Back To Top
Durdukça değerlenen bir zafer

Durdukça değerlenen bir zafer

 - Son Güncelleme: 13.08.2019 Salı 10:27
Durdukça değerlenen bir zafer
- A +

Ağır sıklette Muay Thai Dünya Şampiyonluğu’na ulaşan Buğra Tugay Erdoğan, Tayland’da kazandığı zaferi anlattı. Milli sporcu, gelecek yıllarda unvanını korumak için mücadele edeceğini söyledi.

OĞULCAN ÇOKSAYAR/KARAR

Aynı lisenin sıralarından, sporun birleştirici gücüyle yeniden yollarımızın kesiştiği Muay Thai Dünya Şampiyonu Buğra Tugay Erdoğan, ağır sıklette bir ilke imza atarak Türkiye’ye altın madalya ile döndü. Tayland’ta düzenlenen organizasyonda Fransız rakibini mağlup ederek zafere ulaşan milli sporcu; şampiyonanın detayları, eğitimin sporcu için önemi ve gelecek planları hakkında konuştu.

Bildiğim kadarıyla, ağır sıklette ilk altın madalya kazanan sporcumuz oldun, bu durumu nasıl değerlendirirsin?

Daha önce bir arkadaşımız daha şampiyonluğa ulaşmıştı ama ağır sıklette şampiyon olan ilk kişi ben oldum. Bunun da sebebi, Türk sporcuların fiziki yapısından ötürü ağır sıklette derece yapamamasıydı.  Yurt dışında Ruslar, Slavlar oldukça iri olduğu için Türkiye ağır sıklette derece alamıyordu. Ağır sıklette ilk defa bu derece büyük bir başarı elde etmiş olduk. Genele bakıldığı zamanda yaklaşık 20 yıllık süreçte 2 tane altın madalyamız var.

Muay Thai ile tanışma hikayenden biraz bahseder misin?

Muay Thai’den önce Kick Boks ile tanıştım. Zaten ikisi de dövüş sporu birbirine yakın… Ağabeyim benden önce spora başlamıştı. Ben biraz gönülsüz de olsam, 12 yaşımda birlikte gidip gelmeye başladım. Kısa bir aranın adından 14-15 yaşlarında yeniden başladım. Daha sonra antrenör değiştirmek zorunda kaldım.  Yeni antrenörüm de Muay Thai antrenörüydü. Bu sebeple Kick Boks’tan, Muay Thai’ye geçiş yapmış oldum. Ama Kick Boks’u da bırakmadım, hala faal olarak dövüşüyorum. Profesyonel olarak Kick Boks müsabakalarına çıkıyorum, milli takım düzeyinde ise Muay Thai’de yarışıyorum. Yani durumu şöyle özetleyebilirim; Kick Boks’u bırakmadım ayrıca Muay Thai ekledim.

Hem Kick Boks hem de Muay Thai’de milli düzeyde devam ediyor musun?

Kick Boks’ta milli takım düzeyinde devam ediyordum ancak artık sadece profesyonel maçlara çıkıyorum. Muay Thai’de ise hem profesyonel hem de milli takımlarda devam ediyorum. Turnuva tarihleri, kamp süreçleri milli takım dönemlerinde birbirine çok yakın oluyor. O yüzden iki branş arasında bir seçim yapmam gerekiyor. Bu sebepten ötürü ben de Muay Thai’yi dünya çapında daha başarılı bir spor olarak gördüğüm ve daha çok sevdiğim için onu tercih ettim.

O zaman son Dünya Şampiyonası’na gelelim. Altın madalya ile sonlandırdığın turnuvaya hazırlık sürecin nasıldı?

Aslında hazırlık süreci demek yerine spora başladığım ilk günden beri hazırlık sürecim devam ediyor. Dünya Şampiyonası için 3 aylık bir hazırlanma aşamamız oldu ama bu 3 ay sayesinde dünya şampiyonu olmadık. Bunun öncesi de var. Ama yine de 3 aylık sürece değinecek olursam kendim ağrılık çalışmalarımı yaptım, teknik antrenmanlarımızı tamamladık, partnerlerimizle maç-model antrenmanlarımızı yaptık. Daha sonra Adana’da milli takım kampımız oldu. Müsabakalar Tayland’da oynanacağı için iklim ve koşul olarak ülkemizde oraya en uygun yer olarak Adana’yı gördük ve kampı orada yaptık. Sonrasında Tayland’a geçtik ve gördük ki Adana’nın iklimi bizim için çok yararlı olmuş. Kendimizi her açıdan hazırlamış olduk.

Turnuvada senin açından en zorlu maç hangisiydi?

İki maç benim için oldukça önemliydi. Bunlar final ve yarı finaldeki eşleşmelerdi. Zaten maçlar oynandıkça stres de artıyor. Aslında zamanla stresin zamanla azalması gerekirken, zorluk seviyesinin artışıyla birlikte stres de yükseliyor. Yarı finali değerlendirmek gerekirse, ben daha çok boksuma güvenen bir sporcuyum. Yarı finalde rakibimin de boksu açıkçası benden daha iyiydi. Benden daha iyi ve daha sert bir boksu vardı. O maç beni oldukça zorladı. Onunla dövüşürken bir nevi taktik savaşı verdik. Maçı güvendiğim boks ile değil dizlerimle kazandım. Kendi stilime aykırı bir şekilde dövüştüm. Finalde ise 2017 yılında Avrupa Şampiyonası’nda yenildiğim bir rakiple oynadım. Üzerimde onun baskısı vardı. Ama bir yandan da onun hırsını hissediyordum. Rövanşı almak için güzel bir fırsat olmuştu benim için.

Uluslararası bir mecrada zafere ulaşıp İstiklal Marşı’nı okutmak sana neler hissettirdi?

Aslında bu süreç çok hızlı ilerliyor. Maçı oynuyoruz ve 2 saat sonra kürsüye çıkıyoruz. O an aslında adrenalin sebebiyle çok bir şey hissedemiyorsunuz. Aslına bakarsanız ben o duyguları İstanbul’a döndükten sonra hissettim. İnsanların bakış açısı, tebrikleri… Aslında kürsüye çıkınca gururlanıyorsun, çünkü İstiklal Marşı’nı uluslararası bir platformda dinletiyorsun. O an tüyler diken diken olmuyor değil. İnsana bir kal geliyor o kürsüde. Ama neler yaşandığını olayın sıcağıyla pek hissedemiyorsunuz. O an adrenalinin verdiği etkiyle anlayamadığınız hisleri memlekete dönünce idrak edebiliyorsunuz. Durdukça değerlenen bir etkisi var.

Gelecek turnuvalardaki hedeflerin neler?

Önceliğim tabii ki de unvanımı korumak. Özel maçlarımız oluyor, o tip müsabakalara sürekli çıkıyoruz. Orada ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek ve her sene yapılan Dünya Şampiyonası’nda yine unvanımı korumak istiyorum. Onun haricinde her turnuvada çıtayı arttırarak ilerlemek istiyorum. Mümkün olduğunca formumu koruyarak, dünya şampiyonluğumu sonuna kadar korumak istiyorum.

Önümüzdeki yıllarda dövüş sporlarında başka branşlara yönlenmek gibi bir niyetin var mı?

Bir ara Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda bir karşılaşmaya çıktım. Oradaki rakibim kafes dövüşçüsüydü. Ben onu yenince bana rövanş teklif etti. Teklif MMA yapmamız yönündeydi. Ben de maç teklifini kabul ettim. Ama bir tarih belirlemedik çünkü hazırlanmam gerekli. Şu an benim aklımdaki planlama milli takımda Muay Thai, profesyonelde ise Kick Boks yapmak. Ama ilerleyen zamanlarda farklı branşlarda dövüşebilir miyim, tabii ki olabilecek bir şey bu. 4-5 sene önce üniversitedeyken boks yapmışlığım da var. Dövüş sporu olduğu için birbirine geçiş yapma şansı daha kolay oluyor. İlerleyen zamanlarda MMA olabilir belki. En azından rövanş sözümüzü tutarız.

Bir kesim dövüş sporlarının fazla şiddet içerdiğini ve spordan sayılmaması gerektiğini düşünüyor. Dövüş sporları içinde yer alan biri olarak bu konu hakkında neler düşünüyorsun?

