‘Erdoğan’a böyle bir yanlış yapılamaz’
Fon vurgununun ekonomiye zararı konusunda verilen rakamlar 160 milyar dolara kadar çıkıyor. Öteden beri sarsılmış olan “kurumlara güven”i daha da sarstığını dikkate alırsak, son derece vahim bir hadisedir.
İktidar elbette çok rahatsız. Rahatsızlığı iki noktada ifade ediyorlar. Biri, “milletin malına el uzatanları” cezalandırmak… Diğeri “Cumhurbaşkanımıza böyle bir yanlış yapılamaz” tepkisi…
Sormak gerekmez mi? Neden böyle oldu, kurumlar neden denetim ve tedbir vazifesini zamanında yapmadı? Niye “bizim çocuklar?”
Bu sorular iktidarın gündeminde yok. Kurumlarda liyakati, şeffaflığı, denetimi etkin hale getirecek, uluslararası standartları sağlayacak bir reform fikri hiç yok.
LİDER ODAKLI DÜŞÜNCE
Gösterilen tepkilerden bir örnek:
“Bir kısım insanlar büyük bir yanlış yaptılar. Bir insan kendine bu yanlışı yapar da Tayyip Erdoğan'a böyle bir yanlış yapılamaz. Bu bizi çok yaraladı. Fakat cumhurbaşkanımızın da çok açık ve net ve keskin bir şekilde belirttiği üzere, buyurduğu üzere, ‘Milletin parasına, milletin olana el uzatana, yaptığının karşılığı en ağır şekilde verilecek.’”
Diğer bir örnek:
“Cumhurbaşkanımıza yük olan, onun yükünü artıran anlayışın bize nasıl bedel ödettiğini hepimiz biliyoruz… Bu yanlışta katkısı olan, imkân veren kim varsa, bildiği halde engellemedi mi? Hangi kurumun hangi yöneticisi varsa gereğini yapmak görevimiz olmalı."
Kurumsal sorumluluktan bahsedenler bile sorunu “şahsi” kusurlar olarak görüyor.
Şeytana uyan, nefsine yenilen birkaç kişi mi?
Atamalar zinciri, kurumlar arasındaki ilişkiler?
KHK ve Cumhurbaşkanı Kararnameleriyle, “bizden” isimler atayabilmek için liyakat şartlarının gevşetilmiş olması sorunların temelindeki sistemik bir sorun değil mi?
DENETİM VE DENGE?
Erdoğan karizmatik bir lider. Sağlıklı demokrasilerde de karizmatik liderler olur elbette. Fakat zihin karizmaya odaklanınca nasıl bir düşünme tarzının oluştuğu belli: Lidere “bu yapılmaz”, lidere “yük olunmaz.”
CB sistemini getirirken, “denetim ve denge” kavramı akıllara gelmiş miydi?
Prof. Kemal Gözler, Cumhurbaşkanına verilen atama yetkilerinin sayısının belirsiz olduğunu yazar. Her bir atama için ne kadar süre araştırmak, düşünmek gerekir? Prof. Gözler, “Cumhurbaşkanının bu işi yapabilmesi için, başka hiçbir iş yapmadan 365 gün boyunca sabahtan akşama özgeçmiş incelemesi yapması gerekir” diye yazmıştı. (Türk Anayasa Hukuku, 4. Baskı, s. 829)
Bir diploma, birkaç yıl tecrübe ve bir de “bizden” olması yeterli olunca, böyle oluyor işte.
Türkiye, banka izni verme yetkisinin sadece BDDK’da olduğunu bilmeyen BDDK başkanı gördü, değil mi?
Bu kadar “yük”ü CB sistemini getirirken düşünmek, “dengeli ve denetimli” bir sistem kurmak gerekmez miydi?
Düşünmek gerekmez miydi ki, “yöneten” ve “denetleyen” kişiler “bizden” olursa denetim işlemez.
RASYONEL ÇÖZÜM?
Gelinen durumu Prof. Ömer Dinçer’den dinleyelim. AK Parti iktidarının ilk Başbakanlık Müsteşarı, yarı yolda terk edilen idari reformun mimarı ve eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 2025 başında çıkan “Devlet ile İnsan Arasında” adlı kitabında şöyle yazıyor:
“Günümüzde kamu alanı haksız kazanç ve işlemler için en çok kullanılan araçlardan biri haline gelmiştir. Siyasallaşma, adam kayırma, torpil, rüşvet ve kamu görevlisinin kendi çıkarını ön plana alması ve yalan vaatler, kamu alanında en çok rastlanan yolsuzluk şekilleri olarak ortaya çıkmaktadır.” (Kapı Yay. s. 160)
Dinçer, kitabının bölümlerinden birine “Sorunlara Rasyonel Çözüm Üretmek” başlığını koymuştur. Kamu yönetiminde rasyonelliği dumura uğratan iki faktör; biri popülizm, öbürü hamaset. Prof. Dinçer, popülizm ve hamasetin “özellikle doğu toplumlarında egemen olduğunu” yazar. (s. 127)
Son olarak, CB sisteminde “cumhurbaşkanının atamalarının Meclis denetimine tabi olmamasını”, atamalarda böyle bir süzgeç bulunmamasını Venedik Komisyonu’nun yıllar önce eleştirdiğini de belirtmeliyim. (13 Mart 2017, prg. 68-69)
Sadece feci fon vurgunu mu? Sorunların altındaki sistem sorununu görüyor musunuz?
Niye yatırım gelmiyor, aksine gidiyor? Adalet Bakanı’nın söylediği “hukuk güveni” nasıl en alt sıralara düştü?.. Bu nasıl enlasyon?.. Yolsuzluk Algı Endeksi’nde neden 124. sıradayız?
Düşünmek, gündeme getirmek gerekmiyor mu?
