Fatih Sultan Mehmed aydınlanmış despot mu?

Fatih Sultan Mehmed aydınlanmış despot mu?

Birkaç ay önce Profesör Doktor İsmail E. Erünsal Hoca’nın ‘Kitapların Sultanları’ kitabını okumuştum. Hoca arşiv belgelerinde/el yazmalarda dolaşarak kütüphanenin bu topraklardaki öyküsünü anlatıyordu bize. Camilerde, Vakıflarda kurulan mütevazı kütüphanelerden zengin Saray kütüphanelerine... Yine Timaş’tan çıkan ‘Fatih’in Entelektüel Portresi’ adlı kitabında, bu kez, Osmanlı tarihinin en çok sevilen padişahı Fatih Sultan Mehmed’in okurluğu üstünde duruyor.

En çok sevilen, dedim. Evet, sahiden de kime sorulsa sokakta, “Osmanlı padişahları içinde en çok kimleri seviyorsunuz?” diye, bir tekerleme gibi sayılacaktır: “Fatih, Yavuz, Kanuni…”

Ben de seviyorum Fatih’i. Fakat yalnız Doğu Roma’yı düşürdüğü ya da “bir aşiretten cihangirane bir devlet çıkardığı” için değil. Doğu’dan-Batı’dan bilginleri İstanbul’a davet eden, onlara çeşitli İslami konularda risaleler sipariş veren, günlerce süren tartışmalara dinleyici olarak katılan, şairleri koruyup kollayan, şiir meclisleri kuran, kendisi de şiir yazan, çok okuyan, çok tefekkür eden, birkaç dil bilen, İslam halifesi olarak yağlıboya tablosunu yaptırmaktan bile çekinmeyen kitaba hürmetkâr bir hükümdar olduğu için seviyorum.

Batı’ya da açıktır Fatih, Doğu’ya da. Bir yanda artık geride bırakılmış Yunan/Roma kültürü. Öte yanda İslam, Asya ve Çin. II. Bayezid’in emriyle düzenlenen bir kataloğa göre çoğunluğu Fatih Sultan Mehmed’den kalma ‘7.200 kitap’ varmış Topkapı Sarayı’ndaki kütüphanede. Yıllar geçtikçe ilavelerle zenginleşecek... Yalnız Arapça, Farsça, Türkçe kitaplar yok bu kütüphanede. İslami yazmalar dışında Grekçe, Latince, Ermenice, Süryanice, İtalyanca, İbranice ve hatta Doğu Türkçesiyle kitapların da olduğunu söylüyor İsmail Hoca: Çağatayca, Kıpçakça, Harezmce… Çeşitli kaynaklar sarayda görevlendirilen iki memurun düzenli aralıklarla Sultan’a Yunan tarihçilerin kitaplarını okuduklarından söz ediyormuş.

Fatih Sultan Mehmed’in entelektüel portresi tartışılırken kitap tutkusunun ve çok dil bilirliğinin yanı sıra, iki konu daha sıklıkla gündeme getirilir: ‘Hristiyan olmayı düşünmüştü’ iddiasıyla Homeros tutkusu.

Papa II. Pius’un yazdığı mektupta Sultan’a vaftiz olmasını, Osmanlı ile Hristiyan Avrupa’nın birleşmesinden doğacak ‘Yeni Roma İmparatorluğu’nun’ hükümdarlığını teklif ettiği bilinen bir gerçek. Bundan ötesiyse efsane. Hristiyan teolojisini anlamaya çalışması, bu konuda çeviriler yaptırtıp risaleler okuması, Fatih’in Hristiyan olmayı da düşündüğünü göstermez. Fatih İncil’i inanmak için değil öğrenmek için okuyordu. İsmail Hoca’nın da çalışmasında gösterdiği gibi, en azından elimizde aksini ispatlayacak bir kaynak yok. ‘İlyada’ okuduğu, Truva harabelerini ziyaret ettiği, “Asyalıların intikamını alıyorum” dediği rivayetini doğruluyor İsmail Hoca.

Sultan Mehmed’in entelektüel ajandasındaki en önemli başlıklardan birisi de Büyük İskender. Onun hakkında yazılmış biyografileri sık sık okuduğu, onu kendine model aldığı söylenegelmiştir. Fakat İsmail Hoca’nın dediği gibi, o Asya’ya değil Avrupa’ya yürüyen bir İskender olma hevesindedir.

Zaman zaman kafamı kurcalamıştır. Doğu ile Batı’yı -tıpkı İstanbul gibi- kendi kişiliğinde mezcetmeye hevesli Sultan II. Mehmed’i bir 18. yy’da belirecek “aydınlanmış despotların” erken prototiplerinden biri sayabilir miyiz? Belki kısmen… Fatih’in Batı medeniyetine olan merakının saray duvarları içinde kaldığından söz ediyor İsmail Hoca: “Osmanlı tebaası ne resim ve madalyonla ne de Geç Antik Çağ’ın felsefesi, tarihi ve kültürüyle ilgilenmiştir. Fatih de bu konuda hiçbir çaba göstermemiş, […] bir İslam halifesi gibi davranmıştır.”

‘Fatih’in Entelektüel Portresi’ni okuyunca gördüm ki, Sultan’ın Batı bilimlerine olan merakı, imparatorluğunu Avrupa karşısında çok daha güçlü kılmak içinmiş: Daha fazla toprak fethetmek… Belki bu nedenle devleti güçlendirirken felsefenin, edebiyatın ve sanatın yeşerip fışkıracağı sivil aralıkları bastırıp yok ettiği için onu Avrupalı aydınlanmış despotların muştusu sayamayız.

Fatih Sultan Mehmed birkaç yüzyıldır gelişip serpilen Türk aristokrasisini kararlılıkla yok etmiş, bu boşluğu yüzyıllarca işleyecek “devşirme sistemiyle” doldurmuştur. Devleti güçlendiren bu model, evet, belki iktidarın ve servetin periferiye dağılmasını engelledi fakat bilimi, felsefeyi, sanatı da zenginleştirecek, destekleyecek toplumsal sınıfların yetişeceği zemini bozdu. Bu böyle olunca, Fatih’in merakları yalnızca onunla sınırlı kaldı. Kökleşmedi. Gelenekleşmedi. Ölümünden sonra büsbütün terk edildi. Tıpkı saraydan çıkartılan tablosu gibi.

Onun entelektüel portresinin Türk modernitesine hiçbir katkısı olmadı maalesef. Tarihimizdeki siyasi, ekonomik, sosyal tıkanıklıkları açmadı. Bir hoşluk sayabiliriz kişiliğini: Birkaç dil bilen, kitaplar okuyan, resme ve şiire düşkün bir Sultan. Hepsi bu kadar.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN