Modern dünyadan kopuk, turkuaz suların ortasında kurdukları yüzen evlerde yaşayan Bajau halkı, "Deniz Çingeneleri" olarak da biliniyor. Ancak onları asıl ilginç kılan, sadece yaşam tarzları değil; suyun altında dakikalarca nefes almadan kalabilmelerini sağlayan biyolojik değişimleri. Yapılan genetik araştırmalar, Bajau halkının dalış performansını artırmak için yüzyıllar içinde fiziksel olarak evrimleştiğini ve dalaklarının normal bir insandan %50 daha büyük olduğunu ortaya koydu.
NORMALDEN %50 DAHA BÜYÜK DALAK
Bilim insanları, Bajau halkının nasıl olup da 60 metre derinliğe kadar dalarak 13 dakikadan fazla su altında kalabildiğini araştırırken çarpıcı bir bulguya ulaştı. Bajau bireylerinin dalakları, kara yaşayan komşularına göre %50 daha büyük. Dalak, vücutta "biyolojik bir tüp" görevi görerek dalış sırasında oksijen yüklü kırmızı kan hücrelerini sisteme pompalıyor. Bu genetik adaptasyon, Bajau halkını su altında hayatta kalma konusunda doğuştan avantajlı kılıyor.

HAYATLARI DENİZİN ÜZERİNDE GEÇİYOR
Bajau halkı için "kara" sadece temel ihtiyaçları karşılamak için gidilen geçici bir yer. Doğumdan ölüme kadar hayatlarını "Lepa-Lepa" adını verdikleri el yapımı teknelerde veya denizin ortasına inşa ettikleri kazıklı evlerde sürdürüler. Birçoğu "kara hastalığına" (denizden uzak kaldıklarında hissettikleri baş dönmesi) yakalandığını söyleyecek kadar denize bağımlı bir yaşam sürüyor.
GELENEKSEL YÖNTEMLERLE PROFESYONEL DALIŞ
Modern dalış ekipmanları yerine sadece tahtadan yapılmış el yapımı gözlükler ve ağır metal parçalarından oluşan ağırlıklar kullanan Bajau balıkçıları, suyun altında adeta bir yunus gibi hareket ediyor. Hiçbir teknolojik destek almadan gerçekleştirdikleri bu serbest dalışlar, onların temel geçim kaynağı olan zıpkınla balık avcılığının bir parçası. Ancak bu yaşam tarzı, basınç farkı nedeniyle kulak zarlarının erken yaşta patlaması gibi ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.

YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA BİR KÜLTÜR
Bajau halkının bu eşsiz yaşam tarzı, günümüzde büyük tehdit altında. Deniz kirliliği, aşırı avlanma ve bölge devletlerinin göçebe halkları yerleşik hayata zorlayan politikaları, "Deniz Çingeneleri"nin kültürünü yok olma noktasına getiriyor. Vatandaşlık hakları ve eğitim gibi konularda zorluk yaşayan genç kuşaklar, yavaş yavaş denizi terk ederek karaya yerleşmeye başlıyor. Bu durum, insanlık tarihinin en ilginç biyolojik adaptasyonlarından birinin sessizce kaybolması riskini doğuruyor.
