Back To Top
‘Hay Allah’ dedirtmeyi seviyorum

‘Hay Allah’ dedirtmeyi seviyorum

 - Son Güncelleme: 24.04.2019 Çarşamba 22:18
‘Hay Allah’ dedirtmeyi seviyorum
- A +

Mahir Ünsal Eriş, ‘Kara Yarısı’ ve ‘Sarıyaz’ adlı iki öykü kitabıyla okuyucularına sürpriz yaptı. ‘Ters köşe’nin sebebini anlattı: Bu yöntemi seviyorum. Yazmak hayatımdaki en eğlenceli şey. Onu oyunlarla daha keyifli hale getirmek hoşuma gidiyor. Olayları tersinden okuyan hikâyeler, aynı hadiseyi ‘bir de şuradan bakalım’ diye anlatan sesler, ‘hay Allah’ dedirten sonlar...

HASAN BASRİ BAŞKAYA  

Genç kuşağın başarılı kalemlerinden Mahir Ünsal Eriş, okurlarına çifte mutluluk yaşattı. Yazarın ‘Kara Yarısı’ ve ‘Sarıyaz’ isimli öykü kitapları Can Yayınları’ndan çıktı. Eriş, bir buçuk yıl arayla yazdığı bu iki hikaye kitabında yine ‘Biz ölümlüyüz’ü herkese hatırlatmak istiyor. Eriş ile konuştuk...  

‘Sarıyaz’ ve ‘Kara Yarısı’nda bize ne anlatmak istiyorsunuz?  

Açıkçası böyle beylik laflar eden biri gibi görünmekten azıcık çekiniyorum ama hem bu iki kitabımda hem de daha önceki öykü ve roman çalışmalarımda, ihtimal ki bundan sonrakilerde de, anlatmak istediğim tek şey var: ‘Biz ölümlüyüz’. Bir gün öleceğiz ama her nasılsa hala hayattayız ve olan biten her şey bu ölçek baz alınarak büyük ya da küçük. Tüm bu yaşananlar öylesine manadan uzak ki ölüm oldukça. O yüzden insan olmaklığımızı, dünyaya hasbelkader gelmiş bulunmaklığımızı ilginç bir şeymiş gibi anlatarak kendimizi oyalıyoruz işte.

‘Öbürküler’ romanında farklı ve takdir edilen bir dil kullanmıştınız. ‘Sarıyaz’ ve ‘Kara Yazısı’ ile Mahir Ünsal Eriş eski kimliğine geri mi döndü? Esasında o da bu da çok sevdiğimiz birer dil. ‘Öbürküler’in atmosferi gereği böyle bir dil mi denediniz? 

Evet, öyle demek daha doğru olacak. Çünkü ‘Öbürküler’, kendi zamanında geçen, o zamanı anlatan bir hikaye. O yüzden o atmosferi layığınca aksettirecek bir dilsel bütünlüğü olsun istedim. Orada bir 60’lar ve eski İstanbul dili var. Onun devamı olacak olan Diğerleri’nde, hikaye 70’lerde cereyan edeceği için o yıllara ait, hafiften göçle başkalaşan İstanbul’un dilini kurmaya çalışacağım örneğin. Üçüncü olarak ‘Ötekiler’i yazacağım. İkincisinde ilk kitaptaki küçük kızın gençliğini anlatacağım. Yine fantastik tarafları olan, yine dönemin ruhuna ve İstanbul’un yerlisi gayrimüslimlerin dünyalarına değen bir kitap yazıyorum. Hayırlısı diyelim.

Neden aynı anda iki öykü kitabı? Teması gereği mi yoksa bir kitap için çok fazla öykü olur, ikiye bölelim mi dediniz? 

Aslında iki öykü kitabı olmasının tek sebebi hakikaten de ortada iki öykü kitabı olması. Yani şöyle diyeyim, bir öykü dosyası yazmış, bitirmiştim. Fakat onu teslim etmezden evvel ‘Sarıyaz’ın fikri canlandı zihnimde ve oturdum onu yazdım. ‘Sarıyaz’, kendi içinde bölünmez bütünlüğü olan bir hikaye derlemesi. O yüzden onu ‘Kara Yarısı’ ile birleştirirsem ikisinin de ruhuna ayıp olurdu. İstemedim bunu.

Bu iki kitabı birbirinden ayıran farklar nedir peki? 

Yazılmaları arasında yaklaşık bir buçuk-iki yıl gibi bir zaman farkı olduğundan hem dil hem de anlatım özellikleri bakımından farklılaştıklarını hissediyorum ben kendi adıma. Bir de tabii, dediğim gibi, ‘Sarıyaz’, tek bir olay çatısı altında geçen, müstakil değilse de muhtar öykülerden oluşan bir kitap. Bir bütünlüğü var. Ama ‘Kara Yarısı’ daha çeşitli bir derleme.

‘Sarıyaz’, aynı hadisenin farklı hikayelerini anlatan bir kitap. Biraz bundan bahsedebilir miyiz? 

Ben ‘Sarıyaz’daki hikayelerin hepsini tek seferde buldum, düşündüm ve yazdım. Zihnimde ‘Sarıyaz’ın fikri o kadar yoğunlaştı ki yazana kadar, yazma kısmı iki buçuk-üç hafta sürdü sadece. Kabası diyeyim tabii, İnce işçiliğe çok emek verdim sonradan. Yaşanan iki tabiat hadisesinin etrafında cereyan eden birbiriyle hem bağlantılı hem de bağımsız hikayeler. Aynı yerde, aynı insanlar arasında geçen, her birinin fotoğrafında bir başkasının da göründüğü hikayeler.

İlk kitabınız ‘Bangır Bangır Ferdi Çalıyordu Evde’den beri öykülerinizle toplumsal yaralara parmak basıyorsunuz. Kara Yarısı da ‘Bir Pencere’ isimli bir öyküyle başlıyor, vurucu bir öyküyle. Çağımızda bu hikaye gibi onlarcasını görüyor, dinliyoruz. Sizce nasıl daha iyi bir toplum olur ve tüm bu sorunların üstesinden nasıl geliriz? Hakikat ve ahlak arayışımızı ne yönde yapmalıyız? 

İyi bir toplum bence ancak vicdanla olur. Vicdanlı insanlardan oluşan, anne-babaları tarafından vicdanla büyütülen çocukların oluşturduğu bir toplumda eğitim de meyvesini daha verimli sunacaktır diye düşünüyorum. 

Öykülerde okurları ters köşe yapmayı sevdiğinizi düşünüyorum. Tabii ki güzel bir roman ya da öykü yazmanın tek bir yöntemi yok. Bu bir tercih mi yoksa öyküler böyle mi şekilleniyor? 

Öyle demeyelim de oyunlar yapmayı seviyorum daha çok. Yazmak benim hayatımdaki en eğlenceli şey. Ekmek kapım, en mühim uğraşım, mesleğim, insanlarla iletişim aracım. Ama bir yanıyla da hayatımın keyfi bu. Onu oyunlarla daha keyifli hale getirmeyi seviyorum. Okur için nasıl görünüyor bilmiyorum ama beni çok eğlendiriyor bu oyunlar. Olayları tersinden okuyan hikayeler, başkasının öyküsünde görünen karakterler, aynı hadiseyi bir de şuradan bakalım diye anlatan sesler, hay Allah dedirten sonlar… Seviyorum bunları. İçkim, sigaram yok, kumar oynamam, haram yemem; bu kadarcık da eğlencemiz oluversin.

MELİH CEVDET İKİ SATIRIMA ŞEREF VERSİN İSTEDİM 

Eski lisana da fazlasıyla aşinasınız. Şâyânı dikkattir ki bir hikayede Beyazıt’tan satın alınan bir neşriyatın içinde bulunan bir mektup var. Lisanımünasiple yazılmış hakiki bir mektup gibi. Peki bunu neden yapıyorsunuz, unutmadım demek için mi yoksa bir saygı ve anma vesilesi olarak mı? 

Çok seviyorum. Tek sebebi bu. Ben eski yazı öğrenmeye başlamıştım, bir yıl olmamıştı ki Dil-Tarih’i kazandım. Kaderin attığı bu pası gole çevirmek için de çok çabaladım. Osmanlıca okumayı geliştirmek için Dil-Tarih’in kütüphanesinden yüzlerce eski yazı roman ve öykü kitabı aldım. Mehmed Rauf’ları, Refik Halid’leri, Reşat Nuri’leri hep eski yazılı hakiki hallerinden okudum. İster istemez bir aşinalığım oldu tabii.

Bu bağlamda ‘Sarıyaz’daki Beyefendi öyküsünden bahsedebiliriz dilerseniz… Melih Cevdet Anday da var orada. 

Melih Cevdet’i çok severim. Hem aydın-entelektüel çizgisini hem de edebiyatçılığını. Son derece birikimli ve kabiliyetiyle büyüleyen biri olmuş hep. Garipçiler içinde şiir deyince Oktay Rifat, hikayecilik deyince Melih Cevdet’i bilirim. ‘Raziye’ romanı bir başyapıttır. Aşılması çok zor bir seviyededir. Ben de, şu yazdığım iki satıra hayali de olsa konuk olsun, şeref versin istedim. Dilerim münasebetsizlik olarak addedilmez kimse tarafından.

HANGİ DİLİ ÖĞRENMEK İSTESEM DÖRT AYAK ÜZERİNE DÜŞTÜM 19-04/24/kitaplar.jpg

Yazmak ve söyleşmek dünyanın kadim geleneklerinden biri. Bazen şiir oldu, bazen öykü bazen de roman oldu. Yazarak ya da okuyarak kendimize ve en önemlisi dünyaya ne katıyoruz? Okumaktan murat kemalimizi erdirmek diyelim söz gelimi; neden yazar bir insan, mesela siz niçin yazıyorsunuz? 

Bu soruya şöyle derinlikli, kedi merdiveni gibi katlana katlana yükselen, esaslı bir cevap verebilmeyi, jeneriklik bir laf edebilmeyi çok isterdim ama ben sadece yazmayı çok sevdiğim için yazıyorum.  

Hayatınızı yazarak ve çeviri yaparak kazanıyorsunuz. Birçok dil biliyorsunuz, en merak uyandıranı ise İbranice. Bu dilleri nasıl öğrendiniz? Çeviri yapmak için mi yoksa hakikaten o dilin zenginliğine olan merakınızdan mıdır? 

Meraktan diyelim. Çünkü dilleri çok, ölçüsüzce çok severim. Dil öğreneyim, gramer karıştırayım, sözlük okuyayım, başka dil konuşan birilerinin eteğinde gezeyim; bayılırım böyle şeylere. Hem çok hevesli hem de çok şanslıyımdır bu konuda. Neyi öğrenmek istesem hep dört ayak üstüne düştüm, imkan kapıları önümde kendi kendine açıldı. Arapça öğrenmek istediğimde örneğin, Türkiye’deki kurslar, farazi, 100 liraysa Şam’dakiler 25 liraydı, gittim Şam’da kaldım altı ay. Fusha dersleri aldım. İtalyancayı merak ederdim, bir gün ‘İtalyan öğretmen ev arıyor’ diye bir ilan gördüm, bir yıl bizimle kaldı İtalyan arkadaş, öğrenciyken. İyi kötü okuduğumun neyden bahsettiğini anlayacak kadar geliştirdim İtalyancamı. Bunun gibi şeyler hep.

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN