Ekrem İmamoğlu’nun danışmanlarından Serkan Özcan, Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda Türkiye siyasetindeki gelişmeleri, Yeni Parti’nin kuruluş sürecini ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Yeni Parti’de henüz resmî bir görevi olmadığını belirten Özcan, partinin sosyal demokrat kimliğini koruması gerektiğini söyledi. 2023 seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığının hata olduğunu ifade eden Özcan, AK Parti dönemindeki ekonomi yönetimini de eleştirdi.
“KONYA KÜRDÜ ANNE BABANIN ESNAF DÜKKÂNINDA YETİŞEN ÇOCUĞUYUM”
Siyasi geçmişini ve ailesini anlatan Özcan, 1977 yılında Konya’da doğduğunu, çocukluk yıllarının önemli bölümünü babasının esnaf dükkânında geçirdiğini söyledi.
Özcan, “Ben Konya’da esnaf, ticaretle uğraşan bir babanın, ev hanımı bir annenin, Konya Kürdü anne ve babanın çocuğu olarak doğmuşum 1977’de. İlkokuldan lise sona kadar hayatım Konya’da geçti. İlkokulun sonundan itibaren de hayatımın önemli bir kısmı babamın esnaf dükkânında geçti. Çiftçilikle uğraşan insanların kullandığı araçların ticaretini yapan bir dükkânımız vardı” dedi.
Ailesinin siyasi geçmişine de değinen Özcan, anne tarafının Halk Partili olduğunu, babasının ise muhafazakâr bir çevreden geldiğini belirtti. Annesinin eğitim hayatında ve kitap okuma alışkanlığı kazanmasında önemli rol oynadığını anlattı.
Özcan, “Ben kitap okumayı, gazete okumayı falan hep annemden öğrendim. Kemal Tahir'i de, Nâzım Hikmet'i de, Yaşar Kemal'i de ben annemin yönlendirmesiyle okudum çok küçük yaşlarda” ifadelerini kullandı.
Annesinin öğretmen okulunu kazanmasına rağmen ailesi tarafından gönderilmediğini anlatan Özcan, ODTÜ’de eğitim görmesinin annesinin en büyük hayallerinden biri olduğunu söyledi.
“ÖZAL’IN SİYASETİNE ÇOK BÜYÜK SAYGI DUYUYORUM”
Siyasete ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını belirten Özcan, Turgut Özal’ın siyasi yaklaşımından etkilendiğini ifade etti.
Özcan, “Gözümü açtığımda gördüğüm siyasetçi figürü rahmetli Özal'dır. Çok büyük saygı duyuyorum Özal'ın siyasetine, memlekete kattıklarına ve dengeli duruşuna” dedi.
Muhafazakâr siyasete yönelmesinde Konya’da yaşadığı dönemde dindar kesimlere yönelik ayrımcılığa tanık olmasının etkili olduğunu söyleyen Özcan, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişteki siyasi mücadelelerinden de etkilendiğini belirtti.
Özcan, “Benim rahmetli Erbakan'dan ve muhafazakâr siyasetin diğer aktörlerinden etkilendiğim dönem onların birer ‘mazlum’ olarak, ‘zulme uğrayan’ olarak verdikleri mücadeleydi” ifadelerini kullandı.
Kürt kimliğinin siyasi düşüncelerindeki yerine ilişkin soruya da yanıt veren Özcan, Konya’da çocukluk yıllarında kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğradığını hatırlamadığını söyledi.
Kürt meselesini daha yakından tanımasının üniversite yılları ve sonrasında gerçekleştiğini belirten Özcan, “Benim Kürt meselesiyle haşır neşir olma, meseleyi anlama, tarihsel perspektifini öğrenme sürecim çok geç oldu” dedi.
“OTOKRAT MISIN, DEMOKRAT MISIN? AYRIM BU SORUNUN CEVABINDA”
Gelecek Partisi’nden CHP’ye uzanan siyasi geçmişi nedeniyle kendisine yöneltilen eleştirileri değerlendiren Özcan, geleneksel ideolojik ayrımların Türkiye’nin ortak sorunlarının çözümünü zorlaştırdığını savundu.
Özcan, “Bugün memleketin temel ve gerçek sorunlarının tamamını Kürt de Türk de Alevi de Sünni de ya da sağcı da solcu da dindar da seküler de hep birlikte yaşıyor” dedi.
Farklı siyasi görüşlerden insanların demokrasi etrafında birleşebileceğini belirten Özcan, “O nedenle bugün benim açımdan geleneksel, tarihsel ideolojik ayrımların önüne geçen daha temel bir ayrım var. Otokrat mısın, demokrat mısın? Ayrım bu sorunun cevabında bugün” ifadelerini kullandı.
Gelecek Partisi’nin kuruluşunda yer almasının CHP içindeki bazı isimler tarafından eleştirilmesine de değinen Özcan, bu eleştirilerin siyasi çalışmalarını olumsuz etkilemediğini söyledi.
“2023’TE ALTILI MASA’NIN ADAY SEÇİMİNDE BÜYÜK BİR HATA VARDI”
2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Altılı Masa’nın aday belirleme sürecini değerlendiren Özcan, farklı siyasi gelenekleri bir araya getiren oluşumu önemli bulduğunu ancak aday seçiminde hata yapıldığını söyledi.
Özcan, Altılı Masa’nın ortak hükümet programı hazırlayabilmesini olumlu değerlendirdiğini belirterek, “Başarılı olunsaydı, memleketin 2023 sonrasında yaşadığı birçok travmayı yaşamayacağını hepimiz biliyoruz. Ama şuna katılıyorum; orada aday seçiminde büyük bir hata vardır” dedi.
Aday belirleme sürecine ilişkin eleştirilerini o dönemde kamuoyu önünde dile getirmediğini söyleyen Özcan, bunun nedenini şöyle açıkladı:
“Bunu o günlerde kamuoyu önünde söylememiz ortaklığın ahlakı gereği doğru değildi. Ama içeride bu tartışmalar yapılırken kanaatimizin ne olduğunu herkes iyi biliyor.”
“KILIÇDAROĞLU’YLA BU SEÇİMİN KAZANILMASININ ÇOK ZOR OLDUĞU KANAATİ VARDI”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Özcan, Altılı Masa’yı oluşturan partilerde birçok siyasetçinin Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanmasının zor olduğunu düşündüğünü savundu.
Özcan, “Liderleri bilemem. Liderlerin duygularını onlara sormak lazım. Ama benim bütün partilerde çok yakın hukukum olan insanlar vardı o dönem. Herkesin ortak kanaati Kılıçdaroğlu’yla bu seçimin kazanılmasının çok zor olduğuydu. Bu yüzden de çok sayıda insan aslında Kılıçdaroğlu'nu doğru bir aday olarak görmedi” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu’nun Ümit Özdağ ile yaptığı mutabakata da değinen Özcan, “Zaten ben Ümit Özdağ'la yaptığı gizli mutabakat ortaya çıktığında açık açık kamuoyuna ‘İyi ki kazanamamışız’ dedim” açıklamasını yaptı.
Buna rağmen Altılı Masa’nın farklı siyasi gelenekleri ortak bir program etrafında buluşturmasının önemini koruduğunu belirten Özcan, ideolojik ayrımların aşılması bakımından bu deneyimin değerli olduğunu savundu.
“EN BÜYÜK KUSUR CHP SEÇMENLERİNE KARŞI İŞLENMİŞTİR”
2023 seçimlerinin ardından CHP seçmeninin yaşadığı hayal kırıklığını değerlendiren Özcan, Altılı Masa bileşenlerinin seçmene karşı sorumluluğuna dikkat çekti.
Özcan, “Bence orada en büyük haksızlık Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmenine yapılmıştır. Oradaki en yüksek oyu alan partiye oy vermelerine rağmen listelerinden başka siyasi parti mensuplarının seçilmesinin önünü açmış ama sonradan duymamaları gereken sözler işitmişlerdir” dedi.
Seçim sonrasında yaşanan tartışmalarda farklı tarafların eleştirilerini anlayabildiğini belirten Özcan, “Ama bence yine de en büyük kusur seçmene karşı işlenmiştir. Bütün Altılı Masa’ya oy veren seçmene karşı ama en çok da Cumhuriyet Halk Partisi seçmenlerine karşı kusur işlenmiştir. Ne olursa olsun, millet her zaman siyasete karşı haklıdır” ifadelerini kullandı.
“YENİ PARTİ VE ÖZGÜR ÖZEL İLE ŞU AN İÇİN İLİŞKİM MANEVİ”
Yeni Parti ile mevcut ilişkisini açıklayan Özcan, CHP’den ihracına ilişkin hukuki sürecin devam ettiğini ve Yeni Parti’de henüz resmî bir görev üstlenmediğini söyledi.
Özcan, “Evvela şu hatırlatmayı yapayım; ben şu an için henüz CHP'den ihraç edilmiş bir Parti Meclisi ve MYK üyesiyim. Hukuki süreç devam ediyor. O yüzden Yeni Parti’yle resmî bir üye olarak bağlantım şu anda yok. Hiçbir resmî konumum yok. En son Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi ve MYK üyesiydim” dedi.
Özgür Özel ve Yeni Parti ile ilişkisinin manevi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı sorusuna ise “Aynen öyle, manevi ilişkim var” yanıtını verdi.
“YENİ PARTİ’NİN OMURGASI SOSYAL DEMOKRAT OMURGADIR”
Yeni Parti’nin siyasi kimliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özcan, partinin sosyal demokrat çizgiden uzaklaşmadığını savundu.
Özcan, “Yeni Parti ideolojisi savruk bir yapı falan da değildir. Yeni Parti’nin omurgası Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen sosyal demokrat omurgadır. Önce bunu bir kabul edelim” ifadelerini kullandı.
Partinin kuruluşunu CHP’de yaşanan gelişmelerle ilişkilendiren Özcan, Yeni Parti’nin farklı siyasi görüşlerden demokratları bir araya getirmeyi hedeflediğini belirtti.
Özcan, “Yeni Parti, Sayın Genel Başkan Özgür Özel’in sık sık konuşmalarında ifade ettiği, Sayın İmamoğlu’nun da Silivri'den yazdığı makalelerde, verdiği söyleşilerde söylediği gibi memleketin bütün demokratlarının bir ve beraber hareket edebileceği bir siyasi parti bile değil bir harekete dönüşme çabasıdır” dedi.
Yeni Parti’nin ideolojik kimliğinin belirsiz olmadığını savunan Özcan, “Yeni Parti ideolojisiz değildir, sosyal demokrat bir partidir” ifadelerini kullandı.
“YENİ PARTİ TOPLUMA TEK BİR REFERANS SORU SORUYOR”
Yeni Parti’nin toplumun farklı kesimlerine ulaşmayı hedeflediğini belirten Özcan, partinin siyasi yaklaşımını demokrasi üzerinden tanımladı.
Özcan, “Yeni Parti de Cumhuriyet Halk Partisi’nden polis zoruyla çıkartılan sosyal demokratların kurmak zorunda kaldığı bir partidir. Ama Yeni Parti bundan daha fazlasını vaat ediyor. ‘Otokratsan bizden değilsin, demokratsan bizdensin. Senin Kürt olman, Türk olman, Abhaz olman, Çerkes olman, Alevi olman, Sünni olman, dindar ya da seküler olmanla ilgilenmiyorum’ diyor. Topluma tek bir referans soru soruyor; otokratın tarafında mısın, demokrasinin tarafında mısın? Bu nedenle de Yeni Parti, demokratların çatısıdır” dedi.
“TÜRKİYE’Yİ KURTARACAK OLAN SOSYAL DEMOKRAT BİR EKONOMİ PROGRAMI”
Türkiye’nin ekonomik sorunlarının çözümüne ilişkin konuşan Özcan, sosyal demokrat ekonomi politikalarının yeterli olduğunu savundu.
Özcan, “Sosyal demokrasinin bugün Türkiye'nin sorunlarını çözmek için esnemeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizliğin temel sorunlardan biri olduğunu belirten Özcan, “Çünkü Türkiye'nin bugün iktisadi olarak en önemli sorunu bölüşüm sorunudur” ifadelerini kullandı.
Rekabetçi ve üretken bir ekonominin önemine dikkat çeken Özcan, sosyal adaletin de ekonomi politikalarının merkezinde bulunması gerektiğini söyledi.
Özcan, “Ben elbette rekabetçi bir ekonomi istiyorum, üretken bir ekonomi istiyorum. Serbest piyasa ekonomisi koşullarının çalışmaya devam ettiği, ülkenin rekabet edebildiği bir ekonomi istiyorum. Ama rekabetçi ekonomi, toplumun yüzde 5'ini zengin ederken yüzde 95'ini inim inim inleten bir ekonomi politikasından geçmiyor” dedi.
Kamu müdahalesinin gerekliliğine de değinen Özcan, enflasyondan etkilenen kesimlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirtti.
NAMIK TAN İLE FİKİR AYRILIĞI İDDİASINA YANIT
Yeni Parti’nin kuruluş sürecinde Namık Tan ile partinin ideolojik çizgisine ilişkin fikir ayrılığı yaşadığı yönündeki iddiaları değerlendiren Özcan, söz konusu tartışmanın kamuoyuna yansıtıldığı biçimde gerçekleşmediğini söyledi.
Özcan, “O yazıdaki bir fikir tartışması yaşandığına ilişkin bilgi doğruydu da içeriği öyle değildi. Namık Bey'le aramızda çok saygın bir hukuk var. Bizim oradaki tartışmamız ‘sosyal demokrat bir parti mi olsun, olmasın mı’ gibi bir tartışma değildi. Fikir ayrılığı bile değildi. O olay pek yazıldığı gibi değildi yani” ifadelerini kullandı.
Namık Tan ile arasında herhangi bir sorun bulunmadığını belirten Özcan, sosyal demokrat siyasetin toplumun farklı kesimlerini kapsaması gerektiğini savundu.
“YÜKSELEN FAŞİZMİN TEMELİNDE DE EKONOMİDE DEREGÜLASYON DÖNEMİ VAR”
Küresel ekonomi politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özcan, 1980’lerden itibaren düzenleyici mekanizmaların zayıflamasının toplumsal eşitsizlikleri artırdığını savundu.
Özcan, “İnsanı görmezden gelen bir açgözlülükle yeni bir ekonomik paradigma ortaya çıktı. Bu ekonomik paradigma, önündeki en büyük engel olarak da regülasyonları gördü” dedi.
Bu ekonomik yaklaşımın siyasi sonuçları bulunduğunu belirten Özcan, Avrupa’da aşırı sağın yükselişini de söz konusu politikalarla ilişkilendirdi.
Özcan, “Bu deregülasyonun son dönemi bize gösterdi ki, bu kadar ağır, açgözlü ve insanı merkeze koymayan bir ekonomi toplumda bambaşka bir deprem yaratıyor. Avrupa'da yükselen faşizmin sebebi bu” ifadelerini kullandı.
Devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün önemine dikkat çeken Özcan, ekonomik sorunların bedelini düşük gelirli kesimlerin ödediğini savundu.
“EKONOMİYİ DENETLEMESİ GEREKEN KURUMLAR AK PARTİ DÖNEMİNDE ÇÜRÜDÜ”
Türkiye’de ekonomiyi düzenleyen ve denetleyen kurumlara ilişkin AK Parti iktidarını eleştiren Özcan, bu kurumların ilk yıllarda IMF programının etkisiyle işlediğini savundu.
Özcan, “Türkiye’de sermaye piyasalarını düzenleyen otoriteler, bankacılık sektörünü düzenleyen ve denetleyen otoriteler AK Parti’nin ilk döneminde çalıştı. Bir IMF programındaydık ve IMF bunu mecbur koştuğu için işletildi bunlar” dedi.
Daha sonraki süreçte kurumların işleyişinin bozulduğunu ileri süren Özcan, şu ifadeleri kullandı:
“Ne zaman ki demokrasi treninden indiler ve otoriterlik trenine bindiler, o kurumların başına liyakatsiz, yetkilerini kendi kişisel zenginleşmeleri için kullanan, çapsız insanlar getirildi. Ve o kurumlar çürüdü. Bugün kâğıt üzerinde o kurumlar var ama gerçekte hepsi birer virüs merkezine dönüşmüş durumda.”
Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nda çalıştığını hatırlatan Özcan, kurumların geçmişteki personel niteliği ile mevcut durum arasında fark bulunduğunu savundu.
Özcan, “Ama otoriterleşmeyle birlikte, 2015 yılından sonra akıl gitti. Akıl gidince yerini tamamen sadakat aldı. Sadakatle birlikte ahlaklı insanlar yerine ‘ben nasıl zengin olurum’ duygusuyla o kurumları yönetmeye başlayan insanlar ortaya çıktı” dedi.
“MUHAFAZAKÂR SEÇMENİN UYANIŞI FON VURGUNUDUR”
Fon krizinin muhafazakâr seçmenin ekonomi yönetimine bakışını etkilediğini ileri süren Özcan, muhalefetin geçmişte kurumsal denetim ve liyakat konularını yeterince anlatamadığını söyledi.
Özcan, “Muhafazakâr seçmenin bu meselelerle ilgili olarak bence en büyük uyanışı son fon meselesidir. Çok anlatmaya gayret ettik ama demek ki bugüne kadar bunları muhafazakâr seçmene anlatmayı beceremedik. Yetemedik. Ben seçmene değil, kendimize bir pay çıkartıyorum” ifadelerini kullandı.
Fon krizinin ardından iktidara yönelik güvenin azaldığını gözlemlediğini belirten Özcan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Ama bugün fon vurgunuyla birlikte bizim yıllardır anlatmaya çalışıp yetersiz kaldığımız her şey ortaya döküldü. Bizim dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştıklarımızı anlamaya başladı seçmen. Ben artık ‘Bu işi reis çözer’ diyenlerin sayısal olarak çok azaldığını görüyorum. Erdoğan hükümetinin güven oyununun çok hızla düştüğünü görüyorum. Erdoğan'a olan güvenin çok hızlı düştüğünü görüyorum.”
Yeni Parti’nin ekonomi kadrolarının fon krizinde önemli bir rol üstlendiğini savunan Özcan, “Toplum, ne olduğunu finansçılar kadar Yeni Parti sayesinde öğrendi” dedi.
“BU KADAR YOĞUN BİLGİ AKIŞININ OLDUĞU BİR ORTAMDA UFAK TEFEK YOL KAZALARI OLABİLİR”
Yeni Parti kadrolarının fon krizine ilişkin açıklamalarında yanlış bilgilerin paylaşılması konusundaki eleştirilere yanıt veren Özcan, Ümit Özlale’nin Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın babasına ilişkin iddiasının ardından özür dilemesiyle ilgili soruyu değerlendirdi.
Özcan, “Ben Yeni Parti kadrolarının bu fon meselesinde toplumun bilgilenmesi açısından da meselenin milletin menfaatleri çerçevesinde çözülmesi açısından da çok önemli bir iş yaptığını düşünüyorum” dedi.
Yanlış bilgi paylaşılmasına yönelik eleştiriler hakkında ise şu ifadeleri kullandı:
“Ama bu kadar yoğun bilgi akışının olduğu, hemen her yerden çok yoğun bilgilerin geldiği bir dönemde ufak tefek yol kazaları da olabilir. Bu konuda özür de dilendi zaten. O yüzden bu süreci yönetmedeki başarımızı gölgeleyecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
Fon krizine ilişkin bilgilerin hangi kaynaklardan geldiği sorusuna da yanıt veren Özcan, bilgilerin mağdurlar, siyasi çevreler ve kurumlarda görev yapan bürokratlardan ulaştığını belirtti.
Özcan, “Bunlar bazen vatandaşlardan geliyor, bazen siyasi çevrelerden geliyor. Bazen o kurumların içindeki vatan millet sevgisi olan kişilerden, dürüst bürokratlardan geliyor” dedi.
“İMAMOĞLU 2024 YAZINDA DANIŞMANLIK TEKLİFİYLE GELDİ”
Ekrem İmamoğlu ile tanışma ve çalışma sürecini anlatan Özcan, 2023 seçimlerinin ardından Gelecek Partisi’ndeki görevinden ayrıldığını söyledi.
Bir arkadaşının aracılığıyla İmamoğlu ile tanıştığını belirten Özcan, 2024 yerel seçimlerinde herhangi bir resmî görevi bulunmadan kampanya çalışmalarına katkı sunduğunu anlattı.
Özcan, seçimlerin ardından İmamoğlu’nun kendisine danışmanlık teklifinde bulunduğunu belirterek, “Bir yemek yedik ve sonra beni danışmanı olarak atama teklifiyle geldi. O ısrarcı olunca ben de kabul ettim. İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetirken daha çok iktisadi ve finansal konularda akıl alabileceği danışmanlardan biri olarak göreve başladım” dedi.
“19 MART SABAHI HAYATIM DEĞİŞTİ”
İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasıyla başlayan süreci anlatan Özcan, o sabah İmamoğlu’nun kendisini aradığını söyledi.
Özcan, “Sonra 19 Mart 2025 sabahı, hayatımda yepyeni bir dönem başladı. O sabah Sayın İmamoğlu beni arayarak kapıda polisler olduğunu söyledi. Bir mesaj yayımlamak istediğini söyledi. Nitekim işte hepinizin izlediği ‘Serkan kapıda polisler var’ mesajı geldi. O mesajı yayımladık” ifadelerini kullandı.
Gözaltıların kapsamını başlangıçta beklemediğini belirten Özcan, daha sonra Saraçhane’ye gittiğini anlattı.
Özcan, “Ve o gün sabah duş aldım, giyindim elbiselerimi, bindim arabaya ve Saraçhane'ye gittim. Gidiş o gidiş” dedi.
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından siyasi konulardaki görüş alışverişlerinin yoğunlaştığını belirten Özcan, cezaevi ziyaretleri ve milletvekilleri aracılığıyla gönderilen notlar üzerinden iletişim kurduklarını söyledi.
“BAZEN DURUP DURURKEN ‘ŞÖYLE DÜŞÜNÜYORUM’ DİYE NOT GÖNDERİYOR”
İmamoğlu ile siyasi değerlendirmeleri nasıl hazırladıklarına ilişkin konuşan Özcan, karşılıklı fikir alışverişinde bulunduklarını anlattı.
Özcan, “Memleketin gündemi ve siyasetiyle ilgili olarak onun bana sorduğu sorular oluyor, bazı konularda benim kanaatlerimi merak ettiği zamanlar da oluyor. Ya da durup dururken ‘Ben şöyle düşünüyorum’ diye Sayın Başkan’dan bir not geliyor. Ve o notları karşılıklı olarak konuşuyoruz” dedi.
İmamoğlu’nun kamuoyuna yansıyan siyasi görüşlerinin kendisine ait olduğunu vurgulayan Özcan, “Temelde gördükleriniz, okuduklarınız Sayın İmamoğlu’nun kendi düşünceleri. Ama bu düşüncelerin harmanlanması noktasında bazen karşılıklı görüş alışverişinde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
“SİYASETLE İLGİLENMEYE BAŞLADIĞIMDAN BERİ EN BAĞIMSIZ DÜŞÜNCELERİMİ İFADE ETTİĞİM DÖNEM BU”
İmamoğlu ile yakın çalışmasının bağımsız siyasi kimliğini etkileyip etkilemediği sorusuna yanıt veren Özcan, hem İmamoğlu’nun hem de Özgür Özel’in farklı görüşleri dinlemeye önem verdiğini söyledi.
Özcan, “Hatta şöyle söyleyeyim: siyasetle ilgilenmeye başladığımdan beri en bağımsız biçimde duygularımı, düşüncelerimi ifade edebildiğim dönem bu” dedi.
İmamoğlu’nun karar alma süreçlerinde kendisinin görüşlerini dinlediğini belirten Özcan, Özgür Özel ile de benzer bir çalışma ilişkisi bulunduğunu ifade etti.
