Finansal piyasaların süper kahramanları
Bir finansal kuruluşun başından başka bir finansal kuruluşun başına; bir finansal kuruluşun başından bir kamu düzenleyici-denetleyici kurumunun başına…
Bir finansal kuruluşun başından bakan yardımcılığına, bir düzenleyici- denetleyici kurumunun başından bir finansal kuruluşun başına…
Elbette, bu arada başına geldikleri kurumlarla ilişkili iştirak ya da diğer kamu sermayeli kurumların yönetim kurullarının üyeliklerine…
Evet, son yıllarda görmeye alıştığımız fakat öncesinde çok nadiren karşılaştığımız bu tip kariyer yolculukları fon krizinin patlamasıyla daha da göze batar oldu.
“Finansal piyasaların süper kahramanları” olarak tanımladığım, hepi topu 100 kişiyi aşmayan bir kadronun son 10 yıllık süreçte aralarında döndürdükleri makam koltuklarından bahsediyorum.
Özellikle yeni kamu sermayeli finans kuruluşlarının hayatımıza girişinden sonra hızla artan koltuk sayılarından ötürü daha da göze çarpmaya başlayan yeni bir “elit sınıf” oluşmuş durumda. Birinin kalktığı koltuğa bir diğeri oturuyor. Yönetim kurulu başkanları, başkan yardımcıları, üyeleri, genel müdürler, genel müdür yardımcıları, kurum başkanları ve başkan yardımcıları için makam koltukları adeta otobüs duraklarına dönüşmüş durumda.
İş sadece finansal kuruluşlarla kalsa yine bir nebze belki kabul edilebilir. “Süper bankacılar-finansçılar” oldukları ve 80 milyonluk ülkede “alternatiflerinin bulunmadığı” hususunda rasyonelleştirmelerle gönüller rahat ettirilebilir. Lakin bu koltuklardan sıçrayanların düzenleyici-denetleyici kurumların, bakanlıkların ve diğer önemli kuruluşların başına ya da üst yönetimlerine konmalarının ne denli sıkıntılı bir durum olduğu yaşadığımız krizle bir kez daha ortaya çıktığından artık takkeyi önümüze koyup düşünme vakti gelmiş durumda.
Bir finansal kuruluştan bir düzenleyici-denetleyici kuruluşun yönetimine transfer olduğunuzda günü gelip eski kurumunuzun işlemlerini denetlemeniz hatta bizzat ilgili kurumda çalıştığınız dönemde faili sizin olduğunuz bir meseleyle ilgili karar vermeniz gerekebilir.
Aynı şekilde bir düzenleyici-denetleyici kuruluştan bir finansal kuruluşun başına geçtiğinizde, yeni kuruluşunuzun işlem ve eylemleriyle alakalı karar verecek olanlar düne kadar beraber çalıştığınız, bizzat yöneticisi olduğunuz, hatta o makama gelmesinde büyük katkınız olan insanlar olabilir.
İşte bu durumlara uluslararası denetim standartlarına uyum çerçevesinde bakıldığında karşınıza kocaman bir “çıkar çatışması” tabelası çıkar ki, fon krizi meselesinin piyasaların temeline yerleştirdiği en etkili dinamit de bizzat bu kavram.
Tabii ki, çıkar çatışmaları sadece bu koltuk kapmacanın aktörleriyle sınırlı sınırlı değil. Bir de finansal piyasaların süper kahramanlarının dostları, arkadaşları, damatları, oğulları diye sıralanıp bir türlü bitmeyen kocaman bir ilişki ağları da var.
Kimilerini fon krizi çerçevesinde “sobelenmeleri” sonrası yakinen tanımış olduk. İlgili şirketlerin yönetimlerindeki bu zevatın oynamayı beceremedikleri masum rolleri, “en iyi niyetli vatandaşın” bile zihnine kocaman soru işaretleri düşürmeyi başardı.
O kadar tesadüf, araba çarpmasıyla kör olup yeniden araba çarpmasıyla gözleri açılanların hikayesini anlatan Yeşilçam filmlerinde dahi olmadığından, azıcık sorgulama yapan her vatandaşı öfkelendirmeye yetti.
Hasılı her ne kadar fon krizi ile ışıklar biraz üstlerine çevrilmiş olsa da henüz bu elitlerin dünyasında dönmesi muhtemel olaylardan pek bir habersiziz.
40 aydır yüksek faiz ve 5 yıldır yüksek enflasyonla yolculuğna devam eden ekonomimizin başına bir de fon krizi çorabı örüldüğünden bankaların her geçen gün işi zorlaşıyor.
Bireysel kredilerde %5,41’e, Tüketici kredilerinde %5,07’ye, Kredi kartlarında %5,76’ya ve Ticari kredilerde %2,65’e ulaşan batık oranları alarmların çalmasına gayet yeterli durumdayken bir de ilerleyen günlerde bankacılık tarafında örümcek ağlarını andıran bu ilişkilerden kaynaklı sıkıntılar çıkarsa canımız çok yanar.
İş işten geçmeden eski bir müfettiş olarak ben uyarımı yapmış olayım.
Başta bankacılık tarafı olmak üzere tüm finansal kuruluşlarda ciddi bir denetime ihtiyaç var.
Darılmaca, gücenmece yok!
İç denetimlerde sıkıntı olduğunu fon krizinde pek acı ve tarihi derecede maliyetli bir şekilde öğrendik.
