Entelektüel yüzleşme ve bir kara komedi

Entelektüel  yüzleşme ve  bir kara komedi

63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde heyecan, Antalya’yı vuran yağmur ve Kepez’deki üzücü can kaybı haberlerinin burukluğuyla devam ediyor. Ulusal Uzun Metraj yarışmasının 2. gününde yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun modern insanın aidiyet krizini anlatan ‘Artakalan’ı ile Emre Aybek’in bir pavyon ve müzik üzerinden Türkiye’nin son 20 yıllık sosyolojisini okuduğu kara komedisi ‘Düğün Şarkıcısı’ perdedeydi.

Antalya’da bir yanda hortum felaketinin yarattığı o ağır hüzün, diğer yanda AKM salonlarının önünde uzayan kuyruklarla sanata tutunan bir izleyici kitlesi var. İnsan bazen hayatın bu tezatlığına şaşırıyor. Yarışmanın 2. gününde biz de sinema yazarı dostlarla bu uzun kuyruktaki yerimizi alıp salonu doldurduk.

YEŞİM USTAOĞLU VE ‘ARTAKALAN’: KLOSTROFOBİK BİR AİDİYET BUNALIMI

26 Ekim’in ilk filmi, Altın Portakal ödüllü usta yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun beklentileri epey yükselten yeni uzun metrajı ‘Artakalan’dı. Film; baskıcı düzende yaşama sevincini yitiren şair Elif (Öykü Karayel) ve doğa sesleri kaydeden eşi Mehmet’in (Metin Akdülger) tıkanmış, konformist evliliğini merkeze alıyor.

İlk yarım saatte, İstanbul’da ‘Cihangir tayfası’ diyebileceğimiz entelektüel bir çiftin klostrofobik ev ortamındayız. Sanatsal sancılar, ekonomik kaygılar, yazamama buhranı ve depresyon belirtileri... Adeta 70’li yıllar sinemasından fırlamış klasik bir modern aile bunalımı izliyoruz. Elif’in tütün sararak “Burası bizim evimiz değil” hezeyanları ve kocasının “bozuk plak gibisin” diyerek Berlin’e yerleşme arzusu çok tanıdık.

Nihayet Elif, Anadolu’ya direksiyon kırıyor. Artvin Yusufeli’ne, köklerine yaptığı bu yolculukta nedense hep ‘sorgusuz sualsiz’ evini açan kadın figürleriyle karşılaşıyor. Evde oğluna bakan Mehmet ise babasının ölümü üzerine Kafkaesk rüyalar eşliğinde (uçuşan böcekler) köye giderek babası (İlyas Salman) ve geçmişiyle o beklenen Freudyen hesaplaşmayı yaşıyor.

Film, kökleriyle barışıp kim olduklarını hatırlayan bir çiftin güçlü hikayesi. Ustaoğlu’nun söyleşide dediği gibi: “Bu açmazların içinden bir çeşit gidebilmeyi becererek çıkabileceğimizi gösteriyor.” Ancak hız çağında; görünürlük kaygılarının ve sert problemlerin yaşandığı günümüzde, bu ‘sanatsal varoluş sancısı’ biraz geçmişin meselesi gibi hissettiriyor. İki saati aşan süresi ve Öykü Karayel’in uzun suskunlukları izleyiciyi yoruyor. Özetle, ‘Artakalan’ usta işi ağır bir yüzleşme; festivalden ödüllerle dönebilir ancak bana göre bu ağırlık ‘En İyi Film’ yarışında işini biraz zorlaştırabilir.

EMRE AYBEK’TEN İYİ BİR KARA KOMEDİ: ‘DÜĞÜN ŞARKICISI’

Günün ikinci filmi, Emre Aybek’in yönettiği ve Erdi Işık’ın yazdığı ‘Düğün Şarkıcısı’ oldu. Komedi performanslarıyla tanıdığımız Yasemin Sakallıoğlu, sokak şarkıcısı Şahnaz rolüyle karşımızdaydı.

İstiklal’de Sezen Aksu söyleyen Şahnaz’ın, işletmeci Muzaffer (Yiğit Özşener) tarafından keşfedilip elit bir kulüpte sahneye çıkmasıyla başlayan film; 2010’ların renkli Beyoğlu günlerinden pandemi yasaklarına uzanan son 20 yıllık Türkiye sosyolojisini anlatıyor.

İdealist arkadaşı Ulaş’ın (Mehmet Korhan Fırat) aşkını ve popüler kültür yarışmalarını reddeden gururlu Şahnaz; pandeminin yıkıcı şartlarında bir düğün salonunda (‘Hadi Yüreğim’den ‘Osman Aga’ya düşüş) şarkı söylemeye mecbur kalıyor. Bu, mekanları nargile kafelere dönen ve kültürel erozyona uğrayan Beyoğlu’nun hikâyesi. Muzaffer’in deri ceketini çıkarıp kumaş ceket giymesi, yani güce biat ederek değişimi, filmin en şık siyasi metaforuydu.

Kapanmalarla işsizliğe mahkum edilen, intihara sürüklenen müzisyenlerin dramına ışık tutması çok kıymetli. Tiyatroların ve sinemaların perde kapattığı o günler sanat dünyasında hala kapanmamış bir yara. Yasemin Sakallıoğlu ise tüm şarkıları kendi seslendirmenin ötesinde, oyunculuğuyla da bizi perdede tutuyor. Söyleşideki “Bende hep sunucu görmek istiyorlar, bunu zaten yaşıyorum, o yüzden Şahnaz’ı çok aramadım” sözleri karakterle empatisini özetledi. ‘Küçüğüm’ şarkısındaki o derinlik perdeye kesinlikle yansıyor.

Türkiye’nin son yirmi yılına ayna tutan, derdini seyirciyi boğmadan anlatan ‘Düğün Şarkıcısı’, benim için festivalin gizli favorilerinden. Emre Aybek’in ilk filmindeki başarısı takdire şayan. Sakallıoğlu ise tartışmasız ‘En İyi Kadın Oyuncu’ kategorisinin en güçlü ve sahici adaylarından.
Festival heyecanı 27 Ekim saat 17.00’de, sinemasına inandığım sevgili Büşra Bülbül imzalı ‘Bir Anne Hakkında’ ve saat 19.00’da eski dostum Aydın Orak’ın yönettiği ‘Ölü Arının İğnesi’ ile devam edecek.

SALON ADABINA KÜÇÜK BİR SİTEM

Antalyalıların festival filmlerine gösterdiği muazzam ilgiye, salonların önünde uzayıp giden kuyruklara ve sanata bu denli sahip çıkmalarına gerçekten şapka çıkarıyoruz. Fakat yeri gelmişken ufak bir sitemi de buraya bırakmak zorundayım: Özellikle günün ilk filmi olan ‘Artakalan’ gösterimi sırasında bir türlü sessize alınmayan, zırıl zırıl çalan cep telefonları maalesef salondaki herkese fenalık geçirtti ve seyir zevkini epey zedeledi. Lütfen o telefonları salona girerken kapatalım.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN