Ortadoğu, tarihinin en karanlık ve belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor. İsrail ve ABD ittifakının İran’a yönelik saldırıları bölgedeki dengeleri altüst ederken saldırıların zamanlaması, arkasındaki teolojik motivasyon ve İslam dünyasının sessizliği pek çok soruyu beraberinde getiriyor. Biz de bu kritik süreci, Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Kurulu Başkanlığı yapmış, İstanbul Uluslararası Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin kurucusu, İslam düşünce tarihinin duayen ismi Prof. Dr. Bekir Karlığa ile konuştuk.
Hocam, İsrail ve Amerika’n ittifakının İran’a saldırmasını ‘medeniyet’ kavramı içinde neden ve nasılıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?
Medeniyet kavramının pencerelerini geniş tutalım. Son asır içinde Evanjelist-Yahudi ittifakının kökenine inelim ve buradan günümüze gelirsek saldırganlığın nedeni ve amacı daha belirginleşir. Bu projenin (Evanjelist-Yahudi ittifakı) oluşum aşaması 1930’lara dayanır. 1930’larda Almanya’da Hitlerin gelmesi, Hitler’in Yahudilere karşı uyguladığı politika Yahudileri Almanya’yı terk etmeye Avrupa, Amerika ve dünyanın farklı ülkelerine dağıttı. Hitler tecrübesi, Yahudilere kendini koruma zırhına, devletine ihtiyaç duydu. Hz. Musa zamanına dayanan ‘Altın Buzağı’yı diriltmeye ihtiyaç duydular. Ekonomi ve bilimi kontrol altına alıp dünyaya tahakküm veya korunmak için iki gücü kullanmak.
Bahsettiğiniz bu ‘korunma zırhı’ ve dünyayı kontrol altına alma projesinin fikri mimarı kimdir? Batı düşüncesinin bittiği noktada nasıl bir yeni felsefi sistem inşa edildi?”
Projenin esas kurucusu Orta Çağ Felsefesi hocası Yahudi asıllı Leo Strauss’dır. Leo Strauss artık Batı düşüncesinin insanlığa yeterli olmayacağını söylüyor ve yeni bir felsefi sistem kurmak istiyor. Bunun için de İslam düşünürü Farabi ve Yahudi Filozof İbn-i Meymun’un eserlerinden istifade edip yeni bir metafizik felsefe kurmak istedi. Amerika’da bu düşünceye uygun siyaset felsefesi kurdu. Amerikan üniversitelerinde hocalık yaptı. Siyaset felsefesini anlattı. CIA ajanlarının yetiştiği kurumlarda hocalık yaptı. Kendisi gibi Yahudi gençler bulup onları yetiştirdi. 1970’lerde bu Yahudi gençleri alıp onlara şunu dedi: Yakında Sovyet Rusya dağılacak. Amerika dünya medeniyetinin yegane sahibi olacak. Ancak rakip olmazsa medeniyet yaşamaz, gelişmez. Bu bakış açısıyla Amerika, Rusya yıkıldıktan sonra rakip olarak karşısına İslam dünyasını çıkardı. Bunlar (Yahudiler) oğul Bush döneminde Amerikan yönetimine hakim oldular. Daha önceki Yahudiler kendilerini ‘neo-con’lar diye tanıttılar. Samuel P. Huntington’ın 13 sayfalık ‘Medeniyetler Çatışması’ makalesini Yahudiler yaygınlaştırdı. Medeniyetler çatışmasını dünyanın gündemine Yahudiler getirdi. Aynı dönemde ‘Tarihin Sonu’ eserinde Fukuyama bunları yalanladı. Fukuyama; Yahudiler dünyaya yalan söylüyor ve neo-con’lar siyonist politikanın devamıdır, dedi.
‘TRUMP’IN YULARI SİYONİSTLERİN ELİNDE’
Tüm bu siyasi ve fikri gelişmelerin günümüze yansıması nasıl oldu?
Siyonistler ve Evangelistler, Cumhuriyetçi aday olarak Trump’ı seçtiler. Trump popülist, kültürsüz ve varlıklı bir adam. Popülariteyi, liderliği, bir numara olmayı seviyor. Evangelistler, Trump’ın kültürsüzlüğünden yararlanıp onun zihin dünyasını allak bullak ettiler. Trump’a; “Sen gelecekte dünyayı değiştirecek olan Mesih’in temsilcisisin” dediler. Ona dualar okuyarak inandırdılar. Trump, ikinci seçimde Evangelistlerle işbirliği yaptı. 90 milyona yakın Evanjelist var. Katolikler, Evanjelistleri sevmiyor. Siyonistler Evanjelistlerle işbirliği yapıp Trump’a Mesih’in öncüsü olduğuna inandırdılar. Ve Trump kendini dünyayı kurtaracak insan olarak görüyor. Beyaz Saray’daki son dua oturumunda bunu gördük. Trump meczup ve trans halinde. Trump‘ın söz ve davranışları çelişkiler yumağı. Trump’ın yularını eline alan Siyonistler, Yehova’nın Yahudilere Nil’den Fırat’a kadar vaad edilmiş topraklara sahip olmanın zeminini oluşturmanın kavgasını yaşıyorlar.
Ramazan’ın dokuzuncu günü olan 28 Şubat’taki Amerikan-İsrail saldırısı Körfez Savaşı’nın devamı mı? Körfez Savaşı’nda da Amerika Irak’ı 17 Ocak 1991 tarihinde yine bir Ramazan gecesi bombalamıştı.
O zaman Körfez savaşı neyin devamı? Aslında Körfez Savaşı bir ‘puzzle’ın devamıydı. Ortadoğu ve İslam dünyasını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyorlardı. Osmanlı’nın parçalanması sonrası yüz yıl önce şekillenen Ortadoğu’yu İngiliz-Siyonist akıl ile İsrail hegemonyasında yeniden şekillendirmek. Esas amaç neo-con’lar ve (yeni muhafazakarlar) Siyonistlerin işbirliğiyle Rusya’nın dağılması sonrası ortaya çıkan boşluğu doldurma projesiydi. İran’ın Irak’a saldırması, Saddam’ın ve Kaddafi’nin öldürülmesi, Mısır’daki Sisi darbesi... Tüm bu gelişmelerin ortak amacı Ortadoğu’da küçük omurgasız devletler oluşturmak.
Hocam şu konuya değinmeden ve sizin de bu konudaki fikrinizi sormadan edemeyeceğim: Körfez Savaşı’nda İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciydim. Üniversiteden ziyade savaş karşıtı eylemlere katılıyorduk. Türkiye’de İsrail-Amerika’ya karşı neden bir sivil eylem yok, halk neden sokaklara inip en insani hakkı olan protesto hakkını kullanmıyor? Biz toplum olarak bu kadar umursamaz bir duyarsızlığa mı sahibiz?
Maalesef Türkiye’de sivil toplum örgütleri pasif ve duyarsız. Biz hiç olmazsa Londra, Paris, Kanada, İspanya kadar tepki göstermeliydik. Bu duyarsızlığı devletin baskısı olarak görmüyorum. Bizde sivil toplum bilinci oluşmadı. Var olanlar da cemaatlerin, siyasi erklerin kontrolü altında. Halk sokağa inip sivil toplumun yapması gereken misyonu yerine getirmesi gerekiyor. Maalesef ülkemizde sivil toplum misyonunu yerine getirilmiyor.
‘DİYALOG KAPILARINI AÇIK TUTACAK TEK ÜLKE TÜRKİYE’
Türkiye’nin bu savaşta izlediği politikayı nasıl değerlendirebiliriz? Türkiye nasıl bir misyon üstlenmeli?
Türkiye itidalli davranmak zorunda. İsrail’in amacı Türkiye ve İslam dünyasını İran’a karşı bu savaşın içine çekmek. Türkiye’ye atılan füzeleri İran üstlenmedi. İsrail, İslam dünyasını birbirine düşürüp güç devşirmek, alanını genişletmek istiyor. Türkiye uluslararası alanda rasyonel bir denge izlemeli. İsrail’i yok sayıp, silahlı mücadele kapılarını kapatıp, Amerika’yı karşısına almadan diyalog kapılarını açık tutmalı. Şu an İslam dünyasında ve Avrupa’da diyalog kapılarını açık tutacak, insanları barış masasında buluşturacak tek ülke Türkiye. İbni Sina “Cesaret bir hastalıktır” diyor. Ancak cesaret rasyonalite ile desteklenirse aklı selim bir yola girer. Türkiye konum itibarıyla şu anki itidal politikasından daha fazla bir şey de yapamaz. Zaten şu an Türkiye’ye destek verecek bir ülke de yok. İslam ülkeleri can pazarındalar.
‘BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN FONKSİYONU BİTTİ, DÜNYA ALDATILIYOR’
Maalesef İran’a yapılan saldırıyı İslam İş Birliği Teşkilatı bırakın kınamayı bir araya bile gelemedi. Birleşmiş Milletlerin sessizliğini nasıl görüyorsunuz?
Bir devletin resmi liderinin evi roketle vurulup resmi lideri öldürülüyor, kız çocuklarının okulları vuruluyor ve yüzlerce masum kız çocuğu katlediliyor Birleşmiş Milletler ortada yok. Amerika’nın Körfez Savaşı’ında Avrupa ve Birleşmiş Milletleri arkasına alıp Irak’a, Ortadoğu’ya demokrasiyi götüreceğiz iki yüzlülüğü bu savaşta bir kez daha ortaya çıktı. Amerika-Siyonist siyaseti yalan dolan dünyayı aldatma üzerine kurulu. Amerika gibi dünyanın hamiliğine soyunan bir ülke bir kişiye dünyayı felakete götürecek bu kadar geniş yetkiyi nasıl veriyor? Amerikan basını, aydınları, mebusları bu duruma dur diyemeyecek kadar atıllar mı? Birlemiş Milletlerin fonksiyonu bitti. Siyonizmin ve Trump’ın amacı da Birlemiş Milletleri işlevsiz hale getirip kendi düzenlerini kurmak. Kendi düzenlerine engel olacak hiçbir uluslararası kurum bırakmamak.
‘İRAN’DA ÜÇ FARKLI KİTLE VE ‘MEHDİ’ BEKLENTİSİ VAR’
İran devriminin bu savaştaki misyonunu, motivasyonunu nasıl görüyorsunuz. İran’ın kendi içinde kenetlenip Siyonist-Amerikan saldırılarına karşı yek vücut olmasını nasıl okumalı?
İran kendinden beklenilenin üstünde bir savunma yaptı. İran’da devrim halka bir bilinç aşılamış. Sokağın dili İslam terminolojisiyle konuşuyor. İslami bilinç çok yüksek. Hamaney İran’da Seyyid Kutup’un Fizilal-ul Kuran’ını tercüme eden ilk kişi. İran, Humeyni’den sonra yaşanan devrimin devamlılığını sağlayamadı. Rejim, kabuklarını kıramadı. İçine kapandı. Rejim içindeki mücadeleyi yapan kişiler gerçekçi olamadılar. İran bu savaştan başarıyla çıkarsa, dualarımız bundan yana, rejim daha güçlü olur.
Peki hocam, bugün İran sokaklarında ‘devrim bilinci’ ile ‘Mehdi beklentisi’ arasına sıkışmış nasıl bir toplumsal yapı var? Bu farklı kitlelerin savaş motivasyonu ve rejimin geleceği üzerindeki etkisi nedir?
İran’da üç kitle var. Birincisi devrimden sonra Batı ile anlaşıp devleti yönetmek isteyen, ikinci kitle Humeyni devriminin devamını sağlamayı hedefleyen kitle. Üçüncü kitle ise halkı devrim için bilinçlendiren kitle. İran’da bir kitle de bu savaştan çok memnun. Onlar biz çok dünyevileştik, materyalistleştik diyorlar. Bu savaşı aslına rücu etmek adına fırsat biliyorlar. Batı ile işbirliği yapmadan kendi dünyalarında Mehdi’nin gelmesini bekliyorlar. Bunlar, irrasyonel bir akılla hareket edip İran’ı fanatik hale getiren anlayış. Mehdinin kurtarıcı beklentisi içindeler. Ehli sünnet buna prim vermiyor. Müslümanların çalışmalarına da bu zihniyet köstekliyor. İran bu anlayışla bugün bir nevi Suriye’de yaptıklarının cezasını çekiyor. Bu kitleden sebeple İran 49 yıllık devrimin kabuğunu kırıp yaygınlaştıramadı.
‘COĞRAFYADAKİ KRALLAR KENDİ DÜŞMANINI BESLEYEN BİR KÖRLÜK İÇİNDELER’
İslam ülkelerinin ve Birleşmiş Milletlerin bu savaştaki misyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İslam dünyası Amerika’ya teslim olmuş durumda. Özellikle büyük sermayeyi elinde bulunduran krallıklar savunmalarını dahi Amerika’ya teslim etmişler. Amerika onlardan aldıkları parayla İsrail’e yardım ediyor, parayı Yahudi silah tüccarlarına veriyor. Kendi düşmanını besleyen bir körlüğün içinde olduklarının ya farkında değiller ya da iradeleri ellerinden alınmış. Bazı İslam ülkelerinin akli melekelerini Avrupa ve Amerikan hayranlığı köreltmiş. İran’da Allah, namaz diyen şehadet kelimesi getiren bir kültür medeniyet var. Mısır, İran’a karşı bir mücadele ekibi kurdum diyor. Bu zalimler İsrail’e karşı Filistin ve Gazze’yle işbirliği ekibi kuralım demiyorlar. Sisi; dindar, eşi kapalı olmasına rağmen zihin yapısı kirli. İslam dünyasının zihin bunalımı var. İslam ülkeleri bir araya gelip bunları konuşamıyor.