Şiddet konusunda doğruyu söylemek gerekirse ben biraz daha sonuca bakıyorum. Bir futbol veya basketbol müsabakasına daha fazla sakatlık yaşanabiliyor. Fiziksel olarak insanın vücudu daha az yıpranıyor. Kısa vadede canınız yanıyor olabilir, ayağınız ödem toplayabilir, burnunuz kanıyor olabilir ama fiziksel açıdan, futbol ve basketboldan daha az zararı olan bir spor. Şiddet açısından bakıldığı zaman, fiziksel temasın biraz daha fazla olduğu bir spor. İnsanlar böyle düşünebilir ama ben onların görüşüne katılmıyorum. Çünkü spor demek sonunda, rakibin birbirine saygı duyması. Son zamanlarda bakıyorsunuz bir futbol maçında tribünlerde kavga, futbolcuların birbirine maç içinde küfürleri havada uçuşuyor. Ama bir ringde bunları göremezsiniz. Maç biter, sporcular birbirine sarılır hatta arkadaş olurlar. Hala ringe çıktığım insanlarla arkadaşlığımızı sürdürebiliyoruz.

Lisans eğitimini tamamlamış ve tüksek lisans öğrencisi olan bir sporcusun. Bu ülkemizde çok rastlanmayan bir durum. Bu konu hakkında düşüncelerini öğrenebilir miyim?

4 yıllık lisans eğitimimi özel bir üniversitede aldım. Halkla İlişkiler bölümü mezunuyum. Hatta sporculara tavsiye ediyorum. İllaki BESYO okuyacaksınız diye bir şey yok. Özellikle iletişim bir sporcu için daha önemli bana kalırsa. İletişim alanında lisans yapılmasını öneririm. Hatta yöneticilik düşünenler için iletişim okumaları daha yararlı olacaktır. Eğitim sürecimde hocalarımın bana yardımları da oldu. Doğrudan dersten geçirmek gibi değil ama devamsızlık konusunda iltimas tanıdılar. Maç takvimiyle çakışan dersler dışında sürekli katılım göstermeye çaba gösterdim. Yüksek lisansta da spor yönetimi okuyorum. Yine aynı şekilde hocalarım devamsızlık konusunda yardımlarını esirgemiyor. Ben yine olabildiğince derslere katılım sağlıyorum. Aslında planlama yapılınca sorun yaşanmıyor. Önemli olan planlı olabilmek. Plan yapmadığınız zaman kendinizi yatakta boş yatarken bulabilirsiniz.

Altyapıdan gelen yeni nesil sporcular için neler önerirsin?

Bunu madde madde özetlemek gerekirse öncelikle eğitimlerine önem versinler. Eğitim çok önemli. İmkanı olan yüksek lisans da yapmalı. Mutlaka yabancı dil öğrenmeliler. Yabancı dil bir sporcu için olmazsa olmaz. Bir sporcuysan sen bir kitleye hitap ediyorsun ve bu kitle evrensel olmalı. Eğer başarılı olmak isteniyorsa dünya standartlarını iyi takip etmeniz gerekiyor. Hem sportif açıdan hem de eğitim açısından. Sabırlı, planlı ve programlı şekilde çok çalışmaları gerekiyor. Çalışmaktan kastım idman bazında. Ama planlı olunması gerekiyor. Bir anda başarı beklenmemeli. Kendimden örnek vermem gerekirse 5 senedir Dünya Şampiyonası’na katılıyorum, yeri geldi dereceye giremedim, yeri geldi şampiyonluk kaçtı. Bir yerden sonra sabır ve çalışmayla başarı geliyor. Olmaması için bazı olumsuz etkenler olması gerekiyor, fiziksel yetersizlik gibi. Eğer bunlar da yoksa gerisi nasip.

Son olarak, Türk insanın dövüş sporuna olan ilgisini nasıl görüyorsun?

Aslında dövüş sporunu insanlar seviyor. Kime sorsanız, sokaktan kimi çevirseniz dövüş sporlarını sevdiğini söylüyor. Ama bakıldığı zaman insanlar çok da takip etmiyor. Bu da medyada dövüş sporlarına karşı olan ilgisizliği ortaya çıkartıyor. İnsanlar ilgisiz olunca medya da ilgisiz kalıyor. Çünkü medya insanların ilgisinden besleniyor. O yüzden ben sahte bir ilginin olduğunu düşünüyorum. Biz Türk’üz, dövüşürüz, asker doğarız bazında gelen bir ilgi var ama o ilgi lafta kalıyor. Bu konuda ilgi asla icraate dönüşmüyor.

 

X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN