Yasemin Sungur ilk romanı ‘Kitapçı Noktalı Virgül’ü KARAR’a anlattı : ‘İlişkide kadının sabrına yüklenmek haksızlık’

Yasemin Sungur ilk romanı ‘Kitapçı Noktalı Virgül’ü KARAR’a anlattı : ‘İlişkide kadının sabrına yüklenmek haksızlık’

İlk romanı ‘Kitapçı Noktalı Virgül’de yarım kalmış hikâyelerin, ertelenmiş isteklerin ve insanın kendine ait bir hayat kurma cesaretinin izini süren Yasemin Sungur, “Bir ilişkinin bütün yükünü kadının sabrına yüklediğimizde sevginin yanına ağır bir haksızlık da koyuyoruz” diyor. Yazar, kitaba adını veren noktalı virgülü ise insana durup soluklanma, yaşadıklarının anlamını düşünme ve kendi hikâyesine seçtiği yerden devam etme hakkı tanıyan bir durak olarak tanımlıyor.

İletişim danışmanı, eğitimci ve yazar Yasemin Sungur’un İstanbul, Van ve Mardin arasında uzanan ilk romanı ‘Kitapçı Noktalı Virgül’ yayımlandı. Yazar romanında, iki kadının, yarım kalmış hikâyelerin, geçmişin, susulanların ve aşkın izini sürüyor. Noktalı virgülü “Düşerken bile direnmenin işareti” olarak tanımlayan Sungur ile kadınların ertelenmiş isteklerini, yarım kalan cümlelerini ve geçmişle hesaplaşmasını KARAR okurlrı için konuştuk.

Noktalı Virgül romanında iki ana kahramanımızın yolları bir kitapçıda kesişiyor. Bu, iki kadının hayatında nasıl bir değişime vesile oluyor?

Bu karşılaşma, ikisine de kendi hayatlarında erteledikleri şeylere yaklaşma cesareti veriyor. Esin’in alıştığı yürüyüş yönünü değiştirmesinde bile büyük bir soru var: Ben hangi yoldan yürümek istiyorum? Elinay’ın yanında konuşabildiğini, merak edebildiğini, kendi kararlarını verebildiğini hissediyor. Elinay’ın gazeteciliği de bu karşılaşmanın önemli bir parçası. İnsanların hikâyelerini duyurmak için seçtiği meslekte, yazmak istedikleriyle kendisinden beklenenler arasındaki mesafeyi görüyor. Özellikle kadınların kendi hikâyelerini kendi sözleriyle anlatabilmesini önemsiyor. Esin’le dostluğu, Elinay’ın da kendi hikâyesine yaklaşmasına alan açıyor. Benim için romanın merkezinde, insanın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olması var. Birbirimizin yerine karar vermeden yan yana durabilmeyi bu yüzden önemsiyorum. Bir kadının neşesinin, merakının ve arzusunun da kendi hayatında yeri olmalı.

Romanda yarım kalmış aşklar da var. Sizce bir aşkı yarım bırakan şey koşullar mı, yoksa insanların söyleyemedikleri midir?

Bence koşullarla söyleyemediklerimiz çoğu zaman birbirine karışıyor. Aile beklentileri, geçim kaygısı, büyürken öğrendiğimiz korkular, bir duyguyu nasıl yaşayacağımızı etkiliyor. İnsan bazen sevdiği kişiye söyleyeceği cümleyi, yıllardır karşısında konuşamadığı birinin sesi yüzünden yutuyor. Yine de koşulları anlamak, insanın yaptıklarını ve yapmadıklarını sorgulamaktan bizi uzaklaştırmamalı. Söylenmeyen sözün, gelmeyen haberin, cevapsız bırakılan sorunun yükünü çoğu zaman bekleyen kişi taşıyor. Bir ilişkinin bütün yükünü kadının sabrına yüklediğimizde, sevginin yanına ağır bir haksızlık da koyuyoruz. Sevdiğimiz insanın bizi anlamasını beklerken kendimizi anlatma sorumluluğumuz da var.

Romanda karakterler geçmişin izlerini takip ederken hayatlarını yeniden sorgulamaya başlıyorlar. İnsan geçmişini sorgulamadan kendisini tanıyabilir mi, ne dersiniz?

İnsan, bugün neler hissettiğine ve nasıl davrandığına bakarak kendini tanımaya başlayabilir. Fakat tekrar tekrar aynı yerde inciniyorsa, bazı seçimleri hep başkasının onayına bırakıyorsa, bunun nereden geldiğini de merak etmesi gerekir diye düşünüyorum. Bazen kendi sesimiz sandığımız şey, çocukluğumuzda çok sık duyduğumuz bir cümledir. “Sen yapamazsın”, “Bize yakışmaz”, “El âlem ne der?” Yıllar geçer; o ses kararlarımızın başında nöbet tutmayı sürdürür. Annem benim annem olmadan önce nasıl bir kadındı? Bu soruyu çok kıymetli buluyorum. Annelerimizin de hayalleri, korkuları, vazgeçtikleri, belki söylemeye fırsat bulamadıkları sözleri vardı. Onları bütün bunlarla tanımak, aramızdaki ilişkiye yeni bir derinlik katabiliyor.

Romanın kapağında “Yarım kalan cümlelerin devam ettiği yer;” ifadesi var. Romandaki kahramanlarımız için yarım kalan şey nedir?

Esin için yarım kalan, annesiyle kuramadığı bazı konuşmalar ve yazmak istediği hikâye. Elinay için ailesiyle ve aşkıyla ilgili söylenememiş sözler var. Gazetecilikte anlatamadığı insan hikâyeleri de içinde bir sorumluluk duygusuyla duruyor. Beni özellikle kadınların kendi isteklerini ertelemesi düşündürüyor. Önce okul bitsin, iş düzene girsin, çocuklar büyüsün, evde herkes rahat etsin…

Bütün bunların arasında bir kadının kendi isteğine ayıracağı zaman sürekli ileri taşınabiliyor. Noktalı virgül, benim için tam o durakta anlam kazanıyor. İnsana durup soluklanma, yaşadıklarının anlamını yeniden düşünme ve hikâyesine kendi seçtiği yerden devam etme hakkı tanıyor. Kahramanlarım geçmişteki her eksikliği gideremiyor; yaşadıklarıyla birlikte hayatlarına nasıl devam edeceklerini arıyorlar.

Sizce bir insanın okuduğu kitaplar onun kim olduğunu gerçekten gösterir mi?

Okuduğumuz kitaplar, kim olduğumuza dair izler taşır; özlediğimiz hayatı, anlamaya çalıştığımız insanı, içimizde dolaşan soruyu da gösterebilir. Yine de birini kitaplığından tanıdığımızı düşünmekte acele etmemeliyiz. Asıl merak ettiğim, o kitaplarla nasıl bir ilişki kurduğu. Hangi cümlede durdu? Neye itiraz etti? Bu arayış çoğu zaman kitapçıda başlıyor. Bazen asıl aradığımız, yaşadığımız duyguyu anlayan bir ses oluyor. Bence kitapçıların çekiciliği bu karşılaşma ihtimalinde. Sayfaları çevirmek, kâğıda dokunmak, bir kitabı bırakıp ötekine uzanmak, seçimimizi acele etmeden yapmak… Noktalı Virgül’de insanların aradığı ve bulduğu şeylerin arasında böyle bir yakınlık var.

MEKÂNLAR DA BİRER KARAKTER GİBİ

Kitapta öne çıkan mekânlar var: Mesela İstanbul’da Yeldeğirmeni gibi. Yıllar sonra yeni kurulan mekânlarla insanlar arasında özdeşim nasıl olur sizce? İnsanların semt ve şehir algısı…

Ben romandaki mekânları da birer karakter gibi düşünüyorum. Her birinin sesi, kokusu, ritmi var; insanların neyi hatırladığını, nasıl yürüdüğünü, ne kadar konuşabildiğini etkiliyorlar. Yeldeğirmeni, Elinay’ın öğrenciliğini ve kendi başına kurduğu yaşamı taşıyor. Noktalı Virgül’ün bulunduğu Bahariye Caddesi ise gündelik hayatın hareketini getiriyor. Burgazada’da zamanın duyuluşu değişiyor; yazmakla yaşamak arasındaki bağ, adanın havasında hissediliyor. Mardin ise Elinay’ın köklerini ve aile hafızasını taşıyor. Kadınlar açısından özgürce hareket edebilmek de bu bağın önemli bir parçası. Tek başımıza yürüyebildiğimiz, bir masada kitabımızı açabildiğimiz, akşam eve rahatça dönebildiğimiz bir şehirde kendimize yer buluyoruz.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN