Hani kuşlar ağaçlar, binbir renkli çiçekler…

Nostaljiye hayır demem de, benim yazdıklarım kimilerinin iddia ettiği gibi bir geri dönme teşebbüsü değildir. Aksine kaybettiğimiz İstanbul medeniyetinin çocukluğuma ve gençliğime temas eden kısmını, gün gün, hafta hafta, ay ay ve yıl yıl kayda geçirip, yeniden inşâ etmektir.

Ben bir kültürel hâfızanın peşindeyim. Mâzînin duygusal köklerim olduğundan hiç kuşkum yok ama kaybettiğim İstanbul’a dönmekten ziyâde mâzîden unuttuğumuz ne varsa hepsini parça parça bulup, yeniden sizin önünüze getirmek niyetindeyim.

taner-ayy.jpg

STEYR TRAKTÖRE CIZLAVET KARA LASTİK

İstanbul medeniyeti sadece semtlerden, sokaklardan veya binâlardan ibâret değildir. Eşyâlar, markalar ve olaylar da şehr-i dildârımızın bir parçasıydı. İsterseniz, aklınıza gelebilecek en son şeyden başlayayım, belki Beyoğlu’nun, Suriçi’nin ve Kadıköyü’nün mütemmimi değildi ama İstanbul sokaklarında traktörlerin bile dolaştığını görebiliyordunuz, bugün acaba kaç kişi Steyr, Massey-Ferguson, Türk-Fiat, Fendt, International Harvester, Ford veya John Deere traktörlerini anımsıyor, gerçekten merâk ediyorum.

Şehrimiz ‘60’larda ve ‘70’lerde hızla kırsallaştığından traktörler gibi minibüsler de yaşamlarımıza çabucak girmişti. Austin, Morris, Magirus Deutz, Thames, Taunus, Ford, Commer, Volkswagen, Peugeot J9, Renault Goélette, Mercedes 319, International M-1230, Tempo Matador, say say bitmez. Briket, cüruf tuğlası, basma, pazen, içi perdâhlı dışı havlı divitin, patiska, Cızlavet kara lastik, Beykoz deri kundura, kiterli plastik çocuk ayakkabıları, ister inanın isterse inanmayın, hepsi de o yılların gecekondu mahallelerindendi.

Gecekondu kelimesini galiba ilk defa Cumhuriyet gazetesi ‘40’lı yıllarda kullanmıştı. Benim tanık olduğum gecekondu mahalleleri ise üçüncü ve dördüncü kuşaklardır. Akademisyenler ilk kuşak gecekondu mahallelerini ’30 ile ’50 arasında gösteriyor. Zeytinburnu, Mecidiyeköy, Bomonti ve Yıldız. İkinci kuşak gecekondularını ise ’50 ile ’65 arasında sayıyorlar. Bayrampaşa, Sağmalcılar, Beykoz ve Gaziosmanpaşa. Ne var ki, ’70 başlarına gelindiğinde, buralar “şehir” olup çıkmıştı. Biz İstanbul’a taşındığımızda üçüncü ve dördüncü kuşak gecekondu mahallelerinin yeni yeni inkişâf ettikleri aklımda kaldı. Yenibosna, Esenler, Sarıyer, Alibeyköy, Sefaköy, Güngören, Gülsuyu, Fikirtepe ve Cevizli.

Bugünlerde sıklıkla aşırı yağışlardan ve sel felâketlerinden bahsediyoruz ya, kabahat gecekondulaşmaya izin verenlerde. Çünkü, gecekondu mahallelerinin hemen hepsi dere yataklarına kondurulmuştur. İmar afları sayesinde de oralar sonradan sellerin sürükleyip götüreceği çirkin apartmanlar ile dolmuştur.

Alibeyköy’ün Cızlavetlisi yağmurda balta burun Renault Goélette minibüsü beklerken, isterseniz size on dakika sigara arası vereyim. Ben kullanmıyorum, sizse yuvarlandığınız ‘71’de, Birinci, İkinci, Üçüncü, Bafra, Kulüp, Gelincik, Yenice, Bahar, Yeni Harman, Hisar, Çamlıca, Samsun veya Maltepe, hangisini yakarsanız yakın, çıkışmayacağım. Sahi, ben Renault Goélette, Magirus Deutz veya Tempo Matador diyorum da, hanginiz Yeşilçam’ın yıldızlarının otomobillerini merâk ediyor? Hadi, aklımda kaldığı kadarıyla birkaçını sayayım. Esen Püsküllü ve Tanju Korel ’70 model yıllı Anadol, Sadri Alışık ’57 model yıllı Chevrolet, Selda Alkor ’66 model yıllı Opel, Yusuf Sezgin ’64 model yıllı Ford, Ediz Hun ’67 model yıllı Taunus, Türkan Şoray ’62 model yıllı Oldsmobil ve Engin Çağlar ’68 model yıllı Opel kullanıyorlardı. En pahalısı seksen beş bin, en ucuzuysa otuz bin lira. ’70 yılında lise mezunu bir yeni memurun eline günde on dört lira, yeni işe başlayan okuma yazma bilmeyen işçinin eline ise primlerinin ve ikramiyelerinin dışında günde on dokuz buçuk lira geçiyordu. Aynı yıl sıfır kilometre Anadol’un otuz bin sekiz yüz elli liraya satışta olduğunu unutmayıp, bir işçinin ne kadar sürede Anadol sâhibi olacağını da artık siz hesaplayıverin. Tamamsa, memûru unutun, ne yaparsa yapsın iki yakasını bir araya getiremeyeceğinden, memûrlar Anadol’a ancak rüyâlarında binebiliyorlardı.

YENİ BİR KIRMIZI IŞIKLI APLİKLER DEVRİ

İstanbul’un bizim yakada Bostancıbaşı Cisr-i Derbend’de bittiği şehre dönelim. Hadi ben Reşad Ekrem’in sınırlarından biraz ayrılıp, şehiri İdealtepe’ye kadar taşıyayım. Bizim yakada bütün hâneler deterjan kokardı. Star, Lux, Fay, Pop, Lobi, Tursil, Persil, Çiti. Mahrem olan yatak odalarıydı. Erkekler yatak odalarına oryantal esintiler taşıyan Old Spice veya Aqua Velva kullanırlardı. O yıllarda 4711 veya Canoe kullanana rastladım mı, inanın çıkaramıyorum. Ama ’73 sonrasında Old Spice’ın veya Aqua Velva’nın yerini Jovan Musk’ın aldığını biliyorum. Kadınlar ise Rochas, Givenchy ve Réminiscence tutkunuydu. Kadınlarda sert kuplu, dolgulu ve telli sütyenler birkaç yıldır popülaritesini kaybetmiş, onların yerini memeleri tamamen doğal formlarında bırakan şeffaf “soft-cup” ve “no-bra” sütyenler almıştı. Bu sütyenin altına da kalçaları saran “hipster” tarzı bir külot geçirince, kırmızı ışıklı apliği yakabilirlerdi.

DENİZ GEZMİŞ VE SİNAN CEMGİL

Misâfir odaları vardı değil mi, çoktan unuttuk. Orta sehpaya Murano çanakta muhakkak birkaç marka misâfir sigarası, zigon sehpaya ise Pe-Re-Ja, Rebul veya Eyüp Sabri Tuncer marka misâfir kolonyası konurdu. Mevsim kış ise büyük salonda Şakir Zümre, Demir Döküm, Tınal, Sürel, Juno, Buderus veya Deville sobaları bütün gün yakılır, misâfir odası da ısınsın diye kapısı mutlaka açık bırakılırdı. Televizyonun henüz her hâneye girmediği ’71 başındayız, ama bir salonda ve bir de misâfir odasında radyo bulunurdu. Misâfir politikse ajans, sohbet ehliyse “Beraber ve Solo Şarkılar” açılırdı.

11 Ocak’ta aile dostlarımızdan Cemil Gezmiş’in oğlu yüzünden hepimizi heyecânlandırıp korkutan bir silâhlı soygun oldu. Bunu misâfir odasında ajanstan duymuştuk. Üç kişi Ankara’da Türkiye İş Bankası’nın Emek Şubesi’ne girip yüz yirmi dört bin lirayı kamulaştırmıştı. Polis, banka şubesini Deniz Gezmiş’in ve Yusuf Aslan’ın soyduğunu söylüyordu. Epey sonra da polisin haklı olduğu anlaşılacaktı. Soyguna onlardan başka Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve Alpaslan Özdoğan katılmışlar. Sinan da Adnan Cemgil’in oğlu değil miydi, vah ki vah! Hüseyin’i, Alpaslan’ı ve Yusuf’u ise bilmiyoruz. Yıllar geçip okuyacaklarımdan aklımda yanlış kalmadıysa, banka soygunu için “06 EF 109” plakalı Pontiac’ı Yusuf’un kaldırdığı yazılacaktı. Şubeye ise Deniz, Sinan ve Hüseyin girmiş, Alpaslan dışarıda gözcü olarak beklemiş, Yusuf da otomobilin direksiyonundaymış.

’71 yılı sadece politik soygunlarla başlamamıştı. Bir de üçüncü sayfa soyguncuları vardı, nedense onları birkaç yıldır sıkı takip ediyordum. Bunda bol resimli Günaydın gazetesinin payı elbette çok büyüktü. Günaydın’ın atladıklarını da Milliyet yakalıyordu. Örneğin, Ökkeş Özmut, karşıma bir Milliyet haberi olarak çıkmıştı. Ökkeş, kasa hırsızlığından nâmlı bir sabıkalıymış. Bir müddettir de Çorlu’daki kuyumcu dükkânı soygunundan aranıyormuş. Polis onu Davutpaşa’daki sosyal konutlarda kıstırmış ve silâhlı çatışma sonucunda yakalamıştı. Ökkeş için polisi alkışladık da maalesef emeklerine yazıktı. Çünkü birkaç yıla genel af çıkacak, Ökkeş ise mesleğe devâm edecekti.

Amerika’nın Fort Wayne şehrindeki yaşıtım Carl Eric Brandt’ın babasının 9 mm’lik tabancasıyla durup dururken babasını ve hamile annesini vurması da gazetelerden aklımda kaldı. Olayda annesi ve karnındaki bebeği ölmüşler, babasıysa ağır yaralanmıştı. Bu oğlan galiba ablasını da vurmak istemiş, ancak tabanca tutukluk yaptığından Angela kurtulmuştu. Indiana kanunlarına nazaran Carl Eric yargılanamayacak kadar küçük olduğundan ’72 yazında babasının gözetimine verildiğini biliyorum. Brandt ailesi de Florida’daya taşınıp, ’89’a kadar Ormond Beach’te unutulacaktı. Belki bir gün size Carl Eric Brandt’ın son on beş yılını da yazarım. Oğlan meğerse seri katilmiş.

BAĞDAT CADDESİ’NE İNERKEN

Sizi Bağdat Caddesi’ne indireceğimi söylemiştim, değil mi? Sözümden dönecek değilim ya, sıkı giyinin de Uğur Apartmanı’ndan çıkalım. Nuri Bey’in bahçeli bir buçuk katlısını, Nebil Ticaret’i ve Beyaz Saray Apartmanı’nı geçip Kurudere Sokak’a sapalım. Emin Âli Paşa Caddesi ile Hazan Sokak arasındaki sola, iki apartman, araya ise sadece tek katlı ahşap Çam Bakkaliyesi’ni yazın. Sonra oraya Salim apartman dikmeye kalktı ama dolandırıcılıktan içeriye düşünce inşaatı ben fakülteyi bitirene kadar öyle kalacaktı. Hazan Sokak’ın altıysa boydan boya Mehmet Karamancı İlkokulu’ydu. Sağdakileri başka bir yazıya bırakıp, Çamlı Sokak’a dönelim. Birkaç binânın dışında Ayşe Çavuş Caddesi’ne kadar her yer çayır çimen, böğürtlen çalılarındaysa nar bülbülleri, sakalar, floryalar, kırlangıçlar, arı kuşları, ibibikler, cümbür cemaatti. Solumuz tren hattıydı, altında da Taç Spor’un toprak sahasından başka bir şey yoktu.

Ayşe Çavuş Caddesi’nde İrfan-Behzat Ay çifti var ama henüz tanışmıyoruz, mecbûren sola sapıp sizi alt geçide indireceğim. Allah Bedri Gürbüzer’den razı olsun, bu alt geçit ’54 yılında onun sayesinde yapılmış. Geçidin duvarlarındaysa nedense sadece sünnetçi ilanlarını anımsıyorum. Kemal Özkan, Enver Ülgün, Rauf Aydoğdu ve Sedat İnce. Onlardan Enver Ülgün’ün ilanları niçin Ermeni çocuklarına hitâp ediyordu, inanın bilmiyorum. Oradan çıkınca, sağdaki arsada mutlaka Nevzat İnanoğlu’nun frigorifik kamyonlarını görürdünüz. Caddeye çıktık mı, çıktık, o hâlde gerisini haftaya bırakıp, size bir Zeki Müren şarkısıyla vedâ edeyim. “Ben hâlâ o günleri anarak yaşıyorum / Sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi / Hâlâ güzelliğini kalbimde taşıyorum / Dalından koparılmış beyaz bir çiçek gibi”. Şarkıdaki güzelin yerine az kalsın yaşıtım bir iki mahalle dilberinin ismini yazacaktım ama bir ân için kendimin rûhen “Avare Mustafa” olduğunu unutmuşum, bu yüzden affınıza sığınıyorum.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.