür, imzalattırıp getiririz. Ama bazen öyle bir durum oluyor ki (bu çok nadirdir, 1 veya 2 defadır) kendisinin imzalamaya müsait olmadığını söyler. Bu sefer bize "Florya'da Murat Keleş'e evrakı bırakın, ben imzaladıktan sonra alırım" der. Genelde bu işlemleri de ben yaparım. Evim güzergah üzerinde olduğu için akşamdan götürüp bırakırım. Fatih Bey imzaladıktan sonra bana bilgi verirler; ben de evrakı tekrar alır getiririm. Murat Keleş ile olan bütün telefon ve BAZ kayıtları bundan ibarettir; bir tane bile özel görüşmemiz yoktur. Ayrıca Fatih Keleş aracılığıyla evrak götürdüğüm zamanlarda Zafer Keleş ile de bu şekilde karşılaştık. Meslektaş olmamızdan kaynaklı bir sohbetimiz oluştu. Kendisiyle yakın bir arkadaşlığımız veya sosyal vakit geçirme gibi bir durumumuz olmamıştır. Yalnızca orada karşılaştık ve bir meslek büyüğü olarak kendisiyle sohbet ettik. Belki 1-2 sefer de telefonla görüşmüşüzdür. Bunun dışında kendisiyle bir arkadaşlığımız veya beraber vakit geçirmişliğimiz yoktur. Yani benim HTS ve BAZ kayıtlarım tamamen bundan ibarettir; özel bir yerde buluşma veya görüşme birliğimiz olmamıştır.
Ayrıca Cem Çelik'in beyanları tutuklama kararına dayanak yapılan ana hususlardan biridir; bu nedenle savunmamın bu kısmı önemlidir. Cem Çelik şirketin mali müşaviridir. Şirkete her gün gelip gitmez; haftada bir, 1-2 saatliğine gelir ve geldiğinde de benim yanıma uğramaz. Şahsım hakkında bir tespitte bulunması hem mantıken hem de hayatın olağan akışı içerisinde imkansızdır. Ancak kendisi zaten itirafçı olmuş ve iftiralarına beni de eklemiştir. 10 Temmuz 2025 tarihindeki ifadesinde; "Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketinden birkaç defa çantalar halinde paraların genel sorumlular tarafından Fatih Keleş ve Zafer Keleş'e götürüldüğünü biliyorum; ancak ayrıntısına vakıf değilim" demiştir. Nereden bildiğini sormak lazım ama sağ olsunlar bugüne kadar kimse sormamış. Ayrıntısına vakıf değilmiş ama ben sadece Cem'in bu beyanına dayanarak burada tutukluyum. Bu ifadenin neye dayandığı açık değildir; bunu bizzat görerek mi söylüyor yoksa başkalarından duyduğunu mu anlatıyor, belli değildir. Kaldı ki kendisi de ayrıntısını bilmediğini açıkça ifade etmektedir. Bu iddiayı hiçbir şekilde kabul etmiyorum.
Cem Çelik'in avukatlığını üstlenen Mehmet Yıldırım, soruşturma aşamasında benim de avukatlığımı yapıyordu. Geldi ve Cem Çelik'i beni yönlendirdiği şekilde yönlendiriyordu. Hatta Cem Çelik'in yeğeni Berfin Hanım, Mehmet Yıldırım ile birlikte avukat olarak çalışıyormuş. Bu nedenle savunmamız için Mehmet Yıldırım'ı Cem Çelik'in getirdiğini düşünüyorum. Cem ile benim ifademizin aynı yönde olması için beni ciddi şekilde zorladılar. Bu baskıyla başa çıkamayınca Mehmet Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunmak zorunda kaldım. Size bu süreci daha ayrıntılı anlatmak isterim: Cem Çelik, Murat Gülibrahimoğlu'nun 8 Mart 2025 tarihinde yurt dışına çıkmasının ardından mali konularda tek yetkili hale geldi. 19 Mart 2025 tarihinde basına yansıyan operasyonlardan sonra Cem Çelik şirkete gelerek bu işlerin şirketi de etkileyebileceğini fakat bu iş için iyi bir avukatla anlaştıklarını söyledi. "Adliye çok büyük, merak etme." diyorlardı. Cem Çelik, Mehmet Yıldırım'ın şirketin tüm süreçleriyle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu ve tüm çalışanların aynı avukat tarafından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Benim zaten kendime ilişkin bir kaygım yoktu; operasyonların biz çalışanlara yansıyacağını dahi düşünmüyordum.
4 Temmuz 2025 tarihinde savcılık tarafından ifadeye çağırıldım. Durumu Cem Çelik'e haber verdim. Kendisinin yönlendirmesiyle 6 Temmuz 2025 gecesi Halkalı Şahiser Tatlıcısı'nda Mehmet Yıldırım ile buluştuk. Avukat Mehmet Yıldırım bana Cihat Sarı ile yakın arkadaş olduğunu söyledi. Yanımda, duyacağım şekilde savcı olduğunu iddia ettiği kişiyi arayarak "Savcım, yarın yanınızdayız." dedi. Ben Mehmet Yıldırım'ın telefonunda bu kişinin iki büyük harfle kayıtlı olduğunu ekranda gördüm. Savcıyla yaptığı iddia edilen WhatsApp yazışmalarının fotoğraflarını da bana gösteriyordu. İfadeye gittiğimizde savcının odasına Mehmet Yıldırım girdi, ben dışarıda bekledim. Sonra dışarı çıkarak bana; Fatih Keleş ve Zafer Keleş'e para götürdüğümü söylemeden serbest kalmamın mümkün olmadığını belirtti. Ben böyle bir parayı götürmediğimi, olmayan bir şeyi söyleyemeyeceğimi ilk defa orada belirttim. İfadeye girdiğimde Mehmet Yıldırım benimle beraber girmedi, tek başıma ifade verdim. Sonra geldi ve "Aynen katılıyorum." diyerek ifadeyi imzalamamı söyledi. Ardından tutuklamaya sevk edildim.
Mehmet Yıldırım başsavcıyla görüşeceğini söyleyerek adliyenin alt katındaki karakoldan ayrıldı ve yarım saat sonra yanıma geldi. Bana savcı Cihat Sarı ile konuştuğunu söyledi. Elindeki telefonu bana uzattı; telefondaki savcı olduğunu iddia ettiği kişi bana "Sana namusum üzerine söz veriyorum; seni ayın 5'inde değil, 7'sinde değil, 6'sında burada Mehmet ile birlikte serbest bırakacağım. Senin hiçbir suçunun olmadığını biliyorum fakat bu seferlik böyle olması gerekiyor." dedi. Ben cezaevine girdikten sonra Avukat Mehmet Yıldırım ile Avukat Berfin Çevik yanıma geldiler. "Seni buradan çıkaracağız ama yeni bir ifade vermen gerekecek. İfadende ufak bir değişiklik yapacağım, buna mecburum. Sen benim yazdıracağım evrakı savcının önünde imzala, buradan çık git." dediler. "Ufak bir değişiklikle buradan nasıl çıkacağım?" diye sorduğumda, "Benim arkadaşım olan savcı Cihat şu anda izinde. Seni tutuklayan savcı zaten buradan gönderilecek. Cihat izinden gelince randevu alarak ek ifadeye gideceğiz ve serbest kalacaksın. Zaten Fatih Keleş itirafçı oluyor, ondan önce davranmamız lazım." dedi. Yapılacak değişikliğin ne olduğunu sorduğumda ise "Fatih Keleş veya Zafer Keleş'e para götürdüm." şeklinde ek beyanda bulunmam gerektiğini söyledi.
Ona; kendimi kurtarmak için bu insanlara çantalar veya zarflar halinde paralar götürdüğümü söylersem bunu nasıl ispatlayacağımı sordum. Mehmet Yıldırım bana "Merak etme, senin ifaden Cem'in söyleyecekleriyle birlikte inandırıcı hale gelecektir." şeklinde yanıt verdi. Ben bu şekilde ifade vermeyi kabul etmeyince; "Çoluğun çocuğun var, buradan çıkmak istemiyor musun? Sırf benim hatırıma ve savcı arkadaşım olduğu için senin ailenle ve çevrenle uğraşmıyorlar. Sen de yazılı ifadeye imzanı atıp çıkacaksın, atmazsan yapabileceğim bir şey yok." dedi. Bu yaşananlardan anlıyorum ki; Mehmet Yıldırım, Cem Çelik ve benim ifadelerimi aynı şekilde yönlendirerek birbirini desteklemek suretiyle etkin pişmanlıktan faydalanmamızı sağlamaya çalışıyordu. Cem Çelik'in hakkımda böyle bir beyanda bulunmasının başka bir sebebi olamaz. 4 Ağustos 2025 tarihinde ifade vermeye gitmedim ancak Cem Çelik gitmiş. Ben bu yönde ifade vermeyi reddettim. Cem Çelik içeriden çıkamadı, bu yüzden defalarca etkin pişmanlık ifadesi vermek zorunda kaldı. Hatta plan tutmadığı için sonradan verdiği ifadelerde benden hiç bahsetmemiş. Cem Çelik'in beni suçlama amacı taşımadığına, Mehmet Yıldırım'ın planına göre kurtulmak amacıyla hareket ettiğine inanıyorum.
Cem ile tutukluluk incelemesinde denk geldik; bana "İnat etme, milleti korumak sana mı kaldı? Mehmet Yıldırım'ın söylediği şekilde ifade ver, buradan birlikte çıkalım." dedi. Oysa benim kimseyi koruduğum falan yoktu; sadece ispat edemeyeceğim şeyleri söyleyip kendimi yakmak istemedim. Cem Çelik'in beyanı; neye dayandığı belli olmayan, yer, zaman ve olayın nasıl gerçekleştiğine dair hiçbir somut ayrıntı içermeyen ve kurtulmak için verdiği açıkça belli olan bir ifadedir. Kaldı ki "kamu görevlilerine para götürdüğüm" iddia ediliyor. Fatih Keleş'e, yani şirketin yönetim kurulu üyesine para götürdüğüm söyleniyor. Buradan bana bir suç isnat edilemez. Hakkımda bir suçlama yokken, bu iddialar doğru olsa neden reddedeyim? Bana "Fatih Keleş'e para götür" denirse zaten götürürüm; patronumun Fatih Keleş'e para vermesi bende bir suç işlendiğine dair kanaat oluşturmazdı. Ancak bana böyle bir talimat verilmedi. Bu nedenle de olmayan bir şeyi söylemeyi kabul etmedim. Ben buradan suçsuzluğumu ispatlayarak başım dik çıkacağım. Çocuklarım; babalarının yalancı veya iftiracı olarak değil, doğru bildiğini söyleyen, onurlu bir şekilde kendini savunan biri olarak yanlarına dönmesini istiyorlar. Ben bu yüzden buradayım. Mehmet Yıldırım, oğlum Doğukan hakkında asılsız bir şikayette bulunmuş. Bu nedenle evladım 4 gün gözaltında kaldı, sonrasında adli kontrolle serbest bırakıldı ve hâlâ imza atmaya gitmek zorunda kalıyor. Buna rağmen oğlum bir kez bile bana "Sen de birilerine iftira at, buradan çık." demedi. Onlarla gurur duyuyorum. Biz bu süreçte kurulan tüm baskılara ve tezgahlara rağmen doğru bildiğimizden vazgeçmedik, direndik. Doğruları anlattığım için bu kadar şüpheci yaklaşıldı; ancak tek bir yalan söylemedim.
Sayın Başkanım, Semih Bilgin'in ifadesi var. Semih Bilgin ifadesinde benimle birlikte gittiği bazı yerleri anlatırken, bu işlemlerin gizli yapıldığı ve olağanüstü olduğu yönünde bir izlenim oluşturmaya çalışıyor. Ancak bu değerlendirme doğru değildir; birkaç açıklama yapmak istiyorum: Semih Bilgin, Murat Bey'in aile dostudur; 8 yıl sonra Semih'i şirkete aldık. Şirkete alınca Murat Bey, "Bunu burada bir dakika boş tutmayacaksınız, tabiri caizse yere sürteceksiniz. Ankara'daki bütün işleri hallettireceksiniz. Şoförlük yaptığını görmeyeceğim, görürsem canınızı okurum." dedi. Ben de bu doğrultuda onu sürekli çalıştırıyordum. Bankaya veya başka bir yere giderken, Murat Bey onu boşta veya şoförlük yaparken görseydi bana kızardı. Semih'i bir yere götürdüğümde, "Murat Bey bizi görürse canınızı okur, söylemeyin." dememin sebebi budur; gizli bir iş çevirdiğimizden değil, Murat Bey ile olan o problemden dolayıdır. Bunun içeriğini açıklayalım ki gizli bir durum varmış gibi algılanmasın.
Semih Bilgin ifadesinde; iki kez camları filmli, tabelası olmayan bir kuyumcuya gittiğimizi ve benim oradan siyah poşetler içerisinde külçe altınla çıktığımı anlatıyor. Sayın Başkanım, işin aslı şöyledir: Murat Bey bizi Kapalıçarşı’ya gönderdi ve oradan külçe altın alınacağını söyledi. Ben de Semih ile beraber oraya gittim. Kuyumcunun, depo olarak kullandıkları bir yeri varmış, bunu oraya gidince öğrendim. Depoya girdik; depo gerçekten camları filmli ve tabelasız bir yerdi. Oradan altınları aldık, getirip şirketteki kasaya koyduk. Tahminen 1 hafta 10 gün sonra da yine Murat Bey’in talimatıyla bu altınları Levent Vakıfbank Ticari Şubesi’ndeki Murat Bey’in hesabına yatırdık. Bu işlemin mahiyeti böyledir; yani herhangi bir şahsi veya gizli durum yoktur. Bunun dışında Semih Bilgin yine "Nezih Dönerci"nin karşısındaki dövizciden döviz bozdurulduğunu söylüyor. Bizim şirkete en yakın döviz bürosu orasıdır. Döviz ihtiyaçlarımız oluyor; pasaport harcı ve diğer giderler gibi sebeplerle sürekli oradan işlem yaptırırdık. Yani burada şüpheli bir durum yok. Semih benim günlüğümü tutmuş; bana savcılıkta da bunlar sorulsaydı aynı açık yüreklilikle cevap verebilirdim. Hiçbir gizlimiz saklımız yok.
Rafine Döviz’i ben bilmiyorum. Rafine Döviz, Murat Bey'in arkadaşı olduğu için uygun kur verilirdi; döviz biraz yüksek olduğu zamanlarda işlemler oradan yaptırılırdı. Bu da doğrudur, yani burada herhangi bir şey yok. Ayrıca Semih Bilgin, yine 29 Nisan 2025 tarihinde Rafine Döviz’den 30.000 dolar alarak Yalova'da Aşkın Kaptan'a teslim ettiğini söylemiş. Bu da doğrudur. Murat Bey yurt dışına çıkmıştı ama henüz kayyum atanmamıştı; kendisi halen bizim işverenimizdi. Ben de idari işler müdürü olarak, işimin gereği kendisiyle görüşüyordum. Bana "Rafine Döviz’den 30.000 doları alın, Aşkın Kaptan'a teslim edin" dedi. Aşkın Kaptan'ın Yalova'da bir teknenin (ben tekneyi görmedim ama bir teknenin tamiratıyla ilgilendiğini biliyorum) başında olduğunu biliyorum. Kendisi bizde sigortalı, maaşlı çalışan bir personeldir; ben de sigortalı ve maaşlı çalışan bir personelim. Kalktım, aldım 30.000 doları, götürdüm; tersanenin kapısında Semih ile beraber Aşkın Kaptan'a teslim ettim ve döndük. Yani burada herhangi bir sıkıntı görmedim; çünkü o da bizim sigortalımız, ben de sigortalıyım. Götürdüğüm paranın da teknenin tadilatı için olduğunu düşünüyorum. Meblağ biraz daha yüksek olsaydı belki aklımdan "Bu parayı niye götürüyoruz?" diye geçebilirdi; ancak bu paranın o teknenin tadilatı için olduğunu bildiğimden götürüp verdim.
Yine aynı şekilde Murat Bey, Kapalıçarşı'dan döviz alınmasını ve bu dövizin Vakıfbank Göktürk şubesine yatırılmasını istedi. Biz Semih ile beraber Kapalıçarşı'ya gittik ve dövizi aldık. Döviz aldıktan sonra vakit akşamüzeriydi. Semih'in evi Baltalimanı'ndadır; hatta yolda kendisi bana, "Eğer mümkünse ben buradan toplu taşımayla gideyim" dedi. Ben de "Uygundur, sen git; ben götürür yatırırım, oradan da eve geçerim" dedim. Semih'i yolda indirdim. Semih ifadesinde "Beni indirdi, kendisi gitti" diyerek şüpheli bir hava oluşturuyor; oysa ki Semih oraya gideceğimizi biliyordu. Ben Semih'i en yakın metro durağında indirdim, o Baltalimanı'na doğru gitti; ben de dövizi Vakıfbank Göktürk şubesine (pardon, Vakıfbank'a) götürüp yatırdım. Oradan da Kuzey Marmara Otoyolu üzerinden Küçükçekmece'ye geçtim. Olay bundan ibarettir; yani Semih'i yolda indirip gizli bir yere gitmiş değilim. Tamamen zaman tasarrufu açısındandı. Bunun dışında, bir zırhlı araçla şirkete para geldiğini ve bu parayı kendisinin aldığını söylüyor. Murat Bey beni aradı; "Şirkete para gelecek, bu parayı Rafine Döviz’de bozdur" dedi. Şimdi ismini vermeyeceğim (bu dosyayla hiçbir ilgisi yok ama bir beton santrali sahibi iş insanı, isminin burada geçmesi uygun olmaz; Semih de zaten kim olduğunu bilmiyor) kişiye parayı bozdurup teslim etmemi istedi. Ben o gün dışarıdaydım ve geç kaldım; Semih'e "Parayı al ve muhafaza et" dedim. Semih parayı alıp muhafaza etmiş. Sonra parayı Rafine Döviz’de bozdurduktan sonra 2. Boğaz Köprüsü'nün Avrupa yakasında Semih indi. Semih, Baltalimanı tarafında olduğu için oradan ayrıldı; ben de gidip parayı o iş insanına teslim ettim ve devam ettim.
Yine iddiaya göre Murat Gülibrahimoğlu yurt dışına çıktıktan sonra telefonla görüşmelerimiz devam etmiş. Bununla ilgili de açıklama yapmak istiyorum: Murat Bey'in yurt dışına çıkışı ilk etapta bizi şüphelendirecek bir durum değildi; zaten zaman zaman yurt dışına çıkardı. Bu etapta henüz bir soruşturma veya kısıtlama olmadığı için kendisi resmen benim patronum ve işverenimdi. Ben de idari işler sorumlusu olarak işimin gereği kendisiyle görüşmek mecburiyetindeydim. Zaten özel bir görüşmemiz hiç olmamıştır; ben çalışanlarla mesafeli birisiyimdir. Bir araç kaza yaptığı zaman veya işle ilgili bir durum olduğunda bilgi vermem gerekiyordu. Ancak kayyum atandıktan sonra; başlarında İsmail Bey vardı, mali polisle beraber geldiler. Şirketteki bilgisayarları ve evrakları incelediler, arama yaptılar. Bilgisayarların imajları alındıktan sonra kayyum heyeti bizimle bir tanışma toplantısı yaptı. Aradan bir gün geçtikten sonra herkesi tek tek çağırıp "Siz ne iş yapıyorsunuz?" diye sordular. Beni de çağırdılar; İsmail Bey, Erkan Bey ve Bilal Bey gibi kayyum yöneticileri oradaydı. Görevimle ilgili ayrıntılı bilgi aldılar.
Ayrıldıktan sonra CEO olarak atanan Erkan Bey, bir-iki gün sonra beni odasına çağırdı. Bana, şirkete ait 5 tane lojmanın kullanıldığını ve bu lojmanların hemen boşaltılmasını istediğini söyledi. Ben de kendisine; İstanbul'da ev bulmanın çok zor olduğunu, arkadaşları hemen boşaltırsak zor durumda kalacaklarını söyledim. Ayrıca "Korumaları da işten çıkaracağım" dedi. Ben de emniyetten gelen yazıda ailenin tehdit edildiğine dair bilgi olduğunu, arkadaşları hem lojmandan çıkarıp hem de işten çıkarırsak işi bırakabileceklerini ve evde bir güvenlik zafiyeti oluşacağını belirttim. "Bu sorumluluğu hiçbirimiz alamayız, Allah korusun bir durum olursa ne yaparız?" dedim. O da bana, "15 gün süren var; arkadaşlarla ve Murat Bey ile görüş, tedbirini alsınlar ve hemen lojmanları boşaltsınlar" dedi. Ben de bu talimat doğrultusunda Murat Bey ile görüştüm. Yalnız bu görüşme çok gergin geçti; "Boşaltıyorlar, ne yapacaklarmış?" gibi tepkiler verdi. Bunu gelip Erkan Bey'e söyledim. Ertesi gün yemekhanede Erkan Bey tekrar bana "Lojmanları boşaltıyor musun?" diye sordu. Ben de ona telefondaki gerginliği aynen iletecek değildim, "İlgileniyorum" dedim. Tekrar Murat Bey'i aradım, lojmanların boşaltılmasının istendiğini yineledim. O da bana "Tamam, ne haliniz varsa görün" dedi. Ben de lojmanları boşalttım, anahtarları teslim ettim.
Bundan bir-iki gün sonra Erkan Bey beni tekrar çağırdı ve şirkete bağlı tüm araçların merkez ofiste toplatılmasını istediğini söyledi. "Özellikle ailenin kullandığı 2 araç ve babasının kullandığı aracın hemen gelmesini istiyorum, Murat Bey ile görüş" dedi. Tekrar görüştüm; bu görüşmeler de yine çok gergin geçiyordu. Murat Bey, "O 2 aracı aldırırım ama babamın aracı Trabzon'dadır, o ne zaman gelirse o zaman alınır" dedi. Bu durumu Erkan Bey'e ilettim. Erkan Bey, evdeki araçları hemen aldırdı ama diğer aracın yarın akşama kadar gelmemesi durumunda aracı bağlatacağını söyledi. Tekrar Murat Bey ile görüştüm, "Araç gelmezse bağlatacaklar" dedim. "Tamam, gönderiyorum" dedi. Gece ben şirkette değilken araç gelmiş; anahtarı güvenliğe teslim edip aracı ofiste bırakmışlar. Benim telefon görüşmelerimin içeriği bundan ibarettir. Kayyum atanıncaya kadar şirket işlerinin yürütülmesi için, kayyum atandıktan sonra ise şirketin (yeni yönetimin) talimatları doğrultusunda görüşme yapmıştım. Bu talimatlar dışındaki bir görüşmem olmamıştır; zaten görüşmeyi de çok istiyor değildim.
Bunun dışında, kasanın anahtarlarından birinin bende olduğunu söyleyerek işçi-işveren ilişkisinin ötesinde bir ilişki olduğunu söylüyorlar. Oysa ben ifade vermeye gittiğimde savcı bana ne kasayı sordu ne anahtarı sordu. Ben orada bütün bildiklerimi açık yüreklilikle anlatmak istedim ama savcı muhtemelen bundan bir şeyler çıkarıp beni suçlamaya çalışmış. Sayın Başkanım, ben sabah 09:00 akşam 17:00 sürekli merkez ofiste dururum. Az önce de belirttiğim gibi, işverenimin şirkette olmadığı zamanlarda gelen bir para olursa, o parayı alıp kasaya koyarım. Şunu da belirteyim; illa Murat Gülibrahimoğlu olması gerekmez, bir ülkede ahlak, dürüstlük ve namus bu kadar mı ucuzladı? Bir anahtarın bende olması suç olabilir mi? Bununla suçlanmayı kabul edemiyorum. Anahtar bende, ben bırakın o kasayı; o kasada para dolu olsa bir lirasına zeval gelmeyeceğini Murat Gülibrahimoğlu da bilir, diğer herkes de bilir. Yine diyorum; Allah bir lira haram parayı bana nasip etmesin.
Murat Bey’le ilişkimizin genel durumu şöyledir: Murat Bey burada olduğu dönemde herhangi bir konuda kendisini bilgilendirmem gerekirse odasına gider, ayaküstü bilgiyi verir çıkarım. Kendisiyle oturup sohbet etmişliğimiz, karşılıklı çalışmışlığımız, yemek yemişliğimiz ne şirket içerisinde ne de şirket dışında hiç olmamıştır. Şirkette çalışan diğer personelle de böyle bir ilişkisi olmamıştır; zaten çalışan personel çok mesafeli bir grup. Yani benim patronumla aramdaki ilişkinin çok iyi olduğu yönünde bir söylem mümkün değildir. Bilakis, son 7 yılda şirkette yeni bir yapılanmaya girdik. Bu yapılanma içerisinde beyaz yakalılara ve yeni şirketin üyelerine ücret artışları yapıldı ama ben kapsam dışında tutuldum. Bunun yanında benim yardımcım olan, bana bağlı çalışan personele başkan tarafından yeni müdürlükler atanınca, ben zaten işten ayrılma arifesindeyim. Eğer bu olayları yaşamamış olsaydım zaten işten ayrılacaktım. Şimdi 'işçi işveren arası çok kuvvetli' diyorlar ya; aksine kopma noktasındaydı. Son 4-5 aydır arkadaşlara sesli olarak işi bırakacağımı söylemiştim. Aramızdaki ilişki kopma noktasındaydı, arası en kötü olan kişi bendim.
Şimdi yine aslında çok da benimle ilgisi yok ama 'kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık' suçuyla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Bana isnat edilen konular; sahada yapılan teknik bilgi gerektiren sevkiyat ve kamu kurumları ile doğrudan temas kurulan işlerdir. Ben ne sahadaki teknik süreçleri yöneten biriydim ne de kamu kurumlarıyla yapılan sevkiyatı ayarlayan biriydim. Cebeci Maden sahası ile ilgili bildiğim şey şudur; Cebeci Maden sahasında Valilik denetim raporları ve denetim defterleri ile ilgili benden şoför istendi; bunun dışında Maden Genel Müdürlüğü’nden gelen denetçiler için yine benden şoför istenir. O denetçiler havalimanından alınır, ihtiyaçları karşılanır. Benim gördüğüm kadarıyla maden sahası sürekli ve sıkı şekilde denetlenen bir yerdir. Sahada yürütülen teknik işlerle ilgili herhangi bir söz hakkım ya da müdahalem olduğu söylenemez. Bu nedenle üzerime atılan bu suçlamaları kabul etmiyorum, benim saha ile hiçbir işim ve görevim yoktur.
Sahte fatura iddialarıyla ilgili olarak; iddianamede benim sahte faturalar düzenlediğim veya piyasadan sahte fatura temin ederek Murat Bey'e yardım ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iddialar gerçeğe aykırı ve somut delillerden yoksundur. Sayın Başkanım, bana burada iki tane fatura getirin; 'hangisi sahte hangisi doğru bulun, sizi tahliye edeceğiz' deyin, inanın ben sahtesini bulup buradan tahliye olmayı başaramam. Ben şirkette faturaya elini sürmemiş birisiyim. Hatta sonradan öğrendim; muhasebe bölümünde şifreyle giriş yapılan bir sistem varmış. Ben ne öyle bir şifre bilirim ne de bir fatura kesmişliğim vardır. Ben fatura düzenleyen, muhasebe kayıtlarını tutan, e-fatura veya e-defter sistemlerini kullanan kişi değilim. Sahte fatura temin eden bir ağın parçası da değilim. Bu tür faaliyetlerden herhangi bir menfaat veya komisyon elde etmiş de değilim. Bu iddialar şirkette yaptığım işin tanımıyla örtüşmüyor.
Sayın Başkanım, birçok suçlama var ama içimi acıtan bir husus var ki değinmeden geçemeyeceğim. İddianame beni çevreye, ormana ve maden kanununa muhalefetle suçlamış. İddia makamı benimle ilgili biraz araştırma yapsaydı, benim hayatımın nasıl geçtiğini görebilseydi bunlarla beni asla yan yana getirmezdi; gerçekten incindim. Ben hayatım boyunca devletin kurumlarını, çıkarlarını korumak ve doğanın talanına karşı çıkmak için mücadele vermiş biriyim. Kazdağları'ndaki orman katliamına karşı, Ordu’daki maden ocağında siyanürlü altının insan sağlığına etkilerine karşı ve Artvinli olmamdan kaynaklı Artvin’deki HES projeleri adı altında doğanın katledilmesine karşı mücadele ettim. Artvin’in kalbine hançer gibi saplanan Cerattepe maden ocağına karşı vermiş olduğum mücadele ile bilinen birisiyimdir. Beni şimdi bu suçla suçlamak benim için züldür. İnanın 86 milyon içerisinde belki en son suçlanacak kişi benimdir. Böyle bir suçlamayı asla kabul etmiyorum.
(salonda alkış sesleri)
Sayın Başkanım, adalet ve kanun önünde eşitlik bir lütuf değil anayasal bir haktır. Doğru ve güvenilir yargılanma, adil yargılanma hakkının ta kendisidir. İnsan onuru, özgürlük, adil yargılanma; bunlar yalnızca anayasada yazılı süslü kelimeler değildir, sistemi ayakta tutan sutunur. Unutulmamalı ki hukuk kişileri tutuklamak için değil, korumak için vardır. Hakkımdaki iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu ortadadır. Bu itibarla; adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Başıma gelen tüm bu olaylardan sonra adalete susamış bir yurttaş olarak heyetinize güvenmek ve sizden adalet beklediğimi bilmenizi istiyorum. Sayın Başkanım, bu kovuşturma sürecinde hakkımda 'örgüt yöneticiliği' iddiası yoktur; buna rağmen eylemlerin tümünden ceza isteniyor. Bunun mümkün olmadığını siz de iyi biliyorsunuz. Bu nedenle tutuklu kalmaya devam etmem ölçülülük ilkesine uygun değildir. Hakkımda kaçma şüphesi veya delil karartma şüphesi yoktur.
Ben bir aile babasıyım. Ben tutuklandığımda kızım nişanlıydı; düğün tarihi 30 Ağustos 2025'ti. Şu anda 2026 Mayıs ayının ortasındayız. Kızım düğün yapabilmek için beni bekliyor. Babam her aradığımda 'Oğlum gel bizi toprağa göm, ondan sonra nereye gitmek istiyorsan oraya git' diyor. Bu tutuklama tedbiri tedbir olmaktan çıktı; hiçbir suçu olmayan, evini geçindirmekten başka amacı olmayan ve yasa dışı işe bulaşma ihtimali bulunmayan bir yurttaş için cezaya dönüştü. Sağlık sorunları herkeste var, sizin de bu konuda zorlandığınızı hissediyorum; çünkü herkes bir sağlık sorunu söylüyor. Bende Behçet hastalığı var, aynı zamanda kalp rahatsızlığım var. Behçet hastalığı ciddi anlamda sıkıntılı bir hastalıktır. Cezaevi koşullarını çok anlatıp insanları endişelendirmek istemiyorum. Öyle veya böyle devletimiz bize baktığında koşullar budur. Sayın Başkanım, beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum.
EKREM İMAMOĞLU'NUN YENER TORUNLER’E SORDUĞU SORULAR VE CEVAPLARI:
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet… Yener Bey, sizi dinledik. Ben, dikkatle dinledim ama şu kısmı ıskalamış olabilirim. Siz de galiba “suç örgütü üyesi” diye tanımlandınız değil mi? Yanlış mı bilmiyorsam?
Yener Torunler: Evet, evet.
Ekrem İmamoğlu: Yener Bey sizinle biz daha önce tanışıyor muyduk buradan önce?
Yener Torunler: Hayır.
Ekrem İmamoğlu: Yani biz sizinle burada tanıştık. Bugün de sizi dinledim. Sizinle tanıştığımdan da onur duyduğumu belirtmek isterim. Şimdi, Yener Bey, geçen hafta vergi inceleme raporunda bayağı bir kendimce baktım ve incelediğim bazı hususlar var. Burada tespit ettiğim, özellikle... 2024 yerel seçimleri öncesine de denk gelen bir rakam var. Tabii 2023'te de gördüm aslında ama özellikle 2024'te, yaklaşık, bu üç harfli marketler diye söylüyorum isim olmasın diye, 44 milyon liraya yakın bir market kartı alışverişini görüyorum ve böyle bir tespit var. Bunu normalde savcılık gördüğünde, genelde bir suç isnadına dönüştürüyor. Bizim dosyada oldukça var. Birçok arkadaşım da bu konuda savunma yapmak durumunda kaldı. Bu hususla ilgili size şunu sormak istiyorum Yener Bey, yani idari müdür olduğunuz için sizin de bir gözleminiz olmuştur. Ya da size dair bir ilişkisi olmuştur bu alışverişin, kartların diye ifade ediyorum. Ne yazık ki burada işte size, daha önce Yağmur Hanım'a, Cansu Hanım'a bunları sorarken de söyledim hani kusura bakmayın tabii muhatapları siz de olmayabilirsiniz bu arada. Bu kartlarla ilgili, siz bu kartları, satın alınmış bu kartların nerede kullanıldığını, kime, bir kuruma mı, bir siyasi partiye mi veya bir kamu kurumuna mı, kimlere verildiği hususunda bir bilginiz varsa lütfen bunu Sayın Başkan ve Sayın Heyeti huzurunda paylaşmanızı isterim.
Yener Torunler: Biz, şirket olaraktan kart alırdık. Kamu kurumlarına, belediyeye, AK Parti teşkilatını da verirdik. Yıllar içerisinde, yani sürekli aldığımız, son yılların aracılığında aldığımız kartlardır.
Ekrem İmamoğlu: Ak Parti teşkilatı derken, kurum olarak söyleyebilir misiniz? Yani AK Parti il başkanlığı mı, ilçe başkanlıkları mı?
Yener Torunler: Şimdi valiliğe verirdik. Valilik, valilik sosyal yardımlaşma da altında fakirlere dağıttığını biliyorum. AK Parti il teşkilatına…
Ekrem İmamoğlu: AK Parti İl Başkanlığı’na. Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı’na verdiniz mi Yener Bey?
Yener Torunler: Vallahi işin açıkçası şunu söyleyelim: Gönlümden geçmiyor değil; keşke de verseydik. Ama vermedik. Olmadı.
Ekrem İmamoğlu: Yener Bey, bir saniye. Başkan uyarı yapıyor da alkışın doğru olmadığını, bizi de sıkıntıya soktuğunu söylüyor. Evet. Yani bu konuda AK Parti İl Başkanlığı ve İstanbul Valiliği’ne teslim ettiğinizi ifade ettiniz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne verilmediğini söylediniz az önce…
Yener Torunler: Şimdi belediye olarak yani Üsküdar, Kartal, Sultangazi, Eyüp belediyelerine verdik.
Ekrem İmamoğlu: Peki. Bu cevabı almış olduk. Özellikle AK Parti İl Başkanlığı'nın da dikkatle hem Sayın Başkan ve heyetinin hem de kamuoyunun takdirlerine bunu sunalım. Bir başka, devam edeyim mi Sayın Başkan? Bir başka hususu daha sormak istiyorum Yener Bey. Şimdi iddianamede benim dikkatimi çeken bir husus var. Yani ben tabii iddianame okuma meraklısı değilim, okumuyorum da. Hakkımdaki bütün davalarla ilgili iddianameleri hiç okumadım desem yeridir ama dikkat çekici hususlara özellikle değiniyorum, avukatlarım önüme getiriyor ve bakıyorum. Burada da ilginç bir şekilde Sayın Başkan, Sayın Heyet şu söyleniyor; bu firma 2019-20 yıllarında batmış, 2022'den sonra da benim usulsüz, hukuka aykırı birtakım iş ve işlemlerle birlikte iş ve işlemlerle birlikte bu firmayı zengin ettiğim söyleniyor. Burada bir soru sormak istiyorum Yener Bey'e. O da ki bilmiyorum bu evraklar sizde var mıdır ama bu evraklara da sorumun sonrasında sunacağım ama Yener Bey belki konuda bilgi sahibidir. Yener Bey, 2019'un sonunda Eyüpsultan Belediyesi'ne yani AK Parti döneminde, Deniz Köken başkanlığında ki imzaları var, yine bu firma Kuzey İstanbul Modern -az önce kartları alan firma da bu firma, Kuzey İstanbul Modern- yine Kuzey İstanbul Modern Eyüpsultan Belediyesi'yle bir protokol yapıyor ve cami inşaatı ve kültür tesisi diye oldukça kapsamlı bir proje protokolü yaptığı söyleniyor ve bu protokol, bu protokol çerçevesinde de bu binanın tamamlandığı ifade ediliyor. Bu protokole siz şahit misiniz? Yani böyle bir protokolün varlığından ya da böyle bir işlemin yapıldığından haberdar mısınız, biliyor musunuz?
Yener Torunler: Sayın Başkan öncelikle şunu söyleyeyim; biz şirket olarak 2019 yılından sonra ekonomik olarak zor duruma düşmedik. Önce bunu belirtelim. Burada şöyle bir algı oluştu; bizim Cebeci ve Çiftalan bölgesinde projelerimiz vardı. Bu projeler bitince orada personel çıkışı yapıldı. Bu personel çıkışı algısı şöyle oluştu; şirket ekonomik olarak güçüldü. Proje bittiği için şirkette personel azaltılıdı ve ekonomik durum zor duruma düştü gibi oldu, öyle değil. Ve orada bir projenin yapıldığını biliyorum. İçerik olarak bilmiyorum ama büyük bir proje yapıldığını, orada bir yatırım yapıldığını da biliyorum.
Ekrem İmamoğlu: Yani şöyle ifade edelim: 2020'nin sonundaki anlaşılan o ki daha öncesinden başlayan ruhsatlandırma süreçleri de var protokolde; yani Eylül 2020'de. Ve bizim edindiğimiz kanaate göre de yani böyle birkaç 100.000.000 liralık bir yatırımla hatta Hadiye Ersoy Camii ismi verilmiş, galiba Murat Bey'in akrabası olduğu söyleniyor. Hadiye Ersoy isminin kim olduğunu bilmiyorum ama siz biliyor musunuz?
Yener Torunler: Hayır, ben de bilmiyorum.
Ekrem İmamoğlu: Evet, bir akrabası ya da bir büyüğü; anneanne, babaanne neyse. Hadiye Ersoy adına bir cami ve bir kültür alanı yapıldı Eyüpsultan Belediyesi'ne. Sayın Başkan bunlar çok önemli çünkü bizim isnatların içinde yani bir bağış yapılan paradan da suçlanıyoruz, yapılan iş ve işlemlerden onlarcasından da burada yüzlerce yıl suçlanıyoruz. Burada bir Ak Partili belediyeye zor duruma düştüğü diye ifade edilen bir süreçte böylesi bir protokolün yapıldığı da kayıtlara geçsin. Bu protokol muhtemelen avukatlarda da vardır ama ben bendekini veririm, arkadaşlarım dosyaya da sunabilirler. Umarım size faydası olur. Yener Bey, bildiğim kadarıyla Sultangazi çevresinde de okul inşaatlarına destek olduğunu, yani bu tabii duyum ama hani bu tür sosyal amaçlı desteklerin olduğu Cebeci Köyü'nde ve diğer noktalarda olduğunu yine farklı kaynaklardan duydum ama sizin de bu tür destekleri yaptığınızı biliyor musunuz? Ki kayıtlı olarak da bazı kulüp, derneklere de resmi olarak para gönderdiğini de zaten hesaplardan görmüştüm ama bu tür faaliyetlerde de bulunduğunu biliyor musunuz?
Yener Torunler: Biliyorum ama içeriği hakkında bilgi sahibi değildim.
Ekrem İmamoğlu: Yani bunu da şunun için söylüyorum: Burada gördüğüm kadarıyla Murat Bey ve firmasının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle Sayın Başkan ve özellikle de Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle neredeyse yok denecek kadar az bir diyalogla ve özellikle o bölgede, yani başta valilik olmak üzere AK Parti İl Başkanlığı olmak üzere, ki 2020 yılına kadar AK Parti İl Başkanının da ifadesine göre şirkette ortaklığı olduğunu kendi ifade ettiğini basından öğrendiğime göre böyle bir diyalog çerçevesinde bir şirketten bahsediyoruz. Ve 2024 yılına kadar operasyona kadar hatta operasyondan sonra da kamu kurumu valilik başta olmak üzere kart vermek ve bunun gibi diyaloglarla birlikte belediyelere olabildiğince katkı sunan ve iş birliği yapan bir firmayla kişiyle karşı karşıyayız. Ben nasıl bir örgüt lideriyim ve buradaki beyefendi yani sadece işini yapan bir beyefendiden nasıl bir örgüt üyesi gerçekten tariflemenin güç olduğunu ifade ederek dikkatinize sunmayı çok önemsiyorum.
Sayın Başkan, fazla vaktinizi almayacağım ama iki hususu da belirtmek istiyorum tam bu esnada. Daha önce Cansu Hanım da ifade etmiştim. Bunun da çok çok çok önemli olduğunu söylüyorum çünkü Cebeci meselesi Sayın Başkan, yani 110 milyar liralık, yani 160 milyarlık yolsuzluk diye ifade edilen dosyada 110 milyar liralık saçma sapan iddialarla içinde ifade ediyorum ve iddia ediyorum ki tek bir delil olmayan bir dosyada yani biz burada kantarın başındaki çöpü taşıyan ne bileyim taşeronluk yapan muhasebeci şu bu dinliyoruz. Ancak sayın başkan sizden ifade ederek talep etmiştim avukatlarım da etti diğer avukatlarımız da ediyor ve sürekli edilmesini de önemsiyorum.
Yani siz buraya Enerji Bakanını, MAPEG Genel Müdürünü, İstanbul’un iki valisini isimlerini vermiyorum bunlar herkes biliyor. TEİAŞ Genel Müdürünü, Vakıflar Bankası Yönetim Kurulunu milyarlarca lira kredi vermiş. Bu ve buna benzer kurumları çağırıp bunu sorgulamadığınız sürece inanın bu madde yok hükmündedir ve bu zavallı ve özür diliyorum masum insanların burada kalması gerçekten büyük bir acıdır Türk yargısı adına bunun altını çizmek istiyorum Sayın Başkan.
Son olarak şunu söylemek isterim: Bu da benim için çok önemli çünkü bu da yeni gelişen bir husus ama can yakıcı bir husus. Sayın Bakanın, bu mahkemeyi etki altında tuttuğunu düşünüyorum ve bu mahkemeye dair Sayın Başkan, aynen şu ifadeleri söyledi: “İmamoğlu suç örgütü” dedi. Bir bakan bunu diyemez. Artı, rüşvet ve yolsuzluk havuzu oluşturdular dedi. Bakın televizyonda söyledi bir yani HSK Başkanı ve bir Bakan Sayın Başkan. Bunları söyledi, bunun üstüne daha bir sürü laf etti ve ben tabii bu rüşvet havuzu, yolsuzluk havuzu, asrın yolsuzluğu gibi hususları ben aynen toplu bir şekilde kendine iade ediyorum. Onu ifade edeyim çünkü bunların hepsi şahsıma söylendi, ismimi kullandı Sayın Başkan.
Niye söylüyorum? Siz bu mahkemeyi yönetiyorsunuz, sizi etki altında tutmaya çalışan bir Adalet Bakanıyla karşı karşıyayız, siz de karşı karşıyasınız. Acilen tedbir almanızı diliyorum, bu konuda uyarı mekanizması nedir bilmem, ben yargıç değilim ama kendini yargıç zanneden Adalet Bakanına haddini bildirmek zorundasınız. Haddini bildirmezseniz bu tür tutum ve tavırların bu mahkemeyi sakatlayacağını düşünüyorum, sizi zor duruma düşüreceğini düşünüyorum. Ben buradan Türkiye’nin beka sorunu haline gelen bu bakana dair de Sayın Cumhurbaşkanı’nı uyarıyorum, Sayın Devlet Bahçeli’yi uyarıyorum. Bunu size ifade etmek istedim, teşekkür ediyorum.

