Son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan GLP-1 reseptör agonistleri, sağladıkları yüksek kilo kaybı oranlarıyla dikkat çekiyor. Ancak uzmanlar, tartıdaki düşüş kadar verilen kilonun hangi dokudan kaybedildiğinin ve tedavi sonrasında kilonun nasıl korunacağının da önemli olduğunu vurguluyor.
Acıbadem Life Danışmanı Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, zayıflama ilaçlarının tek başına bir “uzun yaşam formülü” olarak görülmemesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Asıl önemli olan, tartıdaki rakamdan çok verilen kilonun nasıl verildiği ve bu sürecin uzun vadede sağlığı nasıl etkilediğidir. Kilo vermek tek başına uzun ve sağlıklı bir yaşam anlamına gelmiyor. Hedef, metabolik sağlığı koruyarak sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları kazanmak olmalı.”
Dünya Sağlık Örgütü de obeziteyi yalnızca fazla yeme veya irade eksikliğiyle açıklanan bir durum değil; genetik, nörobiyolojik, davranışsal, çevresel ve ekonomik etkenlerin birlikte rol oynadığı kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olarak tanımlıyor.
Acıbadem Life Danışmanı Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal
İŞTAHIN YANI SIRA “YEMEK GÜRÜLTÜSÜNÜ” DE AZALTABİLİYOR
GLP-1, yemeklerden sonra bağırsaklarda doğal olarak salgılanan; kan şekeri, mide boşalması ve tokluk mekanizmalarında görev alan bir hormon. Bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar, iştahın azalmasına ve kişinin daha erken doymasına yardımcı olabiliyor.
Ardal, ilaçların bazı kişilerde gün boyunca ne yiyeceğini düşünme ve yeme dürtüsüyle zihinsel olarak meşgul olma hâlini de azaltabildiğini söyledi. Son dönemde “yemek gürültüsü” olarak adlandırılan bu durumun kontrol altına alınmasının, sağlıklı alışkanlıklar oluşturmak için önemli bir fırsat sağlayabileceğini belirtti:
“GLP-1 ilaçları kilo verme sürecinde önemli bir destek olabilir. Ancak yağları yakan bir mucize değildir. Doğru beslenme, düzenli hareket ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları oluşturabilmek için biyolojik bir fırsat sunar.”
SEMAGLUTİD ÇALIŞMASINDA YÜZDE 14,9 KİLO KAYBI
New England Journal of Medicine’da yayımlanan STEP 1 araştırmasında, obezitesi veya fazla kilosu bulunan ve diyabeti olmayan yetişkinlere haftada bir semaglutid ya da plasebo verildi. Her iki gruba da daha düşük kalorili beslenme ve fiziksel aktiviteyi içeren yaşam tarzı desteği sağlandı.
68 haftanın sonunda semaglutid kullanan grupta ortalama vücut ağırlığı kaybı yüzde 14,9, plasebo grubunda ise yüzde 2,4 olarak hesaplandı. Dolayısıyla çalışma, ilacın etkisini yaşam tarzı müdahalesiyle birlikte değerlendirdi; sonuçlar yalnızca enjeksiyona dayanmıyordu.
Avrupa İlaç Ajansı da kilo yönetiminde kullanılan semaglutidin, düşük kalorili beslenme ve artırılmış fiziksel aktiviteye ek olarak uygulanmasını öngörüyor.
İLAÇ BIRAKILDIĞINDA KİLOLAR GERİ GELEBİLİYOR
Tedavinin en önemli başlıklarından birini, ilaç kesildikten sonra kilo kaybının korunması oluşturuyor.
STEP 1 araştırmasının uzatma çalışmasında semaglutid ve yaşam tarzı müdahalesi sonlandırılan katılımcılar, bir yıl içinde daha önce verdikleri kilonun yaklaşık üçte ikisini geri aldı. Araştırmacılar, bu sonucu obezitenin kronik niteliğinin ve uzun vadeli tedavi planlamasının öneminin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Ardal, ilacın bıraktırılmasının doktor gözetiminde planlanması ve tedavi sırasında oluşturulan alışkanlıkların devam ettirilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“GLP-1 tedavisini tek başına çözüm olarak görmek doğru değil. Asıl hedef, ilacın sağladığı biyolojik avantajı kalıcı yaşam tarzı değişiklikleriyle destekleyebilmek olmalı.”
HIZLI ZAYIFLARKEN KAS KAYBI RİSKİ
Zayıflama sürecinde yalnızca yağ dokusu değil, yağsız vücut kütlesi de azalabiliyor. GLP-1 temelli tedavilere ilişkin araştırmalarda sonuçlar birbirinden farklılık gösterse de bazı çalışmalarda toplam kilo kaybının dikkate değer bir bölümünün yağsız kütleden geldiği bildiriliyor. Uzmanlar, ölçülen yağsız kütlenin yalnızca kası değil su, organ ve diğer dokuları da içerdiğini; dolayısıyla her azalmanın doğrudan kas kaybı olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtiyor.
Buna rağmen özellikle ileri yaştaki kişiler, başlangıçta kas kütlesi düşük olanlar ve hızlı kilo kaybedenlerde kas sağlığının izlenmesi önem taşıyor. Güncel bilimsel değerlendirmeler, GLP-1 tedavisinin yeterli protein alımı ve direnç egzersizleriyle desteklenmesini öneriyor.
Ardal, kas kaybının metabolizma hızını ve tedavi sonrasındaki kilo kontrolünü olumsuz etkileyebileceğini ifade etti:
“Direnç egzersizleri ve yeterli proteinle desteklenmeyen kilo kaybı, vücut kompozisyonunun bozulmasına ve ilaç bırakıldıktan sonra kiloların daha hızlı geri alınmasına neden olabilir. Hedef, kilo verirken kas kütlesini mümkün olduğunca korumaktır.”
SOFRADA PROTEİN, LİF VE SAĞLIKLI YAĞ DENGESİ
Vücudun GLP-1 hormonunu doğal olarak da ürettiğini hatırlatan Ardal, tek bir yiyeceğin ilaçlarla aynı etkiyi oluşturmasının mümkün olmadığını söyledi.
Ardal; yumurta, yoğurt ve balık gibi protein kaynaklarıyla zeytinyağı, avokado ve tahin gibi sağlıklı yağların, lif açısından zengin sebzelerle birlikte tüketilmesini önerdi. Soğan, pırasa ve hindiba gibi prebiyotik lif içeren gıdaların bağırsak sağlığını destekleyebileceğini belirtti.
Öğünlerde protein, sebze ve sağlıklı yağlara öncelik verilmesinin daha uzun süre tok kalmaya ve kan şekerindeki hızlı dalgalanmaların azaltılmasına yardımcı olabileceğini ifade etti.
YÜRÜYÜŞ, UYKU VE STRES YÖNETİMİ DE ÖNEMLİ
Metabolik sağlığın yalnızca mutfakta alınan kararlarla korunamayacağını vurgulayan Ardal, kısa yürüyüşlerin, düzenli fiziksel aktivitenin, kaliteli uykunun ve stres yönetiminin de kilo kontrolünde belirleyici olduğunu söyledi.
Tedavinin kişinin yeme davranışının altında bulunan duygusal nedenleri ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Ardal, sözlerini şöyle tamamladı:
“GLP-1 ilaçları tokluk hissini artırabilir ancak yeme davranışının altında yatan duygusal nedenleri ortadan kaldırmaz. Kalıcı başarı, yaşam tarzının bütüncül olarak değişmesiyle mümkündür.”
GLP-1 temelli ilaçların uygunluğu, dozu ve kullanım süresi kişinin sağlık durumuna göre hekim tarafından belirlenmeli. Onaysız, reçetesiz veya güvenilir olmayan kaynaklardan temin edilen ürünler güvenlik, etkinlik ve içerik kontrollerinden geçmeyebiliyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi de onaylanmamış GLP-1 ürünlerinin ciddi risk taşıyabileceği konusunda uyarıyor.

