İnsan kendi geçmişinden kaçabilir mi?

İnsan kendi geçmişinden kaçabilir mi?

Bir arkadaşınızın romanı yayımlandığında, sevincinize yıllar da karışır. Otuz yıllık arkadaşım, gazeteci Ertan Altan’ın ilk romanı ‘Yükselenler’in çıkışı benim için böyle bir mutluluk. Fakat bir kitaptan söz ederken dostluğun sıcaklığı kadar, kitabın açtığı düşünce alanına da ihtiyacımız var. Ertan’ın romanına ilişkin tanıtımlarda dikkatimi çeken, insanın kendi geçmişinden uzaklaşma isteğiyle kendisini anlama arzusunun aynı hikâyede buluşması oldu.

İnsan başka bir ülkeye giderek hayatını değiştirebilir. Dilini, çevresini, alışkanlıklarını değiştirebilir. Peki, kendisi hakkında bildiklerini de geride bırakabilir mi? Bir adres değişikliği, vicdan için yeni bir başlangıç sayılır mı?

Epos Yayınları’ndan çıkan ‘Yükselenler’in merkezindeki Ahmet Teslim, siyasal bir eylemin neden olduğuna inandığı trajedinin yükünü taşıyor. Türkiye’den ayrılıyor; Pakistan ve Orta Asya’da eski öğretilerle, ‘Kardeşlik’ adı verilen bir yapıyla karşılaşıyor. İstanbul’a döndüğünde ise geçmişiyle bağlantılı bir cinayet soruşturması onu bekliyor. Bu çerçeve, merakla birlikte başka bir soruyu da önümüze getiriyor: İnsan geçmişini açıklamaya çalışırken ne kadar dürüst olabilir?

VİCDANIN SUSMAYAN SORGUSU

Hepimizin kendi hayatına ilişkin bir anlatısı var. Bazı kararlarımızı şartlarla, bazı suskunluklarımızı çaresizlikle, bazı yanlışlarımızı iyi niyetle açıklıyoruz. Zamanla bu açıklamalar hatıralarımızın yerine geçebiliyor. Kendimizi korumak için kurduğumuz hikâyeye, başkalarından önce kendimiz inanıyoruz. Böyle düşündüğümde, Ahmet Teslim’in yolculuğu bana uzak ülkelerden çok, insanın kendisiyle arasına koyduğu mesafeyi hatırlatıyor. Bir cinayet soruşturmasında ifadelerin karşılaştırılması, ayrıntıların sınanması, çelişkilerin ortaya çıkarılması gerekir. Vicdanın sorgusunda ise insan hem soruyu soran hem cevap veren kişidir. Kendi lehine konuşma imkânı her zaman vardır. Belki de bu yüzden içimizde sonuçlandıramadığımız dosyalar, dışarıda kapanan dosyalardan daha uzun ömürlüdür.
Kitapta tasavvuf, Enneagram ve Gurdjieff’in öğretileri de anılıyor. Bu unsurlar, benim açımdan, inançla insanın sorumluluk duygusu arasındaki ilişkiyi düşünmek için bir kapı açıyor. Bir öğretiye yaklaşırken ne ararız? Kendimizi tanımayı mı, huzuru mu, hayatın dağınıklığına bir anlam vermeyi mi? Bazen bütün bunları aynı anda isteriz. Ama anlam bulduğumuza inandığımız yerde, soru sorma cesaretimizi koruyabiliyor muyuz?

HAKİKAT İDDİASI VE KONTROL ARZUSU

İnanç, insanın hayatında derin ve sahici bir yere sahip olabilir. Sorun, bir insanın kendi yorumunu herkes için tartışılmaz bir hükme dönüştürmesiyle başlar. Hakikatin sahibi olduğuna inanmak, başkalarının hayatı üzerinde söz sahibi olma isteğini de besleyebilir. Kendini aramak üzere çıkılan yolun, başkalarını yönetme arzusuna açılması mümkündür. ‘Yükselenler’in tanıtılan dünyası üzerine düşünürken beni en çok ilgilendiren ihtimallerden biri bu.

Yayınevinin paylaştığı kısa okuma bölümünde Ahmet’in, sıradan bir uçak yolcusu gibi İstanbul’a geldiğini görüyoruz. Aynı bölümde onun kurtarıcı beklentisi üzerine düşünceleri de yer alıyor. Gündelik hayatın içinden geçen bir insanın kendisine böylesine büyük bir rol biçebilmesi, üzerinde durmaya değer. Birinin kendisi hakkında taşıdığı kanaat ile dışarıdan görünen hayatı arasındaki mesafe, bazen bütün bir hikâyenin gerilimini kurabilir.

Bu mesele bugünün dünyasına da dokunuyor. Belirsizlik arttığında kolay cevaplar daha cazip hale geliyor. Uzun uzun düşünmek yerine birine inanmak, kararın sorumluluğunu paylaşmak yerine bütünüyle devretmek rahatlatıcı olabiliyor. Oysa insanın bir rehber araması kadar, o rehbere soru sorabilmesi de kıymetli. Sorgulamaya yer bırakmayan bir bağlılıkta iç sesimizi duymak giderek zorlaşır.

HABERDEN ROMANA UZANAN YOLCULUK

Ertan’ın gazetecilikten romana uzanan yolunu da bu noktada düşünmek istiyorum. Gazetecilik, bir olayın nasıl gerçekleştiğini araştırır; edebiyat, o olayın bir insanın içinde nasıl yaşamaya devam ettiğini düşünmemize alan açar. Aynı gerçeğe iki farklı yaklaşım. Birinde kayıtların, tanıklıkların ve belgelerin peşine düşeriz. Diğerinde korkunun, pişmanlığın, arzunun ve insanın kendisine bile söyleyemediği şeylerin. ‘Yükselenler’ üzerine bu ilk düşüncelerim, kitabın davet ettiği sorularla ilgili. Hikâyeye duyulan merakın, kendi hayatımızı sorgulama isteğine dönüşebilmesi beni heyecanlandırıyor. Çünkü geçmişle hesaplaşma, yalnızca roman kişilerine ait bir mesele değil. Hepimizin hatırlamak istemediği bir karar, başka türlü anlatmayı tercih ettiği bir an olabilir. Otuz yıllık arkadaşımın ilk romanını bu yüzden sevinçle karşılıyorum. ‘Yükselenler’, adının çağrıştırdığı hareket üzerine de düşünmeye davet ediyor beni: Yükseldiğimizi sanırken geride neleri bırakıyoruz? Belki asıl cesaret, gidebildiği uzaklıkta değil, geri dönüp yüzleşebildiği yerde saklıdır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN