İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün ile birlikte "siyasal casusluk" suçlamasıyla tutuklu yargılanan iletişimci Necati Özkan, tutukluluğunun birinci yılında Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndan bir mektup gönderdi. 26 Ekim 2025'te tutuklandığını hatırlatan Özkan, bir yıldır devam eden yargılamada kendilerine yöneltilen suçlamaların gerçeği yansıtmadığını savundu. İddianamedeki dijital verilerin kaynağına ilişkin raporları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin mahkemeye sunduğu belgeleri gündeme getiren Özkan, dosyada casusluk suçunu destekleyen somut delil bulunmadığını ileri sürdü.
Özkan, "Sadece bana değil, yargı sistemimize, devletimizin esaslarına ve milletimize tehlikeli biçimde zarar veren bu keyfi zulüm hakkındaki hakikatlerin ortaya çıkmasına hizmet etmek istiyorum" ifadelerini kullandı.
"17 E-POSTA ADRESİNDEN YALNIZCA İKİSİ GERÇEK"
Özkan, iddianamenin temelinde 17 İBB çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta adresleri ve şifrelerin bulunduğunu belirtti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu bilgiler kullanılarak 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yenileme seçiminin manipüle edildiğini ve casusluk suçu işlendiğini ileri sürdüğünü hatırlattı.
Ancak İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı tarafından mahkemeye gönderilen resmî yazının, iddianamedeki bilgileri geçersiz kıldığını savundu.
Özkan, mektubunda şu ifadeleri kullandı:
"Daha ilk celsede çöken iddianame, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı'ndan mahkemeye gönderilen resmi cevabi yazıyla bir kez daha yerle bir oldu. Söz konusu yazı, suçlamaya temel oluşturan 17 e-postanın sadece 2 tanesinin gerçek olduğunu; bunlardan da sadece 1 tanesinin gerçek kişiye ait olduğunu ortaya koydu."
"ŞİFRELER 5-6 KARAKTERLİ, İBB'DE EN AZ 12 KARAKTER ZORUNLU"
Özkan, e-posta adreslerinin şifrelerine ilişkin teknik ayrıntıların da suçlamalarla çeliştiğini öne sürdü. İBB'nin resmî yazısına göre belediye uzantılı e-posta adreslerinin şifrelerinde son 20 yıldır en az 12 karakter kullanılması gerektiğini belirten Özkan, iddianameye konu şifrelerin ise yalnızca 5-6 karakterden oluştuğunu ifade etti.
İlk duruşma öncesinde dosyaya sunulan uzman mütalaası, bilirkişi raporu ve Terörle Mücadele Şubesi raporuna da değinen Özkan, söz konusu e-posta adresleri ve şifrelerin İBB veri tabanından elde edilmediğini savundu.
Özkan'a göre bu bilgiler, 2019 yılından çok önce çeşitli özel sektör internet sitelerinden sızdırılmış ve kamuya açık hale gelmişti.
Mektubunda ayrıca bilgilerin devlet sırrı niteliği taşımadığını belirten Özkan, gizli kalması gereken herhangi bir bilgi, belge veya verinin söz konusu olmadığını ileri sürdü.
"16 KİŞİ 2019 SEÇİMLERİNDEN ÖNCE İBB'DEN AYRILMIŞ"
Özkan'ın mektubunda yer verdiği bir diğer belge ise İBB İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığının mahkemeye gönderdiği yazı oldu.
Özkan, bu yazıda, iddianamede e-posta adreslerinin sahibi oldukları iddia edilen 17 belediye çalışanından 16'sının 2019 yılından çok önce İBB'den ayrıldığının bildirildiğini aktardı.
Söz konusu verilerin 2019 yerel seçimlerini manipüle etmek amacıyla belediyenin veri tabanından elde edildiği yönündeki suçlamanın, bu bilgilerle çeliştiğini savundu.
"BENİM DE İMAMOĞLU'NUN DA VERİ TABANINA ERİŞİM YETKİSİ YOK"
Necati Özkan, 29 Eylül 2026 tarihli duruşmada mahkemeye sunduğu bir başka resmî belgeye de dikkat çekti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İBB ana dava dosyasına eklenen belgenin, belediye ve iştiraklerinde sistemlere ve verilere erişim yetkisine sahip personelin listesini içerdiğini belirtti.
Özkan, söz konusu listede kendisinin ve casusluk davasında yargılanan diğer üç sanığın veri tabanına erişim yetkisi bulunmadığını ileri sürdü.
"Buna göre, ne benim ne de sözüm ona 'casusluk' davasında yargılanmakta olan diğer 3 sanığın 'veri tabanına erişim yetkisi ve sorumluluğu' bulunmamaktadır" diyen Özkan, kendisine isnat edilen herhangi bir casusluk eylemi olmadığını savundu.
Özkan, iddianamede bu faaliyetlerden yarar sağladığı belirtilen bir yabancı devlet veya örgütün de ortaya konulmadığını ifade etti.
MAHKEME HEYETİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE TEPKİ
Özkan, mektubunda yargılama sürecine yönelik eleştirilerde de bulundu. İlk duruşmada ortaya çıkan belge ve raporların suçlamaları çürüttüğünü savunan Özkan, buna rağmen tahliye kararı verilmediğini belirtti.
Mahkeme heyetinin değiştirilmesini de eleştiren Özkan, "İlk celsede çöken davanın seyrinin kontrol altında tutulması için mahkeme heyeti değiştirilmiş" ifadelerini kullandı.
Özkan'ın sözleri, mahkeme heyetinin değiştirilmesinin gerekçesine ilişkin kendi değerlendirmesini yansıtıyor.
"YARGI DELİLDEN SANIĞA DEĞİL, SANIKTAN DELİLE GİDİYOR"
Mektubunun önemli bir bölümünü hukuk devleti ve yargı bağımsızlığına ayıran Özkan, ceza yargılamasının somut delillere dayanması gerektiğini vurguladı.
Hukuk devletinde cezaların kişinin kimliğine göre değil, kanıtlanmış eylemlere göre verilmesi gerektiğini belirten Özkan, şu ifadeleri kullandı:
"Eğer yargı 'delilden sanığa' gidiyorsa, o ülkede kuvvetler ayrılığı sistemi vardır ve yargı bağımsız şekilde işliyor demektir."
Özkan, bunun tersine işleyen bir yargılama düzeninin demokrasiden uzaklaşma anlamına geleceğini savunarak casusluk davasını Türkiye'deki hukuk anlayışının "turnusol kâğıdı" olarak nitelendirdi.
"BU DAVA İKTİDAR İÇİN KÖTÜ BİR MİRAS OLACAK"
Necati Özkan, bir yıldır devam eden tutukluluğunun yalnızca kendisini değil, yargı sisteminin itibarını da etkilediğini savundu. "İnsanlar fani, devletimiz bakidir. Bu günler gelip geçecek, millet bugünleri hatırlayacaktır" diyen Özkan, davanın gelecekte mevcut iktidar açısından olumsuz bir siyasi miras olarak değerlendirileceğini ileri sürdü.
Özkan, "Oysa bir toplum hakikat olmadan, bir devlet hukuk olmadan, bir iktidar adalet olmadan payidar olamaz" ifadelerini kullandı.
"2019'DAN BERİ CASUSMUŞUZ, DEVLET 2025'TE ÖĞRENMİŞ: BU MUDUR DEVLET CİDDİYETİ?"
Mektubunun sonunda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kendisine yöneltilen casusluk suçlamalarını bir kez daha reddeden Özkan, mahkemede de dile getirdiği sorularını yineledi:
"Siz gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve benim 2019 yılından beri casus olduğumuzu mu söylüyorsunuz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu?"
Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şaka gibi geliyor ama şaka dediğiniz bizim gerçekliğimiz, bu safsatadan dolayı tutukluyuz biz. Bu iddiaları ileri sürenler böyle diyor çünkü. 2019 yılından beri 'casusmuşuz' ve devlet bunu 2025 yılında tesadüfen öğrenmiş, bu mudur devlet ciddiyeti!"
Bir yıldır cezaevinde bulunduğunu ve hakkında hüküm verilmeden cezalandırıldığını düşündüğünü belirten Özkan, yaşadıklarına rağmen adalete olan inancını koruduğunu söyledi.
"Sabrediyorum. Sebat ediyorum. Hakikate inanıyorum" ifadelerini kullanan Özkan, yargılama sürecinde suçlamalara karşı çıkmaya devam edeceğini belirtti.
DÖRT İSMİN TUTUKLULUĞU DEVAM EDİYOR
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün, siyasal casusluk suçlamasıyla yargılanıyor. 4 kişi hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
29 Eylül 2026'da görülen duruşmada mahkeme, dört sanığın da tutukluluk hallerinin devamına karar vererek davayı 23 Aralık 2026'ya erteledi.
Mahkeme kararında, mevcut delil durumu ve suçlamanın niteliğine dayanılarak tutukluluğun sürdürülmesine hükmedildi.
