M.Ö. 800’lü yıllarda Homeros’un ‘Odysseia’ destanındaki Kral Odysseus’un İthaka’ya dönüş macerası günümüzde çeşitli mecralarda hâlâ süratle devam ediyor. Bir bakıma söz konusu bu hayali yolculuk bitmedi. Homeros’un dünyası bizim bildiğimiz dünyadan farklıydı; üstü bir kubbeyle kaplı düz bir Dünya olarak kabul ediliyordu. Sadece Akdeniz havzası, adalar denizi Ege ile Karadeniz’i kapsıyordu. İtalya’nın ötesi bile bilinmiyordu. Bu Dünya’nın etrafı da büyük bir tatlı su akıntısı olan Okeanos ile çevrili olarak tahayyül ediliyordu. Olimpos tanrıları da bu dünyanın bir parçasıydı. Tekneler ise fırtınalara karşı dayanıklı değildi; rotayı tutturmak için rüzgâr gücüne ve kürekçilerin kas gücüne ihtiyaç vardı. Bu koşullarda yapılan yolculuklar büyük tehlikelerle doluydu. Açık denizler ise bilinmezlerin en bilinmeziydi.
İşte binlerce yıl süren ve günümüze kadar ulaşan bu ortam, hayal gücü yüksek anlatılara dayalı destanların ortaya çıkmasına olanak sağlıyordu. Gılgamış bilinen en eski destanlardandır; Homeros’un destanları ‘İlyada’ ile ‘Odysseia’ da büyük ölçüde bu anlatıya dayanmaktadır. Demek ki Homeros destanları binlerce yıl etkisini sürdürmüş, zaman zaman yeni yorumlar katılsa da bütün uygarlıklara rehber olmuş, bambaşka toplumlarda zihinsel yolculuğunu devam ettirmeyi başarmıştır.
TROYA’DAN GÜNÜMÜZE BİR AKADEMİK DOKUNUŞ
Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın Temmuz 2026’da Doğan Kitap tarafından yayımlanan ‘Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’ çalışması tam da bu noktada önem kazanıyor. 1995’te İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalını bitirdikten sonra Tübingen Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora yapan, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Aslan, aralıksız sürdürdüğü Troya kazı başkanlığı ve Troya Müzesi’ne katkılarıyla tanınıyor. Çalışmasında kazı başkanı olarak bulunduğu Troya’dan yola çıkarak Kral Odysseus’un kişiliği hakkında Homeros, Sokrates, Platon ve Aristoteles’in görüşlerini sunuyor; bilimsel konuları akıcı anlatımıyla okura ulaştırıyor.

‘BEN HİÇ KİMSE’NİN ŞİFRELERİ VE İKTİDAR SAVAŞI
Dört ana bölümden oluşan kitapta Aslan, “Hangi Odysseus: Binbir yüzlü kahramanı anlamak” başlıklı giriş yazısında ‘Odysseia’nın geniş bir özetini sunarken Troya Savaşı’na katılmamak için deli taklidi yapan, diplomatik dehasıyla Akhilleus’un savaşa katılmasını sağlayan ve Troya atı hilesiyle şehrin düşmesini sağlayan Odysseus’un öteki kahramanlara benzemediğini vurguluyor. Düzenbaz, çok yalan söyleyen ve zekâsını en iyi şekilde kullanan Homeros’un bu “Binbir Yüzlü Adam”ı, dönüş yolculuğunda dev Kyklop’un mağarasına kilitlendiğinde devin “Kimsiniz?” sorusuna “Ben Hiç Kimse” yanıtını verir.
Dev uyuduğunda zeytin sırığıyla gözünü kör edip adamlarıyla kaçmayı başarır. Ancak kibirli Odysseus dışarıda gerçek adını haykırınca Poseidon’un intikamı şiddetli olur ve adamları denizin dibini boylar. On yıl süren savaş ve on yıl süren dönüş yolculuğu sonunda krallığını, eşi Penelope’yi ve oğlu Telemakhos’u yitiren Odysseus artık gerçekten bir “Hiç Kimsedir.” İthaka’ya döndüğünde onu sadece köpeği ile ayağındaki yara izinden dadısı tanıyacaktır.

Odysseus’un hikâyesi kimliksiz, her şeye yabancı, yersiz yurtsuz biri olarak yabancı diyarlarda çeşitli zorluklar çekip krallığına ulaşan, sonu çok kanlı biten bir iktidar savaşından başka bir şey değil sonuçta. Rüstem Aslan’ın ‘Odysseus: Hoş Geldin Yabancı’ yapıtı hem deneme hem de incelemenin birlikteliğiyle oluşturulan, bilimsel verileriyle Homeros’tan günümüze kalan dünyayı anlamamızı sağlayan edebi ölçütleri sağlam bir başvuru kaynağı.
SİNEMADA 33 FARKLI ROTA
‘İlyada’ ile ‘Odysseia’daki masalsı hikâyeler edebiyattan sahne sanatlarına kadar geniş bir alanı etkilerken, sinema özellikle ‘Odysseia’ uyarlamalarından beslendi. Beyaz perdede ve televizyonda destandan esinlenen yaklaşık 33 farklı yapım bulunuyor.
2026 yapımı Christopher Nolan imzalı ‘The Odyssey’ filmi bu yıl küresel gişede rekor kırarak gündeme damga vururken; 1997 yapımı Armand Assante’ın başrolünde yer aldığı TV filmi ile Franco Rossi’nin 1968 tarihli ‘L’Odissea’ dizisi kitabın aslına en sadık kalan uyarlamalar olarak öne çıkıyor. Destanı anlatan en şiirsel yapım ise Franco Piavoli’nin 1989 tarihli ‘Nostos: Il Ritorno’ (Nostos: Dönüş) adlı filmi olarak kabul ediliyor.
