Gazete sayfalarında kalan yazı dizisi üç cilt halinde rafta: ‘Asr-ı saâdet’ İstanbul’u

Gazete sayfalarında kalan yazı dizisi üç cilt halinde rafta: ‘Asr-ı saâdet’ İstanbul’u

Büyüyenay Yayınları, 1937-1938 tarihleri arasında ‘Haberci’ mahlasıyla kaleme alınan ve Haber Gazete’sinde tefrika edilen yazı dizisini ilk kez basarak, üç cilt halinde okura sundu. Fatih Fırat’ın yayıma hazırladığı eserde son ahşapların devrindeyiz. Belediyecilik faaliyetlerinin henüz şehrin Türk ve Müslüman kimliğini bütünüyle yok edemediği ve sokaklarında birkaç kuşaktır şehirliye de rastlanıldığı bir tür ‘asr-ı saâdet’ İstanbul’undayız.

Eski gazeteleri karıştırmayı severim, otuz yıl kadar evvel kütüphânelere gitmek gerekiyordu, bugünse internet üzerinden çok sayıda gazetenin koleksiyonuna erişebiliyorsunuz. ‘80’lerde Bâyezîd Kütüphânesi’nden Sermet Muhtar’ın ‘31 ile ‘52 arasındaki şehir denemelerini okuyabilmek için çıkmazdım. Tanıdığım pek çok yayıncıya da Sermet Muhtar basmalarını söylemiştim. Ancak, kimsenin bana kulak vermediğini anımsıyorum, bir anlamda da ‘haklı’ sayılırlardı, çünkü üstâdımız sağlığında yok sayılan üslûbçulardandı. Vefâtına kadar Sermet Muhtar’ı sadece Kadıköyü’nün Akşam okurlarının sevdiği muhakkaktı. Ancak ‘90’larda İletişim Yayınları birkaç Sermet Muhtar derlemesi basınca, rahmetli büyük şöhrete kavuştu. Sinan Yayınları’nın yıllarca yok sayılan Oğuz Atay’ını da İletişim basınca olay olduğunu unutmayın. Maalesef kapitalist edebiyat pazarında ‘pazarlama’ ve ‘logo algısı’ baskın. İletişim’den sonra Sermet Muhtar’ın peşine İBB Kültür İşleri, Kopernik Kitap, Ötüken Neşriyât, Pan Yayıncılık ve Büyüyenay Yayınları düştü, iyi de yaptılar, hepsine müteşekkirim.

HABER GAZETESİ’NDE YAYIMLANMIŞTI...

Ahmed Rasim’in şehir yazılarını İBB iki cilt olarak, Osman Cemal’i ve Mahmut Yesari’yi en son Can Yayınları, Abdülaziz Bey’i, Reşid Halid’i, Hikmet Feridun’u ve Oğuz Özdeş’i Ötüken Neşriyât, Münir Süleyman’ı ve Ali Sami’yi VakıfBank, Reşad Ekrem’i ise Doğan Kitap bastı. Ayrıca, Refik Halid’in ve Refi’ Cevad’ın kitaplarının da, bilhassa şu ‘sadeleştirme’ rezilliğinden kurtararak, yeni baskılarının yapılması gerekiyor. Benim aklımda iki şey daha vardı, onlardan Ötüken Neşriyât’tan arkadaşlara ve Büyüyenay’dan Mustafa Kirenci’ye bahsedecektim. Biri, Reşad Ekrem’in ‘Günün Cilvesi’ ve ‘Gün İçinde Tarih’ köşelerinde kalan ve üstâdın hiçbir kitabına girmeyen leziz denemeleriydi, diğeri de ‘37 ve ‘38 yıllarının Haber gazetesindeki ‘İstanbul Konuşuyor’ yazı dizisiydi. Mustafa Kirenci akıllı biri, ‘İstanbul Konuşuyor’ yazı dizisinin değerini ve önemini fark etmiş olmalı ki, hemen Fatih Fırat’a bu yazı dizisinden üç ciltlik kitap hazırlatmış. Büyüyenay’dan ‘İstanbul Konuşuyor’un çıktığını görünce nasıl sevindiğimi ifâde edemem, diziyi gazetenin nüshalarından defalarca okumama rağmen, kitaplar bana gelir gelmez iki gün içinde yeniden okudum.

ŞEHRE DAİR DİĞER KİTAPLARDAN ÇOK FARKLI BİR TÜR

‘İstanbul Konuşuyor’, diğer İstanbul edebiyatı kitaplarından çok farklı bir tür, tam olarak ‘sokak röportajı’ da denemez, üslûpçuluğu ancak bir edebiyatçının hüneri, ayrıca okurunu İstanbul’un farklı dönemlerinde dolaştırmıyor, hepimizi ‘37 ve ‘38 yıllarının İstanbul’unun hakikatına götürüp bırakıyor. Bu yazı dizisinde son ahşapların devrindeyiz, belediyecilik faaliyetlerinin henüz şehrin Türk ve Müslüman kimliğini bütünüyle yok edemediği ve sokaklarında birkaç kuşaktır şehirliye de rastlanıldığı bir tür ‘asr-ı saâdet’ İstanbul’undayız. Efendim, Küçük Ayasofya’nın Meydan Arkası, Medrese, Şehsuvar, Bardaçak, Kaburga, Özbekler ve Tahsin Bey sokakları geceleri zifiri karanlıkta kalsalar da, Tepebaşı’nın Piremeci Mehmet ve Gönül sokakları şehrin en pis sokakları olarak kayda geçse de, kış mevsimlerinde Cihangir bir balçık mahalle olsa da, Bakırköyü susuzluktan kavrulsa da, İstanbul’un şimdikinden daha mutlu yaşandığı oraya çıkıyor.

ŞÖHRETLERİ SURİÇİ CİLDİNDE ARAYIN

‘İstanbul Konuşuyor’un birinci kitabı Suriçi’ne ilişkin, yayıncı Fatih diyor, bana sorarsanız Suriçi daha doğru bir ifâde. Ama, bugünkü idârî taksimat esâs alındığında yanlış değil. Küçük Ayasofya, Binbirdirek, Cankurtaran, Akbıyık, Gedikpaşa, Kariye, Edirnekapı, Drağman, Karagümrük, Kumkapı, Sarayburnu, Cibali, Topkapı, Süleymaniye, Mevlenakapı, Aksaray, Mahmutpaşa’dan Taya Hatun’a kadarki mahal, Yerebatan’dan Hûbyar’a kadarki kısım, Yenikapı, Saraçhane’den Zeyrek’e kadar sokaklar, Laleli, Bâyezîd, Şehzadebaşı, Eminönü, Sirkeci, Şehremini ve Çapa. İkinci kitap Beyoğlu,Kasımpaşa’dan başlayıp Talimhane’den çıkıyorsunuz. Üçüncü kitapsa ‘Haberci’ mahlaslı şöhretin daha az bildiği semtler. Eyüpsultan, Haliç, Şişli, Bakırköyü, Beşiktaş, Sarıyer, Zeytinburnu, Beykoz, Kadıköyü ve Üsküdar. Üçüncü kitabın belki de en zayıf kısmı Kadıköyü, muharririmiz Kadıköyü’nü Suâdiye Plajı, Moda Deniz Hamamları ve Kurbağalıdere olarak görüyor. Anlayacağınız, Kadıköyü’nün şöhretlerinden değil, onun ayak izlerini daha ziyâde Suriçi’nde arayın.

HABERCİ MAHLASLI BAB-I ÂLİ ŞÖHRETİ KİM?

Üç ciltlik ‘İstanbul Konuşuyor’ değerli ve önemli bir yayıncılık hizmeti, bu nedenle Mustafa Kirenci’ye ve diziyi hazırlayan Fatih Fırat’a müteşekkirim. Ancak, yukarıda da îmâ ettiğim gibi, bir ‘mesele’ var, ‘37 ve ‘38 yıllarında ‘Haberci’ mahlasıyla İstanbul’u sokak sokan dolaşan Bâb-ı Âli şöhreti kimdir, işte onun ismini veren biri yok. Ortadan biraz uzun, hafif göbekli, kel, sürekli fötr takıyor, kitaplardaki fotoğraflarına da bakabilirsiniz, hadi ismini siz bulun bakalım. Sakın ha, internette arama motorlarının vereceği isimlere kanmayın, onların hiçbiri değil....

ŞAİR LEYLÂ’NIN TAŞLIKÖY’E TAŞINDIĞI PALAVRA...

Peki, ‘37 ve ‘38 yıllarında Şişli ile Osmanbey arasında Bulgar Çarşısı isminde bir semt olduğunu bilen var mı? Rumelihisarı’ndaki Mum Söndü mahallesini, Feriköyü yakınlarındaki Sinemköyü ve Tophane’deki Karabaş mahallelerini? Sinemköyü şimdilerde sadece bir durak ismi, Karabaş da sokak ismi. Karabaş Mahallesi kayboldu, oralar bugün Hacımimi Mahallesi oldu. İstanbul’un en temiz caddesi Yeniçarşı’ymış, yani sizi Galatasaray’dan Boğazkesen’e çıkaran cadde. Bana sorarsanız, bugün pek öyle değil derim. Biliyorsunuz, Beşiktaş’ta bir Şâir Leylâ Sokağı var, sokağı edebiyat tarihimize geçiren Rüştü Onur orada ‘42 yılında kan kusarak ölmüştü, sokağa ismi verilen Şâir Leylâ’nın kim olduğunu bilen yok ama sallayan sallayana, üstelik bunların bir kısmı ‘büyük edebiyatçılar’, kadın onlara bakılırsa 19’un yüzyılın ortalarında Taşlıköy’e taşınmış, oysa ‘İstanbul Konuşuyor’ yazı dizisini yapan ‘Haberci’ mahlaslı Bâb-ı Âli şöhreti bakın ne diyor: “Onu ben hayatında hem Leylâ hanımefendi olarak hem de bir edibe olarak, sanatkâr olarak tanımıştım. O ince, hassas, temiz, çok temiz bir insandı. Onun aramızda kalan hatırası da çok, ama pek çok temizdir. Böyle pis kokulu bir sokağa onun adını takmak hakkını, onun sanatkâr kıymetine azap vermek hakkını kimse de tanıyamaz”. Haberci mahlaslı üstâd Leylâ Hanım’ı tanıdığına göre, şâiremizi 1850 yılında Taşlıköy’e taşımanın büyük bir palavra olduğu açıklık kazanıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN