Pınar Yayınları’nın kurucularından, yazar ve yayıncı Cevat Özkaya 17 Ekim’de 72 yaşında vefat etti. Kolon kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gören İslami yayıncılığın öncü ismi, Üsküdar’daki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından Kartal Soğanlık Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. Fikir dünyamıza silinmez izler bırakan merhumu, ardından dava arkadaşları ve dostları KARAR’a anlattı.
HAYATIN İÇİNDE GERÇEK BİR ‘MÜCADELE’ ADAMI
Cevat ‘Mücadeleci’ idi. Yani yolu gençlik döneminde Mücadele Birliği ile kesişti. Mücadele Birliği 1960’lı yıllarda doğmuş, genç zeki isimlerin ‘dâvâ’ heyecanıyla buluşmuş, bana göre ‘İslâmi’ hüviyeti belirgin bir hareketti. Birbiriyle haberleşmeleri sadece dostluk bağları sebebiyledir. Bu dostluk bağları halen de öbek öbek devam etmektedir. Ama benim bahsettiğim mücadelecilik tarafı, Cevat’ın hayatın içinde gerçekten bir mücadele adamı olma hüviyeti sebebiyledir. Cevat özel anlamı ile de ‘Mücadeleci’ idi, üniversite yılları ve sonrasında Mücadele Birliği bünyesinde bulundu. Pınar Dergisi de o yapı içinden devraldığı bir emanetti.

YAYINCILIKTA AÇILAN GENİŞ UFUK: Cevat, taa üniversite yıllarından okuyan, kendini yetiştiren bir insan olarak bu oluşumların hepsinde vardır ve hepsine ufuk taşıyan özelliktedir. Pınar Yayınevi hakikaten köklü bir kültür, fikir, hatta aksiyon damarı olmuştur. İslâmî camiada farklı bir ufuk açan muhtevada eserler yayınlanmıştır. Edward Said’den Noam Chomsky’ye, Garaudy’den Taha Abdurrahman’a çok geniş bir yelpazenin ülkeye kazandırılmasında Cevat’ın ufku belirleyicidir. İslâm devriminden bu yana İran’da olan bitenler, ilk heyecanların yaşanmasından sonra gelen süreçte bir tür laboratuvar gibi değerlendirilir. Pınar Yayınevi’nin İslâmî camiada en muhtevalı bir yayını kararlılıkla sürdürdüğü bilinir.
MAZLUMUN YANINDA SESİNİ YÜKSELTEN BİR YÜREK: Cevat Bey kardeşim, şimdi ebediyet yolcusu. Onun bir mesele üzerinde tartışırken gürül gürül sesini özleyeceğiz. Mazlumder başkanlığını yapmış olması bile zor zamanlarda onun yüreğinin nasıl mazlumlarla çarptığını gösterir. Eseri bütün muhtevasıyla Pınar’ın imza attığı eserlerin tamamıdır. Bir perspektif işidir çünkü yayıncılık. Bir tercih, bir seçme, ayıklama, bir ufuk işidir. Bir bilinç inşa etme kaygısıdır. İslâm dünyasının perişanlık zamanlarını yaşayan bizim çağın çocukları için bu iş, zorlu bir iştir. Cevat bu görevi yüz akıyla ifa etmiştir. Genç grupların ‘Cevat Abi’sidir. Ama iş bitiyor bir gün. ‘Gel’ çağrısı geliyor. Dünya bu. Yolculuk başlıyor. Cevat kardeşimin yolculuğu başladı. Bizler de yetim-i akran olarak o yolculuğun adaylarıyız. ‘Biz de size iltihak edeceğiz’ demiş Allah Elçisi, önden gidenlere… Mekânı cennet olsun. Allah’ın sonsuz rahmeti onunla olsun. Ailesine, çocuklarına ve tüm dostlara başsağlığı ve sabrı cemil niyaz ediyorum.
‘SAF ANADOLU KÖY ÇOCUKLARI’NIN YARIM ASIRLIK YOLDAŞLIĞI
17 Ekim 2026, Cumartesi: ‘Cevat ölmüş dediler...’ Bir dönemin, bir neslin güzel zamanları, hatırlanası anılar, hüzünler... 50 yıla yakındır oturduğum Çamlıca’daki evim ‘risk’li imiş, ‘kentsel dönüşüme’ girmeli imiş. Ben bunlarla uğraşırken, A. Erçil arkadaşım; bir iki yıldır hasta olduğunu ve son bir iki aydır da ‘yoğun bakımda’ (bu da ne demekse son yıllarda çıktı, adı batasıca...) olduğunu bildiğimiz Cevat Özkaya kardeşimizin öldüğünü haber verdi. Ben ‘yoğun bakım’ işini daha önce iki arkadaşımda da yaşamıştım: Rahmetli Mehmet Ali Taşçı (Ölm: 10 Haziran 1985) ve Cuma Yavuz (Ölm: 1994). Zamane tıbbı bırakmıyor ki, insanlar son zamanlarında ‘sekerat’ halinde, evlerinde, yataklarında eşi dostu yanında, kelime-i şehadetlerini söyleyerek canını cananına teslim eylesin !...

‘ELLİ YIL ÖNCESİNDEN GELEN TALİMAT’: Taşgetiren ağabey Karar gazetesinden Saliha Sultan’a, Veli de Cevat hakkında yazsın, demiş. Bilmeyenler ne bilsin, bunun 50 yıl öncesinden gelen talimat olduğunu. Cevat bilirdi mesela.. Derdi ki ‘Veli ağabey, Ahmet ağabey söyledi, Pınar’ın bu sayısına ‘Çanakkale Savaşı’nı anlatan yazı istiyoruz.’ Bu ‘ağabey’ kelimesi sihirli bir kelime olsa gerek, ne eskiyor, ne de etkisini yitiriyor.
1970’li yıllar, Türkiye nüfusu 36 milyon, Pınar kültür ve sanat dergisi, on binlerin üzerinde bir baskı sayısına ulaşmış, etkisi daha fazla. O yıllarda herhâlde en çok satan gazete Hürriyet 90 binlerde idi. Benim 1910 doğumlu dedem, babası Çanakkale’de şehit olduğu için öksüz büyümüş. 1930-35 arası ilk askerliği, 1939-1945 arası ikinci askerliği dolayısı, 1932 doğumlu babam da öksüz gibi büyümüş. Tabii köyde yaşamışlar, zaten o zaman şehir mi vardı ki, halkın yüzde 95’i köyde idi...
KÖYLERDEN ÇIKAN BİR NESLİN BÜYÜK ARAYIŞI: İşte bizim nesiller 1945 ve 1950 sonrası doğanlar, şanslıymışız, babalarımız vardı. Cumhuriyet müthiş bir eğitim hamlesi ile ‘millet evlatlarının tahsil yolunu’ açmıştı. Her ilçede olmasa da her bölgede; öğretmen okulu, İmam hatip okulu, ortaokul ve liseler vardı. İmtihanlara girdik, çalışanlarımız kontenjanlar nispetinde yatılı okulları kazandık. Sanki ‘Hey.. açılın, köy çocukları geliyor..’ diyorduk.
Ben Eskişehir ilköğretmen okulunda (1964-1969) ve daha sonra İstanbul Yüksek Öğretmen okulu ve İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde (1969-1974) okudum. Cevat, Ordu Perşembe İlköğretmen okulunda ve İstanbul Eğitim Enstitüsünde okudu. İşte Cevat ile yollarımız bu yıllarda kesişti. Bizler daha öğretmen okullarında iken, kulaklarımıza gelen fısıltılar vardı: ‘Vatan ve millet tehlikede imiş, bir şeyler yapmak lazımmış vs..’ Biz ‘saf Anadolu köy çocukları’ (sağlı-sollu) bu fısıltılara kulak kabarttık: Ne oluyordu? Anlamalıydık. ‘Gen’lerimiz şehit ve öksüz dedelerimizden geliyordu.
‘DİN, VATAN VE MİLLET’ MÜCADELESİNDE BİRLİKTE: ‘Mücadele etmeliydik.’ Kendimizi bu işlerin tam ortasında bulduk. Mücadele başlamıştı. Ağabeyler beni Eğitim Enstitüsündeki arkadaşlarla ilgilenmekle görevlendirdi. Cevat, Ethem ve diğer arkadaşlar vardı. Mahallede bir öğrenci evi düzenledik, ‘din, vatan, millet’ çalışmalarına başladık. Bize (Yeniden Milli Mücadeleciler, Pınar’cılar vb) isimler verdiler. Ama biz kendimizi (İslami ve milli değerlere bağlı ‘Millet Evlatları’) biliyorduk. Anti emperyalist, anti komünist, anti kapitalist, anti Siyonist idik. Dergiler çıkardık, gazeteler çıkardık, toplantılar yaptık, bildiriler dağıttık, afişler astık...1976-1977 yıllarında, içinde bulunduğumuz hareketin zafiyeti üzerine, ayrıldık. Cevat ile yollarımız yine aynı istikamette idi. Gözbebeğimiz gibi olan Pınar Kültür ve Sanat Dergisini bırakmadık. Cevat yazı işleri sorumlusu, Çapa’lı ağabeyimiz Bayram Erdem sahibi idi. Bundan sonra, arkadaşlar kardeşler olarak mesleklerimizi yapmaya, öğretmen, mühendis, iş adamı vb normal hayata karıştık.
‘EYVAHLAR OLSUN BU CİHANIN YIKILDI BİR YANI’: İşte bu noktada Cevat ve diğer bir kısım arkadaşlar, ‘İslam kültür ve medeniyetini temel alan’ yeni bir strateji ile ‘mücadele’ye devam ettiler. Bir süre PINAR dergisini, sonra UMRAN dergisini ve Pınar Yayınevini kurarak yarım asra yakındır, mücadeleyi sürdürüyorlar. Ben ve benim gibi arkadaşlar ise onlara destek olduk. Cevat, bu dönemde ‘Umran kültür ve medeniyet hareketinin’ yanılmıyorsam dışa açılan yüzünü temsil ediyordu.
Ben 2005 yılında 30 yılımı doldurmuş, resmi okullardan emekli olmuştum. Özel okulda çalışıyordum. Cevat beni aradı, oğlu Şamil’i okula getirmek istiyordu. İkimizin de yakın arkadaşı Mehdi Nüzhet (nam-ı diğer Kafkas Kartalı) Cevat’ın oğlunu getirdi, yazdırdı. Bir öğrencimiz olan Şamil’i sonra pek görmedim. O sıralarda sıkıntıları olduğunu ima eden sohbetlerimiz olmuştu. Hey hat.. İnsanın iç sıkıntıları nerelere götürüyor, hastalıkları peydah ediyor. Geçenlerde böyle iç sıkıntılarla hasta olan bir arkadaşa şöyle dedim: ‘Eğer dünyayı, göçecek de sen tutuyorsan, bırak göçsün..’ Belki o zamanlarda Cevat’a da benzer şeyler söylemişimdir.
Son olarak: Çapa öğretmen okulu ve mücadele ağabeyimiz Necmeddin Türinay’ın bir vesile hatırlattığı, Taşlıcalı Yahya’nın Şehzade Mustafa için söylediği mısraı, Cevat kardeşim için diyeceğim: Cevat ölmüş dediler: ‘Eyvahlar olsun bu cihanın yıkıldı bir yanı...’ Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
HAK VE ADALET MERKEZLİ 55 YILLIK DAVA İNSANI
Cevat Özkaya, 55 yıllık dava arkadaşım ve kardeşimdir. Onu bir sayfaya sığdırarak anlatmak, tasvir etmek benim için çok zordur. Bu süreçte Umran-Pınar Ailesi olarak birlikte yaşadığımız pek çok acı ve tatlı vakalar, anılar vardır. Her olay, mahiyeti ne olursa olsun dava kardeşliğimizi pekiştiren, güçlendiren birer olgu olmuştur.

Cevat Özkaya kardeşimizi anlayabilmek için onun hayatını ve yaptıklarını, çok boyutlu bir düzlemde ele alıp değerlendirmek gerekir. Belki burada kısaca kişiliği ve dava boyutları ile onu değerlendirmek yararlı olur.
ANADOLU’DAN DÜNYAYA UZANAN İSTİKAMET: Anadolu’nun bir köyünden İstanbul’a gelip Türkiye’ye, İslâm coğrafyasına ve tüm dünyaya seslenebilmek ve bunda istikrarlı olmak, istikamet üzere olmak, yalpalamamak, mevkiye, makama, paraya pula önem vermemek, değer sistemini, davasını, kültür ve medeniyet (Umran) kodlarını önde tutmak ve davasına zarar verecek her şeyden kaçınmak; yanlış yollara sapmamak onun en belirgin vasıflarındandır. Samimi, dertli, mütevazı, fedakâr bir dava insanı... İnsanları ahlak ve samimiyetleri ile değerlendirip ilişki kuran bir insan... Lüksü, israfı olmayan, başkalarının derdi ile dertlenen, acılarını paylaşan ve onların maddi ve manevi sorunlarını çözebilmek için seferberlik ilan eden ve elini taşın altına koyan, koyabilen bir dava adamı. Kula kulluk etmeyen, yalnızca Allah’a kul olan ve bu konuda taviz vermeyen bir kişilik.
BATI’NIN TAHRİBATINA KARŞI FİKRİ BARİKAT: Onun davası, İslâm kültür ve medeniyetinin dayandığı temel ilkeleri merkeze alarak Türkiye’nin, İslâm dünyasının ve tüm dünyanın, fıtrat merkezli insan hakları eksenli, hak, hukuk ve adalet düzleminde bir dünya inşa etmekti. Hayatını buna adayarak bu amaçla çok farklı inanç ve düşünce dünyasındaki kişilerle ilişki kurmuş ve ortak faaliyetler gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda Türkiye’ye yaptığı önemli katkılardan biri, Batı düşünce sisteminde ortaya çıkıp yaygınlaşan toplumsal çürüme ile ilgili önemli düşünürlerin yazdığı birçok kitabın Türkçeye çevrilerek yayınlanmasını sağlamış olmasıdır. Bu çerçevede Türkiye’deki ilim insanlarının, düşünürlerin ve kanaat önderlerinin bu konulara el atmasını, Batı düşünce sisteminde hayata yansıyan bu hastalıkların Türkiye’ye ve İslâm dünyasına gelip tahribat yapmamasını çokça seslendirmiştir. Roger Garaudy’nin eserlerinin Türkçeye çevrilmesine öncülük eden ve onu Türkiye’ye getirip konuşturarak milletimize tanıtan Cevat Özkaya’dır. Türkiye’deki fikir, düşünce ve ilim dünyasına yaptığı diğer önemli bir katkı da, İslâm dünyasında yapılmış ve yayınlanmış olan çok önemli çalışmaların Türkçeye kazandırılması olmuştur.
BOSNA’DAN GAZZE’YE KÜRESEL ADALET MÜCADELESİ: Pınar, Açılım ve Umran yayınları incelendiği zaman, benimseyip mücadelesini verdiği davasının fikrî, felsefî ve stratejik alt yapısını inşa etme olgusu, mücadelesinin ana merkezini oluşturduğu çok rahat bir şekilde görülebilir. Zulüm nerede olursa olsun, adaletsizliği kim yaparsa yapsın, zalimlerin gücü ne olursa olsun onlara karşı en güzel tarzda mücadele ilkesine göre tavır alarak düşüncesini beyan etmekten çekinmemiştir. Bu süreçte, aynı zamanda bu konularda muhatap olduklarını da kazanmayı, davasına katabilmeyi bir strateji olarak benimsemiştir. Bütün bu faaliyetlerini ferdi olarak değil istişare ile gerçekleştirmiştir. Kendi fikri ile ters olsa da alınan kararları uygulamak, onun en önemli özelliklerinden biridir. Bu yaklaşım tarzından dolayı ben dememiş hep biz demiştir. Bu anlayış ve yaklaşım tarzı kalıcı dostlukların oluşmasını ve devam etmesini sağlamıştır. Gazze’den, Filistin’den, Suriye’den, Irak’tan, Kafkaslar’dan, Kırım’dan, Bosna’dan Arnavutluk’tan, Afrika’dan ve Asya’ya kadar uzanan coğrafyada elini taşın altına koymuş, kurucusu olduğu değişik yapılarla ‘Hak, Hukuk, Adalet’ merkezli bir mücadeleyi ömür boyu vermiş bir dava adamıdır. Rabbim Cevat Özkaya kardeşimize rahmetiyle muamele etsin. Mekânı cennet, makamı âli olsun.
ENTELEKTÜEL İKLİMİN ERKEN GİDEN ÖNCÜSÜ
İnsanın yarım asırlık bir yol arkadaşını, kardeşini kaybetmesi zor; hele onu anlatabilmesi çok daha zor. Bu yüzden yürekteki acıyı ve yaşanan hüznü kelimelerle dile getirmek neredeyse imkânsız. Cevat Özkaya ile daha üniversite yıllarından itibaren, önce Mücadele Birliği ardından Araştırma ve Kültür Vakfı bünyesindeki yüksek tempolu çabalarımız unutulacak gibi değil. Nihayetinde iki hür ve bağımsız aydın olarak yürüttüğümüz çalışmalar, içinde bulunduğumuz yozlaşma ve çözülme sürecini aşmak adına yaptığımız yoğun istişareler bizi her zaman birbirimize daha da yakınlaştırdı. Aynı kaygıları taşıyıp aynı arayışlara yöneldik. Bu süreçte samimiyet, mütevazılık, kardeşlik, dostluk ve zarafet dolu haliyle o; her zaman ve her koşulda itidalli, ilkeli ve tutarlıydı.

‘REİS BAK NE BULDUM’ DİYEN MÜTEVAZI YOLDAŞ: Bir şey olduğunda ya da dikkatini çeken bir yazar veya kitap gördüğünde, o yumuşak ve sıcak sesiyle: ‘Reis, reis bak ne buldum! Tam da senin dediğin şeylere yakın duruyor’ derdi (Yılların getirdiği dostluğun ve Karadenizli bir Temel olmanın neşesiyle, birçok arkadaşımız gibi o da bana hep ‘reis’ diye hitap ederdi). Birlikte yola çıktığımız, omuz omuza verdiğimiz, kutlu bir dava uğruna aynı safta ölümü bile göze aldığımız bir insanı kaybettik. Yoldaşlık adına tecrübe edilebilecek ne varsa hepsini birlikte yaşadık.
‘BENİ EN BAŞA YAZ’ DİYEN ENTELEKTÜEL HEYECAN: Yayınevindeki son görüşmemizde, mevcut tıkanıklığı aşmak adına yürüttüğümüz bir müzakerede; en temel ihtiyacımızın ‘entelektüel ve yaratıcı bir iklim oluşturmak’ fikrini kendisiyle paylaştığımda çok heyecanlandı. Böyle bir iklimin ancak bizim kuşaktan birilerinin öncülük etmesiyle yeşerebileceğini ilave ettiğimde ise gözleri parladı ve ‘Böyle bir çalışma başlatıyorsan beni en başa yaz!’ dedi. Ne yazık ki hayalini kurduğumuz o entelektüel ve yaratıcı iklimi henüz tam anlamıyla var edebilmiş değiliz. Ama olsun; davamız, çabamız ve devrimci insanlık kavgamız sürüyor. Umudumuz canlı ve diri. Hayat, devrimci önderlerini beklemeye devam ediyor. Güle güle Cevat’ım, güzel yoldaşım… Bahtın açık, mekânın cennet olsun. Peygamberimize komşu olasın.
ÇÖZÜM ÜRETEN BİR DERT BABASI VE HERKESİN ‘ÂBİ’Sİ
1954 Samsun-Çarşamba doğumlu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Çarşamba’da, liseyi Perşembe Öğretmen Okulunda, yüksekokulu İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde okudu. Babasının gönderdiği cep harçlıklarının neredeyse tamamını Perşembe’de İslâmî yayınlar satan bir kitabevinden kitap satın almaya harcayarak fikir dünyasını inşa etti. Kesintisiz devam eden kitap okuma aşkı, ömrünün son 1.5 yılını yiyip bitiren kanser hastalığı nedeniyle yoğun bakıma düştüğünde bile gözlüğünü ve kitaplarını isteyerek sürdü...

CEMİL MERİÇ’TEN EDWARD SAID’E FİKİR ÇAĞLAYANI: 1976 yılında aylık kültür ve sanat dergisi Pınar’ın yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Fikir dünyamızın yıldızlarından Cemil Meriç’le düzenli ve sürekli bir irtibat kurarak onun birbirinden güzel yazılarını her ay Pınar Dergisi’nde yayınladı. Meriç’in yazıları ve diğerleri ile Pınar adeta bir çağlayana dönüştü... 12 Eylül İhtilali’nin baskı ortamında Pınar Dergisi kapandı. Cevat Özkaya ve dava arkadaşları 1980’de Pınar Yayınevini kurdular. Edward Said’in ‘Orientalism’ isimli kitabını Türkçeye kazandırarak ‘Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu’ başlığı ile yayımlayan Özkaya, yayın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. Ardından Pınar Yayınları arasında çıkan yine Said’in Haberlerin Ağında İslâm ve Filistin’in Sorunu kitapları Alev Alatlı çevirisiyle, ayrıca Roger Garaudy’nin İslam’ın Vadettikleri, Siyonizm Dosyası ve Yaşayanlara Çağrı kitapları yayınlandı ve büyük ilgi gördü. Pınar Yayınevinin yayın ilkelerini dava arkadaşlarıyla birlikte ‘İslâm’ın temel esaslarını tanıtan eserler, İslâm dünyasının sorunlarını ortaya koyan eserler ve Batı’yı özellikle kendi içinden eleştiren eserler’ şeklinde adeta üçlü bir sacayak olarak belirleyen Özkaya bu çerçevede güçlü kitaplar neşretti. Mevdudi’nin Hz. Peygamber ve Tevhid Mücadelesi, İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye’nin Zadü’l-Meâd’ı, Seyyid Sâbık’ın Fıkhu’s-Sünne’si, Abdullah Yıldız’ın Namaz Bir Tevhid Eylemi ve Yusuf’un Üç Gömleği, Celalettin Vatandaş’ın Cumhuriyetin Tarihi ve Hz. Muhammed’in Hayatı -İslâm Daveti- gibi kitapları ile son yıllarda art arda yayınlanan Taha Abdurrahman ve Alev Alatlı’nın seri eserleri bu minvalde zikredilebilir.
BOSNA DİRENİŞİNDEN İÇ BARIŞ ZEMİNİNE UZANAN EMEK: Cevat Özkaya yıllar süren Pınar ve Umran dergilerinin yazı işleri müdürlüğü ile Pınar Yayınevinin editörlüğü görevlerinin yanında çeşitli sosyal etkinliklere de öncülük etmiştir. 1992’de başlayan Sırp çetniklerin Bosna katliamı sürecinde bir grup duyarlı aktivist ile birlikte Bosna Dayanışma Grubu’nu kuran Cevat Özkaya, özellikle Bosna direnişinin Türkiye gündemine oturması ve bütün boyutları ile desteklenmesi konusunda cansiperane bir gayret ve liderlik sergilemiş ve Bosna davasını merkeze alan uluslararası konferanslar ve toplantılar düzenleyerek büyük hizmetlerde bulunmuştur. Ayrıca 2000’li yıllarda Mazlumder yönetiminde görev alan ve yıllarca başkanlık görevini deruhte eden Cevat Özkaya bu bağlamda gerçekleştirdiği etkinlikler ile son zamanlarda devlet politikası haline gelen Kardeşlik ve Dayanışma Süreci’nin toplumun bütün kesimlerini kucaklayan bir iç barışa dönüşmesinin zeminini ekibiyle birlikte hazırladı. Bütün bunlara ilave olarak Cevat Özkaya irtibat halinde olduğu her kesimden herkesin derdini samimiyetle ve yürekten dinleyen ve çözüm üretmek için elinden geleni yapan bir dert babası, bir ‘âbi’ olmuştur. Âbilik unvanı en çok ona yakışmıştır desek yeridir. Benim gibi aynı yaşta olanlar da hatta yaşça kendinden büyük olanlar dahi ona ‘âbi’ diye hitap etmeyi tercih etmişlerdir… Allah sana gani gani rahmet eylesin Cevat âbi. Mekanın cennet olsun.
