Durum acil mi?

Bir malın kaça satılacağını kim belirler?

Galiba bu soruyu sorduğum üçüncü yazım bu. Değer mi değer. Çünkü iktisatçılara göre fiyat ekonomini kalbidir.

Fiyatı kim koyar? Bırakın bilimi milimi, biri yumruğunu masaya vurup “Ben koyarım!” desin. En basiti bu. Bunun adı da narh idi bir zamanlar. Rahmetli Mehmet Genç’in çizdiği Osmanlı tablosundan şöyle bir sonuca varabiliriz. “Fahiş fiyat” koymak yasaktır. Ama birisi daha ucuza daha fazla ve kaliteli mal üretmenin bir yolunu keşfedip ucuza satmaya kalksa, bu da dengeyi bozacağı için yasaktır. O başarılı ve hiç değişmeyecek sanılan bir dünyaydı. Değişti ve başarı yenilgiye döndü.

NARH KOYAR MIYIZ BİZ?

Yıllarca Girişimcilik ve Rekabet diye bir ders verdim. Özellikle mühendislik dalları öğrencilerinin pek sevdiği bir seçmeli dersimdi. İlk sorduğum sorulardan biri buydu: Fiyat nasıl belirlenir? Onlar mühendis ve hesap adamı olduklarından maliyet hesaplanır, üstüne makul bir kâr konur, fiyat bulunur derlerdi, çoğunlukla…

Hâlbuki fiyat şöyle belirlenir: Satıcı, ürününü satabileceği en yüksek fiyattan satar; alıcı onu mümkün olan en düşük fiyattan alır. İşte bu en yüksek satma ve en düşük alma arzusunun el sıkıştığı noktadır fiyat.

Bu son anlattığıma, yani arz-talep eğrisinin kesişme noktasına dünyada pek kimsenin itirazı kalmadı. Bugün eski komünistlerden yeni komünistlere, aklınıza gelebilecek bütün ideolojilere ve tabiî liberallere göre de fiyat böyle belirlenir. Öyle belirlenmez diyen ekonomiler sizlere ömür… Bu da ekonomide gerçeğe en uyumlu teorinin hayatta kalması süreci işte.

Şimdi bu girişin ışığında Türkiye’ye bakalım. Biz fiyatları piyasanın belirlemesine karşı mıyız? Biz narh mı koyuyoruz?

Şİ JİNPİNG BİLE NARH KOYMADI

Hâşâ… Hiç narh koyar mıyız? Türlü çeşitli vergi koyarız ama narh, asla. Bizim piyasamızda fiyatlar piyasa koşullarına göre serbestçe belirlenir. Herkes her şeyi dilediği fiyattan – daha doğrusu satabileceği fiyattan – satar. Öyle değil dersek kimse gelip bizde yatırım yapar mı? “Sen gel, Türkiye’de üret ama fiyatı ben belirlerim.” Böyle diyemeyiz. Tam tersine, “Sen gel üret, kimse almazsa seninle anlaşacağımız fiyattan ben alırım.” deriz. Bu bahsi diğer. “Yap- işlet- garantili kâr et.” mi ne deniyordu buna.

Konudan saptım. Dönelim. Türkiye’de, dünyanın her yerinde olduğu gibi, fiyatları arz ve talebin kesiştiği noktada, piyasa belirler. Doğru. Peki şu fahiş fiyatla iktidarın yaptığı amansız mücadele nedir? Eğer fiyatlar piyasada serbestçe oluşuyorsa fahiş fiyat ne demek? Hangi fiyat fahiştir? Hangisi makuldür?

“Fahiş fiyat” lafını ettiğimiz anda ta başa dönüyoruz. Olsun. Haksız fiyatlandırma ile mücadele, fahiş fiyatla, stokçulukla mücadele halkımızın alkışlayacağı, hepimizin canı gönülden destekleyeceği işler değil mi? Here gün televizyonlarda hain fahiş fiyatçıların ve stokçuların teşhiri takdir edilecek bir iş değil midir?

Bu ikilemi nasıl çözeceğiz? Bir yanda piyasa ekonomisi bir yanda fahiş fiyat ve stokçulukla mücadele. Fahiş fiyatla mücadele, “İstediğin fiyata satamazsın”; stokçulukla mücadele, “İstediğin zaman satamazsın.” demek. “Fiyatı da zamanı da ben belirlerim!” demek. Bunu Şi Jinping bile söylemedi. Ne peki? Devlet aklı bunu da düşünmüş ve bir Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu kurmuş, bunun nasıl çalışacağını da bir yönetmelikle belirlemiş. Buyurun siz” o yönetmelikten “Fahiş fiyat artışı” ve “Stokçuluk” tarifleri:

BİTMEYEN ACİL DURUM ÜLKESİ

“Tanımlar: 3ç) Fahiş fiyat artışı: Olağanüstü hâl, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ile diğer acil durumlarda üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından satışa sunulan ve kamunun beslenme, sağlıklı yaşama ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için zorunlu olan mal ve hizmetlerin fiyatında girdi ve diğer üretim maliyetlerindeki artış gibi haklı bir sebebe dayanmaksızın yapılan aşırı ve adil olmayan artışı,”

“Tanımlar 3ğ) Stokçuluk: Olağanüstü hâl, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ile diğer acil durumlarda üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin piyasada darlık yaratan, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozan faaliyetleri ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyen faaliyetlerini,”

İki madde de “…ifade eder.” diye biter.

Ne oldu? İstediğin fiyata satar mısın? İstediğin zaman satar mısın? Hayır ve hayır. Ha, normal zamanlarda olsak satarsın. Fakat iki madde de “Olağanüstü hâl, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ile diğer acil durumlarda…” diye başlıyor.

Anlaşılıyor ki sevgili okuyucum, biz en az altı yıldır (kanun 2020 tarihli) normal zamanlarda yaşamıyoruz. Devamlı “olağanüstü hâl, afet ve ekonomik dalgalanma dönemleri ve diğer acil durumlar” içindeyiz. Büyüklerimiz öyle söylüyor. Kim soktuysa bizi bu hâllere!

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.