Namık Kemal’e sahip çıkanlara bir öneri

Namık Kemal’e sahip çıkanlara bir öneri

Geçtiğimiz gün gazeteye uğradığımda, Taha Bey’le odasında sohbet ederken söz döndü dolaştı, Namık Kemal’e geldi ya... Hafızam beni yanıltmıyordu; eve vardığımda kitaplığımı eşeledim ve uzun zaman önce sahaflardan bulup aldığım ‘Namık Kemal’in Londra Yılları’ isimli kitabı bir çırpıda okudum. Büyük bir iştahla bitirdiğim birkaç yüz sayfalık kitap Yusuf Mardin tarafından kaleme alınmış, 1974’te Milliyet Yayınları’ndan basılmıştı.

Siyasetten, sanattan, kültürden, tarihten söz ederken nasıl ki Tanzimat’ı sıfır noktası kabul edip, cümlelerimizin muhakkak bir yerinde “Tanzimat’tan bu yana/Tanzimat’la beraber/Tanzimat’tan sonra” gibi -artık basmakalıplaşmış- ifadelere yer veriyorsak... Türk gazeteciliğinin tarihinden, Türk tiyatrosunun başlangıcından, ‘vatan, demokrasi, hürriyet’ gibi fikirlerin bu topraklardaki kökeninden söz etmek gerekince, lafın ucu mutlaka yakınından uzağından Namık Kemal’e dokunuyor, Namık Kemal’den geçiyor.

08kr2kapak.jpgKitap, Namık Kemal’in ve Ziya Bey’in Paris’e veda edip Londra’ya gidişlerinden başlıyor. Oysa Mısır Hıdivi İsmail Paşa’nın kardeşi ve düşmanı Mustafa Fazıl Paşanın çağrısıyla Paris’e geleli daha bir ay bile olmamıştır. Üçüncü Napolyon’u davetine uyan Sultan Abdülaziz ve heyeti de ‘1867 Beynelmilel Barış Sergisini’ ziyaret maksadıyla Paris yolundadır. Fransa Hükümeti bir tatsızlık çıkmaması için sürgündeki muhalif gazetecilerden kibarca Paris’i terk etmelerini istemiştir. Arkadaşı Ziya Bey Londra’ya yol alan geminin güvertesinde Namık Kemal’i teselli eder: “İngiltere, Fransa gibi değil; oradan bizi kovamazlar Kemal, merak etme!”

İngiltere gerçekten de Fransa gibi değildir. Meselâ Karl Marks da aynı günlerde Londra’dadır. British’te çalışmalarına gömülmüş ‘Das Kapital’e bir cilt daha eklemekle meşguldür. Marks ‘Das Kapital’i kalınlaştıra dursun, Namık Kemal harıl harıl, haftalık çıkan Hürriyet Gazetesi’nin sayfalarını dolduracaktır... Avrupa’ya kaçan muhalif/solcu yabancı gazetecilerle diyalog kurmaktan hoşlanan Times muhabiri Fanton’la uzun yürüyüşler, hukuk ve iktisat dersleri: Hobbes, Locke, Rousseau, Montesquieu... Kütüphaneleri, müzeleri, Parlamento ve Adliye gibi resmî kurumları ziyaret, nasıl işlediklerini yerinde müşahede... Alexander Dumas’la onun evinde bir akşam yemeği... Tiyatrolar, barlar, kafeşantanlar... Eh biraz da hovardalık...

Namık Kemal’in ‘Londra yıllarını’ öyküleştirerek, hiç sıkmadan, sade bir dille aktarıyor okura Yusuf Mardin. Diplomatik yazışmalara, mektuplara, hatıralara, makalelere, günlük ayrıntılara dayanarak... Tarih kitaplarındaki ciddiyetle bakan portresi renkleniyor Kemal’in; kâh ağlıyor, kâh tebessüm ediyor, kâh öfkeleniyor.

Bir kısmı sadeleştirilerek kitaba alınan Hürriyet Gazetesi makalelerinden de fark ediliyor: karmaşık ve sistemli bir dünya görüşüne sahip değil Namık Kemal. Bugün bize çok basit gelecek birtakım değerlerin ve kavramların yerleşmesi, kabul görmesi için uğraşıyor yalnızca: Devletin kurtuluşunun yolunun, Avrupa Parlamentolarını taklitten geçtiğini düşünüyor meselâ... Kuvvetler ayrılığına ve tabiatın güdüsüne [doğal düzene] inanıyor... Sanat tutmak/ticarete girmek yerine bilgisizlik ve uyuşukluk okulu olarak gördüğü hükümet kapısına kapılanmayı [memuriyet arzusunu] eleştiriyor... Kendisi, kendi kuşağı gibi genç ve yetenekli kimselerin önünü tıkayan Ali ve Fuat Paşa gibi otokrat bürokratlara öfkeleniyor... Daha fazla yol, daha fazla demiryolu, daha fazla bilim adamı, daha fazla ticaret, daha iyi askerlik, daha iyi öğretim ve daha iyi devlet adamı istiyor... Batılı değerlerle İslam’ı bağdaştırma çabasıyla geçen kısa ama dopdolu bir ömür...

İki bayrak tutuyor elinde Kemal: birinde ‘vatan’ yazıyor, ötekinde ‘hürriyet!’ Kavrayışı sınırlı olsa da kalemi kuşatıcıdır. Tarihin istikamet değiştirdiği bir kavşakta dikiliyor ve biraz sezgileriyle ama çok okuyarak o büyük akışı anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Ne Marks gibi ‘ideolog’ olmaya soyunmuştur, ne Dostoyevski gibi ‘romancılığa...’ Yalnızca gazetecilik. Önce gazetecilik! Sonra ilk gençliğin tutkusu şiir ve tiyatro. O kadar. Ama milliyetçiler de bir kök bulabilirler Namık Kemal’de, İslamcılar da... Liberaller de sevebilir onu, laiklik taraftarları da... Sürgün de var yaşamında, hapis de... Bir masaya oturup yazı yazarak dünyayı değiştirebileceğine inanan, ‘yazar’ denen garip yaratığın belki de ilk ‘sivil’ temsilcisi o, kendi gök kubbemiz altında.

Karanlık ve tozlu sahaf köşelerinde kalmış bulunan bu kıymetli çalışmayı, birkaç yıl önce, Namık Kemal’in Hürriyet Gazetesi makalelerini kitaplaştıran VakıfBank Kültür Yayınları’na öneriyorum. ‘Sürgünde Muhalefet: Namık Kemal’in Hürriyet Gazetesi’ ciltleri için dibace sayılabilecek ‘narrative history’ tarzdaki bu kitabı acaba tekrar basmayı düşünmez mi VakıfBank Kültür Yayınları? Yerleştirmeye çalıştığı kavramların bir kısmının hâlâ tam oturmadığı, üstelik aşındırıldığı şu günlerde, Namık Kemal daha fazla okunmayı ve tanınmayı hak ediyor bence. Türk okurla arasındaki mesafe kapanacaktır. Düşünülsün isterim.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN