Bunu bir ‘insan’ yazdı!
Şimdilik size tuhaf gelebilir ama çünkü bu şu demek oluyor “Bunu gerçekten bir insan yaptı/ yazdı.” İnsanoğlu yazıyı icat etti, matbaayı buldu, romanı, şiiri geliştirdi, şarkı yazdı, bestet yaptı günün sonunda ‘merak etmeyin burada insan imzası var” noktasına gidiyor.
Geçen ay ABD’nin en büyük kitapçı zinciri Barnes & Noble CEO’su James Daunt, yapay zeka tarafından yazılmış kitapları satma fikrine kapıyı tamamen kapatmadığını söylediğinde edebiyat dünyasında büyük bir tartışma başladı. Söylediği şey ilk anda kulağa makul bir perakendeci cümlesi gibi geliyor. Eğer kitap açıkça yapay zeka üretimi olarak etiketlenirse, sahte bir insan yazar adıyla pazarlanmazsa, telif hırsızlığı yapmazsa ve müşteri gerçekten isterse, neden satılmasın?
Kitapçı açısından bakınca mantıklı, satış yapacak, ama kitap tutkunları için durum öyle değil, en azından şimdilik.
Özellikle Barnes & Noble gibi büyük bir zincirde bir kitabın rafa girmesi, o kitabın sadece satışa çıkması anlamına gelmiyor, bir şekilde “Bu da kültürün parçası olabilir” denmiş oluyor, tartışma bu yüzden büyüdü.
Daunt daha sonra açıklamasını yumuşattı. Barnes & Noble’ın yapay zeka kitaplarını bilinçli olarak stoklamadığını, online katalogdan dışlamaya çalıştığını ve yayıncılardan açık etiketleme beklediğini söyledi. Ama şu cümle akıllarda kaldı; “talep olursa satarız.” Modern kültürün en dürüst, en ürkütücü cümlelerinden biri bu belki de çünkü “talep varsa, üretim gelir.”
KÜLTÜR İÇİN BİR ALARM MI?
Yapay zeka tarafından yazılan kitaplar zaten var. Amazon’da, küçük dijital platformlarda, kişisel gelişim kitaplarında, çocuk kitaplarında, rehberlerde, tarif kitaplarında… Bazıları dürüstçe etiketleniyor, bazılarında insan adı kullanılıyor.
Kitap tarafında tartışma yeni alevlenirken, müzikte iş çoktan başka bir aşamaya geçti. Müzik dinleme platformu Deezer’a göre uygulamaya her gün yaklaşık 75 bin tamamen yapay zeka üretimi şarkı yükleniyor. Bu, yeni yüklemelerin yüzde 44’ünden fazlası demek. Bu sayı yalnızca müzik endüstrisi için değil, kültürün tamamı için bir alarm.
Bir zamanlar şarkı üretmenin önünde doğal engeller vardı. Stüdyo gerekiyordu, enstrüman gerekiyordu, para, dağıtım ve tabii ki ses ve en önemlisi zaman gerekiyordu. Kötü bir şarkı bile birilerinin gününü alırdı. Şimdi maliyet neredeyse sıfıra, bir şarkı yapmak dakikalara düştü.
Amaç basit: Platforma mümkün olduğunca çok parça yükle. Algoritmanın bir tanesini yakalamasını bekle. Bir şarkı playlist’e girerse, birkaç bin dinlenme alırsa, küçük de olsa gelir üretirse, sistem çalışmış sayılır.
SAÇ VE DUA ET
Pazarlama dünyasında buna kaba bir ifadeyle “spray and pray” deniyor. Saç ve dua et.
Chicago Üniversitesi’nden araştırmacıların Haziran 2026’da yayımladığı AI müzik çalışması da bu modeli tarif ediyor. Araştırmaya göre AI müzik hesapları yüksek hacimli üretim yapıyor; parçaların büyük çoğunluğu neredeyse hiç dinlenmiyor ama üretim maliyeti o kadar düşük ki, az sayıdaki küçük başarı bile sistemi ayakta tutabiliyor.
Bir zamanlar müzisyenin rakibi başka müzisyendi şimdi ise rakip, bütün müzisyenleri bir ortalamaya çevirmiş bir makine olabilir. Bu yüzden mesele “AI daha iyi şarkı yapar mı?” değil. Bu soru fazla romantik kaldı. Daha acil soru şu: AI, kötü şarkıyı endüstriyel ölçekte üretebilir mi? Bu gidişata göre cevap ‘evet!’
İşin bir de hukuki tarafı var. Amerikan Müzisyenler Federasyonu, Universal Music Group ve Warner Music Group’a dava açtı. İddia şu; plak şirketleri, müzisyenlerin kayıtlarını yapay zeka şirketleriyle yapılan lisans anlaşmalarında kullandı; ama bu yeni kullanımdan doğan gelir ve izin meselesinde müzisyenleri dışarıda bıraktı.
Bu dava yalnızca para kavgası değil. Bir ses dosyası sadece dosya mıdır? Yoksa birinin yıllarını, tekniğini, nefesini, bedenini, mesleğini, geçim kaynağını taşıyan bir şey midir? Müzik şirketleri “lisans” diyor, müzisyenler “emeğimiz” diyor, yapay zeka şirketleri “öğrenme” diyor…
osyal medyada işler daha da bulanık. Çünkü orada raf yok, editör yok, kapak yok. Sadece akış var. Akış da boşluk sevmez.
Video düzenleme ve içerik platformu Kapwing’in TikTok üzerine yaptığı araştırmaya göre, yeni kullanıcıların karşısına çıkan içeriklerde yapay zeka slop (çöp) ciddi biçimde görünür hale geldi. Özellikle çocuk içeriğinde. Bebek şarkıları, ninniler, öğrenme videoları, renkli hayvanlar, konuşan bebekler, tuhaf yüzler, mantığı erimiş masallar.
Bir yetişkin bunları görüp gülebilir hatta bazen o tuhaflık insana eğlenceli bile gelebilir çünkü yetişkin, en azından teoride, ekranla gerçek dünya arasına bir mesafe koyabilir. Çocuk için o mesafe yok. Bir çocuğun önüne çıkan görüntü, yalnızca dikkatini değil, gerçeklik duygusunu da biçimlendiriyor. Eğer çocuk içeriği ucuz, hızlı ve denetimsiz bir yapay üretim alanına dönüşürse, mesele artık “video biraz kötü olmuş” meselesi olmaktan çıkıp pedagojik ve kültürel bir meseleye dönüşür.
Reklam tarafında da benzer bir eşik geçiliyor. Guardian’ın haberine göre bazı markalar, yapay zekayla üretilmiş influencer yüzleri ve müşteri gibi görünen sentetik insanlar kullanıyor. Bazı durumlarda bunun açıkça belirtilmediği, hatta içerik üreticileriyle susma anlaşmaları yapıldığı iddia ediliyor. Yani artık sadece sahte haberden söz etmiyoruz; sahte müşteri, sahte influencer, sahte kullanıcı deneyimi olabilir.
Biliyoruz ki reklam zaten ikna sanatı ama ikna eden kişinin kendisi de üretilmişse, izleyiciyle marka arasındaki güven ilişkisi başka bir yere kayabilir. İşte tam bu karmaşanın ortasında yeni bir etiket fikri yükseliyor: “Human Authored (insan tarafından yazılmıştır.)
BOLLUK YORGUNLUĞU
İngiltere’de Society of Authors böyle bir şema başlattı. Yazarlar kitaplarını kaydedebiliyor ve üretiminde generatif yapay zeka kullanılmadığını belirtmek için ‘Human Authored’ logosunu kullanabiliyor.
Bu bir dedektör değil. Kitabı tarayıp “insan mı, makine mi?” diye kesin hüküm veren teknik bir mahkeme sistemi değil. Daha çok yazarın beyanına, mesleki sorumluluğuna ve okurla kurduğu güven ilişkisine dayanıyor.
İlk bakışta tuhaf görünüyor: İnsan yazarı kanıtlamak için etiket basıyoruz. Ama biraz düşününce o kadar da şaşırtıcı değil. Gıdada “organik” yazıyorsa, kumaşta “el yapımı” yazıyorsa, kahvede “tek köken” yazıyorsa, kültür ürününde de “insan tarafından yapılmıştır” etiketi belirebilir.
Okurun, dinleyicinin, izleyicinin aradığı şey belki de artık kusursuzluk olmayacak. Kusursuzluk fazla ucuzladı. Öyle ya da böyle herkes düzgün cümle kurabiliyor. Bu yüzden küçük pürüzler yeniden değer kazanabilir.
Bunlar zayıflık değil, insan izi olabilir.
Bütün bu tartışma derinde tek bir soruya bağlanıyor, “kültür ne kadar üretim kaldırır?”
Platformlar bize uzun zamandır daha fazlasının daha iyi olduğunu söyledi. Daha çok video. Daha çok şarkı. Daha çok kitap, daha çok podcast, daha çok seçenek yani bolluk vaatti.
Ama şimdi bolluk yorgunluk yaratıyor. Belki bundan sonraki ayrım “AI var mı, yok mu?” olmayacak bu fazla basit bir ayrım. Çünkü yapay zeka yaratıcı süreçlerin bir yerinde zaten olacak. Yazarken, düzenlerken, araştırırken, çevirirken, ses temizlerken, görsel hazırlarken.
Daha önemli soru şu olacak: “Burada bir insan sorumluluğu var mı?” Yapay zeka çağında yaratıcılığın değeri, makine kullanmamakla değil; makineye rağmen insan kalabilmekle ölçülecek gibi görünüyor.
Sözün özü çok da uzak olmayan bir vadede kitapçı rafında “insan tarafından yazılmıştır” etiketi görmek garip gelmeyebilir. Podcast’lerde yapay ses yaygınlaşabilir ama insan sesi premium hale gelebilir. Canlı konserler daha değerli, bağımsız kitapçılar daha anlamlı, editörlük daha gerekli, imza atılmış cümleler daha aranan bir şey olabilir.
Not: Bu yazı bir insan tarafından kaleme alınmıştır, şimdilik!
BEZOS’UN YENİ MÜHENDİSİ...
Jeff Bezos geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız bir girişim başlattı. Fakat bu kez kapının arkasından o alıştığımız karton koliler, hızlı teslimat vaatleri ya da uzaya gitme fantezileri yok.
Amazon’un kurucusunun yeni girişimi Prometheus, son haftalarda küresel teknoloji kulislerinin en çok konuşulan, fısıldaşan konusu haline geldi. Şirket, dudak uçuklatan 12 milyar dolarlık devasa bir finansmanla sahneye çıktı ve değerlemesi daha şimdiden 40 milyar doları aşmış durumda. Topu topu 150 kişilik bir çekirdek ekip için bu rakamlar, sıradan bir girişimcilik hikayesinden çok daha fazlasını anlatıyor. Bu para tek bir uygulamaya, yeni bir cihaza ya da fabrikaya sürülecek akıllı bir robota yatırılmadı; bu para, insanoğlunun “icat etme biçiminin” kökten değişebileceği fikrine fonlandı.
Prometheus’un vizyon belgesinde kendi için kullandığı terim oldukça mesafeli: “Artificial General Engineer”, yani Yapay Genel Mühendis.
İlk duyulduğunda kulağa Silikon Vadisi’nin yatırımcı kafalamak için ürettiği o parlak, janjanlı etiketlerden biri gibi geliyor. Ancak burada bizi durdurup düşündürmesi gereken şey kelimenin havalılığı değil, hedef aldığı o devasa pazar. Bezos bu kez bizimle sohbet eden, dertleşen bir makinenin peşinde değil. Prometheus; şiir yazan, afiş tasarlayan, e-posta taslaklarını tamamlayan ya da sıkıcı toplantıları özetleyen bir sistem vaat etmiyor. Onun gözünü diktiği yer dijital ekranlarımız değil.
Doğrudan fabrika zemini, test odaları, ağır sanayi tasarım masaları... Bir motorun içindeki o kontrolsüz ısı, bir parçanın milyonuncu titreşimden sonra tam olarak nereden çatlayacağı ya da yeni bir malzemenin hangi basınç altında pes edeceği. Yani gerçek atomların, sert ve acımasız fizik kurallarının dünyası.
İLK VİDA DELİĞİNDE BAŞLAYAN GERÇEK HAYAT
Şimdiye kadar yapay zekayı hep dijital yüzeylerde, steril laboratuvarlarda izledik. Makaleler yazdı, görseller üretti, taklitler yaptı, bazen de kendinden son derece emin bir üslupla yanlış bilgiler verip hepimizi eğlendirdi. Bunların hepsi kendi çapında etkileyici olabilir ama günün sonunda hepsi cam bir ekranın arkasında kalıyor. Prometheus’un iddiası ise bu konfor alanını darmadağın etmek. Yapay zekayı fiziksel ürünlerin tasarlanma, simüle edilme ve üretilme döngüsünün tam merkezine oturtmak. Bir jet motorunun çok daha az yakıt harcayan versiyonunu çizmek, bir tıbbi cihazın prototip sürecini on kat hızlandırmak ya da bir mikroçipin üretim geometrisini kusursuzlaştırmak...
Bezos, Amazon’da lojistiği ve kargo hızını altüst ettikten, Blue Origin ile roketi bir ağır sanayi problemine dönüştürdükten sonra şimdi doğrudan “icadın kendisini” hızlandırmaya soyunuyor. Elbette yapay zekanın imalatta, malzeme biliminde ya da robotikte kullanılması yepyeni bir keşif değil; CAD sistemleri, optimizasyon yazılımları uzun zamandır mühendislerin sağ kolu. Fark, Prometheus’un bunu tekil bir yazılım programı olarak değil, sanayinin üzerine serilecek genel amaçlı bir mühendislik zekası olarak kurgulaması. Ve tabii ki arkasındaki o ürkütücü sermaye gücü.
Aynı haftalarda Bezos’un Paris’teki VivaTech fuarında yaptığı açıklama da bu vizyonu tamamlar nitelikte. Bezos, yapay zekanın insanlığı kitlesel bir işsizliğe sürükleyeceğine inanmadığını, aksine muazzam bir emek açığı yaratacağını savunuyor. Ona göre yeni projeler, yeni fikirler o kadar hızlanacak ki, bunları hayata geçirmek için daha fazla insana ihtiyaç duyacağız. Teknoloji baronlarının dünyayı salt bir “verimlilik problemi” olarak görme iyimserliği bu. Tarih bazen bu vizyonerleri haklı çıkarır, bazen de o geçiş dönemlerinin ağır ve kanlı faturasını tamamen başkalarına ödetir.
Prometheus hedefine ulaşırsa küçük bir mühendislik ekibi, eskiden sadece devasa devlet fonlarının ya da küresel holdinglerin erişebildiği simülasyon ve prototip gücüne tek başına sahip olabilecek. Ama madalyonun diğer yüzünde hukukçuların ve etikçilerin uykusunu kaçıracak sorular var. Eğer bir köprünün ya da uçağın kritik bir parçasını yapay zeka tasarladıysa ve o parça gerçek dünyada infilak ederse sorumluluk kime ait olacak? Yazılımı yazan şirkete mi, o modeli kullanan mühendise mi, yoksa ürünü piyasaya süren markaya mı?
Son haftalarda teknoloji dünyasındaki diğer büyük transferler de bu gizli savaşı doğruluyor. AlphaFold’un mimarlarından John Jumper’ın Google DeepMind’dan Anthropic’e geçmesi, bilim için yapay zeka (AI for Science) alanındaki yetenek savaşının ne kadar sertleştiğinin kanıtı. Yapay zeka artık sadece konuşmak, şiir yazmak, bizi eğlendirmek istemiyor; inşa etmek, somut dünyaya dokunmak istiyor.
Bezos’un yeni bahsi, kapımıza gelen paketin hızı değil; o paketin içindeki makinenin nasıl icat edildiği. Yapay zeka bugüne kadar sadece konuştu, şimdi ise eline gönyeyi, cetveli alıp çizim masasına oturmak istiyor. Masanın gerçek sahiplerinin ne yapacağını ise zaman gösterecek.