Özcan, “Ben Özgür Özel kadar da masadaki insanların hepsinin fikrini duymayı önemseyen çok az sayıda siyasetçi gördüm” dedi.
“ÖZEL VE İMAMOĞLU KADAR KARDEŞLİK HUKUKUYLA BİRBİRİNE BAĞLI SİYASETÇİ ÇOK AZ GÖRDÜM”
Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu arasındaki ilişkiye yönelik tartışmaları değerlendiren Özcan, iki siyasetçi arasında güçlü bir dostluk bulunduğunu savundu.
Özcan, “Bütün kalbimle çok samimi bir şekilde açık söylüyorum ki ben hayatımda birbirlerine gerçek anlamda bir kardeşlik hukukuyla bağlı çok az siyasetçi gördüm” dedi.
İki isim arasında anlaşmazlık bulunduğu yönündeki iddiaları reddeden Özcan, şu ifadeleri kullandı:
“O yüzden kamuoyuna yansıyan ve önemli bir kısmı yönlendirme olan, duyguları manipüle etmeye yönelik söylentilerin tam tersine ikisinin arasında kardeşlik, dostluk ve yoldaşlıktan başka şey görmüyorum. Sayın İmamoğlu’nun 20 aylık tutukluluk sürecinde bunun aksini düşündürten en ufak bir olay olmadı. Yeni Parti’nin lideri Sayın Özgür Özel'dir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin lideri de Sayın Özgür Özel’di.”
“ÖZEL TEK GENEL BAŞKANDIR”
İmamoğlu’nun Özgür Özel’in liderliği konusunda aynı görüşte olup olmadığı sorusuna yanıt veren Özcan, İmamoğlu’nun da bu konuda net olduğunu söyledi.
Özcan, “Aynen, bu kadar net. Ben Sayın İmamoğlu’ndan, Sayın Özgür Özel’le olan kardeşliğine ne kadar büyük ehemmiyet verdiğini ve bunun kendisi için her şeyden önde olduğunu defalarca işittim. Daima birinci prensibinin bu olduğunu söylüyor. Burada İmamoğlu açısından tek bir şüphe yok. Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanıyken de tek genel başkandı, Yeni Parti’nin genel başkanı olarak da tek genel başkan. Kesin ve net” dedi.
Özel’in İmamoğlu’nun vesayeti altında siyaset yaptığı yönündeki değerlendirmeleri reddeden Özcan, “Özgür Özel, vesayet altında siyaset yapmayacak kadar ahlaklı, bilinçli ve mağrur bir insan. Sayın İmamoğlu da kimseyi vesayet altında tutmayacak kadar siyasetin ne olduğunu bilen bir insan” ifadelerini kullandı.
ERDOĞAN VE ABDULLAH GÜL İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMA
Özel ile İmamoğlu arasındaki ilişkiyi geçmişte Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül arasında yaşanan siyasi gelişmelerle karşılaştıran Özcan, iki ilişkinin farklı olduğunu savundu.
Özcan, “Sayın Gül’e Tayyip Erdoğan çevresi tarafından yapılanları hatırladığımızda, Özel-İmamoğlu ilişkisinin ne kadar farklı olduğu apaçık biçimde görülüyor” dedi.
Özel ile İmamoğlu arasında vesayet ilişkisi bulunmadığını yineleyen Özcan, “Bir vesayet söz konusu değildir. Sayın İmamoğlu’nun pozisyonu bellidir. Sayın İmamoğlu sadece partinin değil, milletin tercihiyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir sonraki cumhurbaşkanı adayıdır” ifadelerini kullandı.
“İSTER SİYASİ YASAK GETİRSİNLER İSTER DİPLOMAYI İPTAL ETSİNLER”
İmamoğlu’nun diploma davası veya siyasi yasak nedeniyle cumhurbaşkanı adayı olamaması ihtimaline ilişkin konuşan Özcan, hukuki engellerin İmamoğlu’nun siyasi konumunu değiştirmeyeceğini savundu.
Özcan, “Bu görüntüyü elbette görüyorum. Ama bu görüntü de Sayın İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını etkileyecek bir şey değildir. Sayın İmamoğlu isterse siyasi yasak gelsin, isterse diplomayı iptal etsinler… Ne yaparlarsa yapsınlar, Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı adayıdır” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu’nun resmen aday olamaması durumunda nasıl bir yol izleneceği sorusuna ise Özcan, “Bakacağız. Resmen aday olamazsa, Sayın İmamoğlu bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en önemli aktörüdür” yanıtını verdi.
İmamoğlu’nun başka bir adayı işaret edip etmeyeceğine ilişkin soruya da yanıt veren Özcan, “Sayın İmamoğlu'nu yargı eliyle siyaseti dizayn etmek için tutuklu tutup bir de üzerine adaylığını engelleme niyeti olanlara söylüyorum: İstediğinizi yapın, İmamoğlu adaydır. Aday değilse de bu işin en önemli aktörüdür. Bu gerçek değişmez” dedi.
“MANSUR YAVAŞ’IN TOPLUMSAL KARŞILIĞININ NE KADAR BÜYÜK OLDUĞUNU BİLİYORUZ”
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki olası konumuna ilişkin soruyu yanıtlayan Özcan, Yavaş’ın toplumdaki desteğine dikkat çekti.
Özcan, “Ben Sayın Yavaş'ın da sürecin başından bu yana son derece ahlaklı bir yerde durduğunu düşünüyorum. Sayın Yavaş'ın toplumsal karşılığının ne kadar büyük olduğunu biliyoruz. Sayın Yavaş’ın ne kadar işine odaklı bir insan olduğunu, dürüst bir insan olduğunu, bu yönüyle toplumda ne kadar büyük bir karşılığı olduğunu görüyoruz. Ben Sayın Yavaş’ın İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana göstermiş olduğu tavrı ahlaklı bir siyasetçinin göstermiş olduğu bir tavır olarak değerlendiriyorum. Bence yargı marifetiyle yapılmak istenen dizaynın karşısında kendisi de tavırlarıyla net durmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin İmamoğlu’nda rahatsızlık yaratıp yaratmadığı sorusuna ise Özcan, bu konuyu İmamoğlu ile konuşmadığını belirtti.
Özcan, “Hiç zannetmiyorum. Konuşmadım bu konuda. Ama Sayın İmamoğlu’nun çok yakınında olan birisi olarak söyleyeyim: Sayın İmamoğlu bir belediye başkanının kentiyle ilgili meselelerde gidip ülkenin en üst siyasetçisine bilgi vermesi konusunda bir rahatsızlık yaşayacak birisi değil. Ankara gibi bir şehrin belediye başkanının kendi şehrinin sorunlarıyla ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanı'yla görüşmesine ne mahzuru var? Tam tersine teşvik etmek lazım. Ankara'nın bir sorunu daha çözülecekse, ne mutlu bize” dedi.
“İMAMOĞLU’NU EN ÖNEMLİ AKTÖR HÂLİNE GETİREN MİLLETTİR”
İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Özcan, adaylık için düzenlenen dayanışma oylamasına katılan 15,5 milyon kişiye dikkat çekti.
Özcan, “Tutuklandığı gün, dayanışma sandığına gitmekle hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini bilen, gitmeye hiçbir mecburiyeti olmayan 15,5 milyon insan gidip ‘İmamoğlu benim adayım’ dedi” ifadelerini kullandı.
Söz konusu katılımın yalnızca duygusal bir tepki olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Özcan, İmamoğlu’nun seçim sürecindeki etkisinin seçmen desteğinden kaynaklandığını söyledi.
Özcan, “O yüzden de Sayın İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adaylığına taşıyan ve bugünkü şartları sebebiyle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en önemli aktörü hâline getiren millettir. İmamoğlu’nu ‘en önemli aktör’ hâline getiren siyasetçiler değil, biz değiliz, millet. O yüzden de 15,5 milyon insanı iradesiyle aday olmuş bir insanın adaylığı yargı eliyle engellenirse, aktör olması yine de engellenemez” dedi.
