EGE ÜLGEN
AKM Türk Telekom Opera Salonu’ndaki 11 Şubat temsiline giderken aklımda tek bir soru vardı: Bu gösterim klasik dönem geleneğinin usul ve esaslarına bağlı konvansiyonel bir yorum mu, tamamen modern bir yaklaşım mı, yoksa bir sentez mi olacaktı? Cevabı daha uvertürde aldım: Ustaca sergilenen, gelenekten kopmadan modernleşen bir sentez!
Bu yapımın en çarpıcı yanı, Don Giovanni efsanesini vitrinden indirip bugüne taşıma cesaretiydi. Modern kıyafetler, yenilikçi dekor, korkusuz ışık çizgileri ve projeksiyonla kurulan yeni bir dünya... Sahnenin içini yarıp geçen dikey kolonlar; kimi anlarda bir mahkeme salonu soğukluğuna, kimi anlarda ise bir hapishane koridoruna dönüştü. Alev görselleriyle sahnenin kenarlarında dolaşan sıcaklık ise ‘cehennem’ fikrini masalsı bir dekor olmaktan çıkarıp, neredeyse ateş hissini fiziksel bir basınca çevirdi. Üstelik yıldırım efektlerinin intikam fikrine ‘ses’ kazandırdığı anlar vardı: Adalet, bir karakterin ağzından değil, adeta gökyüzünün çatlağından konuşuyordu.
AKM’NİN AKUSTİĞİ ŞAŞIRTICI DERECEDE ‘OKUNAKLI’
Yapımdaki bir diğer önemli hamle ise ‘dördüncü duvarla’ kurulan ilişkiydi. Librettonun Türkçe ve İngilizce üst yazıyla sahnenin üzerinde akması, hikâyeyi sadece takip etmemizi değil, sözle müzik arasındaki ilişkiyi de görmemizi sağladı.
Gittiğim mekânların sesini farklı koltuklardan deneyimlemeyi sevdiğim için; ilk yarıyı kendi yerimde, ikinci yarıyı ise boş bir koltuk bulup daha arkada izledim. Sonuç: AKM’nin akustiği iki uçta da şaşırtıcı derecede ‘okunaklı’. Orkestranın dokusu ve solistlerin metni taşıma biçimi net duyuluyor. Bu uzunlukta, hem müzikal hem dramatik bir operayı sırtlamak büyük bir kondisyon ve ustalık ister; zira bir anlık dağılma bütün yapıyı çökertebilir. Bu yüzden orkestraya, şefe ve sanatçılara özel bir teşekkür borçluyuz.
Yine de tam bu noktada ufak bir eleştiri notu düşeyim: Bazı anlarda orkestra–solist dengesi, özellikle yoğun pasajlarda solistlerin önüne geçebiliyor. Bu durum bazen dramatik etkiyi büyütse de, bazı cümlelerin ‘anlaşılır olma’ ihtiyacını törpüleyebiliyor. Kısacası; bu modern yorum, Don Juan mitini cam fanustan çıkarıp bugünün ışığına koyuyor. Don Giovanni’yi yalnızca bir ‘anti-kahraman’ diye etiketlemek kolay; ama Mozart’ın asıl oyunu şu: Bizi, o antagonistleştirdiği kahramanın kötülüğünün cazibesine bir anlığına bile kapılabilecek kadar ‘insan’ olduğumuzla yüzleştirmek. İşte gerçek katarsis!
