Eğer gerçekten Erdoğan’a yanlış yapılmış olsaydı…
Fon vurgunu skandalı, doğrudan AK Parti’yi yakından ilgilendiren ve dahası, 24 yıldır ülkeyi aralıksız yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeki en ciddi krizlerden biri. Nitekim AK Partili siyasetçilerin peş peşe yaptığı açıklamalarda fon vurgunun AK Parti açısından tali değil, birinci derecede iltisakı ve irtibatı olduğunu artık kendileri de teyit ediyor.
Bakanından bakan yardımcısına, AK Parti Genel Başkan Yardımcısından milletvekillerine, hatta AK Parti’nin seçim kampanyasının başındaki isme kadar uzanan bir isimler zinciri söz konusu.
İktidarın partili üst düzey bürokratları da bu vurgunun içinde.
Türkiye’de kamu yönetimi reformu alanının saygın isimlerinden biri olan, AK Parti’nin reformcu döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı görevlerini üstlenen Prof. Dr. Ömer Dinçer, kaleme aldığı “Devlet ile İnsan Arasında” adlı kitabında yaptığı şu tespit çok önemli:
“Günümüzde kamu alanı, haksız kazanç ve işlemler için en çok kullanılan araçlardan biri haline gelmiştir. Siyasallaşma, adam kayırma, torpil, rüşvet, kamu görevlisinin kendi çıkarlarını ön plana alması, kamu alanında en çok rastlanan yolsuzluk şeklidir.”
Dinçer, aynı kitabında, günümüzde makamın verdiği gücün nasıl amacı dışında kullanıldığını ve en sık başvurulan nüfuz baskısı yöntemlerini şöyle anlatıyor:
“Makam ve güç sahipleri gerek kendi kurumlarında gerekse başka kurumlarda yapılacak ihale ve işleri yakınlarına ve tanıdıklarına yönlendirir. Ruhsat, izin gibi işlemler için veya ihale alan işadamlarını, yakınlarının kurduğu şirketlerden veya tanıdık firmalardan mal almaya zorlar.” (Sh. 160-163)
Şu sıralar vaktiniz varsa Prof. Dr. Ömer Dinçer’in Kapı Yayınları’ndan çıkan kitabını okumanızı öneririm. Dinçer’in müsteşarlık ve bakanlık yaptığı dönemlerde yaşadıklarından aktardığı anekdotlar, AK Parti’nin ilk iktidar yıllarında böylesine büyük bir yolsuzluğun, böylesine büyük bir vurgunun neden mümkün olamayacağını ve AK Partinin nereden nereye nasıl savrulduğunu da gözler önüne seriyor.
***
Ortada sadece bir dolandırıcılık skandalı değil, iktidarın en üst kademelerine kadar uzanan ve hesabı verilmesi gereken çok ağır bir tablo var.
DEVA Partisi lideri Ali Babacan “Fon dolandırıcılığı 25 milyon insanı ilgilendiriyor, 100 milyar dolarlık bir değer kaybı var ortada” diyor. (17 Ekim 2026)
Nitekim iktisatçılar borsada kaybın 7,5 trilyon lirayı bulduğunu söylüyor.
Deyim yerindeyse “Türkiye Yüzyılı”nın vurgunuyla karşı karşıyayız. Bu, bir kamu ihalesinde yapılan yolsuzluk, devlet kurumlarında ortaya çıkan usulsüzlük ya da bir rüşvet skandalı değil. Bu kez doğrudan vatandaşın cebine el uzatıldı. İnanılır gibi değil. İktidarın kendi açıkladığı rakama göre tam 455 bin vatandaş vurgun yedi ama gerçekte mağdur sayısının kaç olduğunu henüz bilmiyoruz.
Haksız kazancın çok daha ötesinde bir durum söz konusu ve bu ülkeyi 24 yıldır dindar hassasiyetleri olan bir kadro yönetiyor.
Gelelim asıl dikkat çekmek istediğim hususa ki mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir…
Kendilerini dindar olarak tanımlayan iktidar siyasetçilerinin fon skandalına ilişkin yaptıkları açıklamalar, önümüze en az skandalın kendisi kadar üzerinde durulması gereken başka bir sorunu daha koyuyor.
İktidar siyasetçilerinin açıklamalarına bakılırsa, iktidarın doğrudan kendi içinden çıkan ya da iktidarla iltisaklı ve irtibatlı olan bu vurguncular, yüz binlerce vatandaşa değil de Erdoğan’a yanlış yapmışlar.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen AK Parti’nin Kütahya teşkilatının düzenlediği, milletvekillerinin, teşkilat yöneticilerinin, il ve ilçe başkanlarının olduğu toplantıda fon vurguncularına dair “Bir insan kendine bu yanlışı yapar da Tayyip Erdoğan’a böyle bir yanlış yapılamaz arkadaşlar, bu bizi çok yaraladı” demiş. (25 Ekim)
Elbette ki AK Partili Şen milletin malına el uzatanın affı söz konusu olamayacağını, suç işleyenlerin cezasını en net bir şekilde en ağır bir şekilde verileceğini de söylüyor.
Ama asıl altını çizdiği husus, “Erdoğan’a bu yanlışın yapılmış olması”! Üstelik bu ayrımı yapan, bu hassasiyeti dile getiren ilk isim de AK Partili Şen değil. Şen daha belirgin hale getirdi. Yani aslında bir tek Şen olsaydı dinler, geçerdim. Ancak öyle görünüyor ki “Erdoğan’a yapılan yanlış”, “Cumhurbaşkanımıza yapılan en büyük ihanet” argümanlarını önümüzdeki günlerde çok daha kalın çizilecek, biz bu argümanı daha çok duyacağız.
Belirlenmiş bir strateji gibi duruyor ama bu söylem en az fon vurgunu kadar vahim. Çünkü ortada Erdoğan’a yapılan bir yanlış yok, milli iradeye yapılan ve affı asla mümkün olmayan bir yanlış var. Ortada haksız kazanç var, hakkı olmayan ceplere, başkalarının paralarına uzanan eller var.
Meselenin bir de ahlaki boyutu, helal kazanç boyutu var ki henüz yeterince tartışılmıyor.
***
Ortada gerçekten doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılmış bir yanlış olsaydı… Gerçekten Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir ihanet söz konusu olsaydı, o ellerin kime ait olduğuna, kimliğine, makamına, hamisine, hatırına ya da Erdoğan’a yakınlığına bakılmadan çoktan kırılırdı.
Fatma Betül Sayan Kaya ve adı kamuoyunda geçen isimler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihanet etmiş, gerçekten Erdoğan’a bir yanlış yapmış olsaydı, AK Parti’den “affını istemesine” fırsat verilir miydi? Yoksa topyekun hepsinin şafak vakti evinin kapısına kolluk kuvvetleri dayanmaz mıydı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ucu kime dokunursa dokunsun” dediği söylendi ama ortaya çıkan tabloya göre sanki fon skandalının ucu “aman birilerine değmesin” diye özel hassasiyet gözetiliyor.
Ama bu kez iktidarın işi zor gibi. Çünkü ortaya çıkan tablo, iktidarın iyi bildiği o göstermelik birkaç kelle alarak meseleyi “soğutma”, “unutturma” ve kamuoyunun tepkisini “yatıştırma” stratejisinin bu kez işlemediğini gösteriyor. Yüz binlerce vatandaşın doğrudan mağdur olduğu böylesine büyük bir skandalı, birkaç görevden alma ve tasfiye kararıyla gündemden düşürmek pek mümkün görünmüyor.
ASAL Araştırma ekim ayında yaptığı “Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu nedir” sorusunu sormuş. Ankete katılanların yüzde 26,5’i “fon ve borsa krizi” yanıtını vermiş. Fon skandalı enflasyon sorununu, kira, konut sorununu geride bırakarak birinci sıraya yerleşmiş durumda.
İktidar, ne kadar unutturmaya çalışırsa çalışsın, kamuoyunun gündeminden asla düşüremeyeceği ve her geçen gün iktidarlarının aleyhine dönen, AK Parti içindeki temiz insanları da töhmet altında bırakmaya doğru giden bir krizle karşı karşıya.
