Bolşeviklerin GULAG’ından ve Nazilerin Toplama Kampları’ndan önce Fransız Guyanası’nda bir ceza kolonisi vardı. Sıhhatli kayıtlar bulunmamasına rağmen Fransız Guyanası’nda 1852 ile 1953 arasında 70 binden daha fazla mahkûmun bulunduğu kesindir. Oraya gönderilenlerin yüzde kırkıyla yüzde yetmiş beşi arasındaki kesiminin ise mahkûmiyetlerinin daha ilk yılında öldüğünü biliyoruz.
Ben ortaokulda öğrenciyken Dreyfus’un Şeytan Adası’nda yattığı derslerde okutuluyordu da, İstanbul’dan Cemil Efendi’nin, Hasan Kaptan’ın, Mehmed Ali’nin, Mehmed Hilmi’nin, İbrahim Mehmed’in, Ali Murtaza’nın, Baba Recep’in, Ahmed Şevki’nin, Arnavut Tevfik’in, Hâmid Efendi’nin, Naim Safa’nın ve daha onlarca kişinin Fransız Guyanası’na gönderildiklerini maalesef bilmiyorduk. Çünkü, onlar çoktan unutulmuşlardı. Ama, yıllar sonra bu unutulmuşluğu kaldıran iki kitap oldu, biri Henri Charriere’in ‘Kelebek’, diğeri de Réne Belbenoit’nin ‘Kansız Giyotin’ isimli anı romanlarıydı. ‘Kelebek’i ‘69’da e Yayınları 620 sayfa olarak, ‘Kansız Giyotin’i de Hürriyet Yayınları ‘73’te 308 sayfa olarak basmıştı.
NİÇİN HALA DİZİSİ YAPILMADI, İNANIN AKLIM ALMIYOR...
Bilhassa ‘Kelebek’ çok sattı, ‘Kelebek’ten uyarlanan film ise Fransız Guyanası’ndaki zulmü bütün dünyaya yaydı. Filmden Steve McQueen’in performansını ise unutmak mümkün değildir. ‘Kelebek’in bu başarısı Hasan İzzettin Dinamo’nun aklına otuz yıldır tanıdığı Dramalı Mehmed Ali Kayen’i getirmişti, onun Fransız Guyanası’nda hapis yattığını biliyordu, yanına arkadaşı Nezih Uzel’i de alarak Mehmed Ali Kayen’i ziyârete gidip günlerce onun Fransız Guyanası anılarını dinledi. Hasan İzzettin Dinamo dinlediklerinden ‘Türk Kelebeği’ isminde bir roman çıkardı ki, tek kelimeyle nefes kesiciydi. Bu romanı Yalçın Yayınları ‘81’de yayınladı, ancak ‘Fransız Kelebeği’ için kuyruğa giren okurumuz, maalesef ‘Türk Kelebeği’ni yok saydı. Bugün artık onlarca televizyon kanalı var, sinematografik ‘Türk Kelebeği’nden niçin bir televizyon dizisi yapılmıyor, inanın aklım almıyor.

NEZİH UZEL (1938-2012)
TİMAŞ’TAN DEĞERLİ BİR YAYINCILIK FAALİYETİ
Hasan İzzettin Dinamo ile birlikte Mehmed Ali Kayen’i ziyârete giden Nezih Uzel ise dinlediklerini kaydedip önce arşivine kaldırmış, sonra da onları Ali Satan’a yayınevleri ile görüşmesi için vermiş. İşte Timaş Yayınları’nın tarih dizisinden ‘Mütareke İstanbulu’ndan Şeytan Adası’na Bir Esâret Hikâyesi, Mehmet Ali Kayan’ın Hatıraları’ ismiyle kitaplaşan notlar bunlar. Maalesef, daha kapaktan bir sorun başlıyor, kahramanımızın ismi Mehmed Ali Kayen mi, yoksa Mehmed Ali Kayan mı? Hasan İzzettin de Mehmed Ali Kayen, Ali Satan’ın ve Melih Sâdık Küçüker’in yayına hazırladıkları kitaptaysa Mehmed Ali Kayan. Hangisi doğru? Ben, Fransız Guyanası’ndaki Cayenne şehri nedeniyle Mehmed Ali’nin Kayen soyismini aldığını biliyorum, kitabın on yedinci sayfasında ismin sehven Mehmed Ali Kayhan olarak yazılmasınıysa geçiyorum. Harf fazlalığı gözden kaçmış. Kitabın 15, 16, 17, 18 ve 19 numaralı dipnotları için ‘Eh, işte!’ diyebilirim, ancak asıl dipnotlama İnini Nehri, Ahmed Paşazâde’nin Pie komünü ve Ahmed Paşazâde konularında yapılmalıydı. Maalesef bunlar için dipnotlar hazırlanmamış. Bir de yerli kabilelerinde isim karışıklıkları var, çoğu defa yerlilerin kendilerini tanımladıkları isim başka, yabancıların onları tanımladıkları isim başka olabiliyor, şâyet kitap ikinci baskıyı yaparsa mutlaka dipnotlarda bunlar düzeltilmelidir. Ayrıca, Mehmed Ali Kayen’in Fransız Guyanası’ndan döndükten sonraki yaşamı da kısaca yazılmalıydı. Bu hatalara ve eksikliklere rağmen Nezih Uzel’in notlarının Timaş Yayınları’nın kitaplaştırmasını değerli bir yayıncılık faaliyeti olarak buluyorum.
MESELEYİ ANLAMAK İÇİN BU KİTAPLARI DA OKUYUN
Cemil Efendi ülkemize ancak 1 Nisan 1929 günü dönebilmiştir. Dramalı Mehmed Ali ve Sürmeneli Hasan Kaptan ise ondan yıllar önce, 1924’te Türkiye’ye dönmüşlerdi. Bildiğim kadarıyla Hâmid Efendi 1930’da döndü. Zileli İbrahim Mehmed 1932’de, Mehmed Hilmi ve Dramalı Ali Murtaza ise ancak 1938’de yeniden toprağımıza ayak basabildiler. Şâyet Fransız Guyanası’ndaki ceza kolonisini bütün çıplaklığıyla öğrenmek istiyorsanız, Nezih Uzel’in ‘Mütareke İstanbulu’ndan Şeytan Adası’na Bir Esaret Hikâyesi’nden başka size önereceğim diğer kitaplar da şimdilik şunlar olacaktır: Alfred Dreyfus’dan ‘Ömrümden Beş Sene’ (Vacilando Kitap), Clement Duval’dan ‘Outrage, An Anarchist Memoir of the Penal Colony’ (PM), Patrick Chamoiseau’dan ‘French Guiana, Memory Traces of the Penal Colony’ ( Wesleyan University Press), Henri Charriere’den ‘Kelebek’ (e Yayınları), Réne Belbenoit’den ‘Kansız Giyotin’ (Hürriyet Yayınları), Hasan İzzettin Dinamo’dan ‘Türk Kelebeği’ (Yalçın Yayınları) ve Volkan Soran’ın yayına hazırladığı ‘Şeytan Adası’nda Bir Türk, Polis Cemil Efendi’nin Hatıratı’ (Ötüken Neşriyât). Hepinize iyi okumalar diliyorum...
DİĞER FRANSIZ GUYANASI MAHKUMLARI
Muhakkak merâk edenler olacaktır, bu nedenle bizden diğer Fransız Guyanası mahkûmları için de şu notu düşeyim: ‘80’li yıllarda Bâyezîd Kütüphânesi’nde gazete arşivlerini karıştırırken 2 Nisan 1929 günlü Cumhuriyet gazetesinde ‘Polis Cemil Efendi dün İstanbul’a avdet etti’ başlıklı habere rastlamış, peşinden de Cemil Efendi’nin anılarının Akşam gazetesinin 12 Eylül 1929 günlü nüshasından itibâren yayınlanmaya başladığını keşfetmiştim. Yıllar sonra bu anıları Ergun Hiçyılmaz kafasına göre kısaltarak ‘Türk Kelebeği, Guyan Adası’na Sürülmüş Cemil Bey’in Hatıratı’ ismiyle Kaynak Yayınları’ndan kitaplaştırdı. Hadi, Ergun Hiçyılmaz tefrikayı mahvetti diyelim, yahu Kaynak Yayınları’nın editörleri hiç mi haritalara bakmadı, baksalardı Fransız Guyanası’nın bir ada olmadığını görürlerdi. Bu tefrikayı sonra Volkan Soran hiç kısaltmadan ve doğru şekilde yayına hazırladı ve Ötüken Neşriyât’tan kitaplaştı. Bu Cemil Efendi’yi benim ‘Yaralı Gönül’ isimli romanımda Fransız Guyanası’na gönderilen Mazhar’ın hikâyesinde kullandığımı anımsayanlar çıkacaktır. Cemil Eryürek vesilesiyle Mehmed Hilmi’nin, İbrahim Mehmed’in ve Hâmid Efendi’nin de Fransız Guyanası’nda yıllarca hapis yattığını da aynı yıllarda öğrenmiştim.
