COP 31 başarılı olabilecek mi?

Muhtemelen bildiğiniz gibi BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın 31’incisi bu yıl kasım ayında Antalya’da yapılacak. İlki 1995 yılında Berlin’de gerçekleşen konferanslar dizisi neredeyse bütün dünyayı dolaştı; Kyoto, Paris, Glasgow ve 2023’te de Dubai’de önemli kararlar alındı, ilkeler ve yöntemler belirlendi ama iklim krizinin önlenmesi, daha doğrusu sıcaklık artışlarının durdurulması ne yazık ki sağlanamadı.

Doğrusunu isterseniz ben Bakan Murat Kurum başta olmak üzere resmî ve sivil Türkiye’nin tüm çabalarına karşın Antalya’da da nihai hedefin gerçekleşmesi, sıcaklık artışlarının dizginlenmesi yolunda samimi adımlar atılabileceğini pek zannetmiyorum. Çünkü her şeyden önce gündemi belirlemek ve gündemin hayata geçmesi için çalışmak zorunda olan eş başkan Avustralya’nın bu konu belli ki umurunda değil.

Zaten kendi ülkesindeki uygulamalarıyla küresel çapta başarmak için ortaya koydukları arasında derin bir uçurum var. Bir yandan fosil yakıt talebini artırıp ihracata ağırlık verirken, diğer yandan kendi topraklarında maden ve gaz çıkarma projelerine destek vermekte. Aktivistler ve akademisyenler Avustralya’yı yeşil aklama ile suçlamakta; iklim değişikliğinden zarar gören Pasifik ülkelerini sadece siyasi açıdan yanına almayı hedeflediği söylenmekte.

İkinci önemli yapısal sorunsa Amerika’nın Trump Yönetimi ile BM iklim değişikliği platformundan tamamen çıkmış olması. Yani artık ABD ne Paris Sözleşmesi limitlerine uymak zorunda ne de COP toplantılarına katılıp taahhütlerde bulunmak durumunda. Dünyanın Çin’den sonraki en büyük ikinci emisyon üreticisi, yalnız karbondioksit olarak düşünüldüğünde atmosferi yılda ortalama 4,9 milyar ton kirleten bir ülke bu çabanın dışındayken COP 31’den anlamlı sonuç beklemek zor.

Üçüncüsü, dünya enerji tedarikini doğrudan etkileyen iki ciddi savaşla karşı karşıya. 2022’de başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı bitmediği ve gaz tedarikinde yaşanan sorunlar aşılmadığı gibi şimdi gündemde bir de İsrail teşviki ile başlayan Amerika-İran savaşı var. Küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı kapalı, enerji tesisleri baskı ve saldırı altında; dünyanın büyük bir kısmı bırakın gazdan, petrolden kurtulmayı kömüre bile razı.

Dördüncüsü, karbon salımını azaltmaktan az gelişmiş ülkelerin iklim kriziyle baş etmeleri için bulunması gereken kaynaklara kadar COP’ların gündeminde olan hemen her konuda neredeyse her devletin ayrı bir yaklaşımı, ayrı bir politikası var. Bu alanda öncülük etmesi gereken ve beklenen AB derseniz kendi derdinde. Ortaya koydukları Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması; Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve daha pek çok ülke tarafından “yeşil korumacılık” olarak adlandırılıyor.

Kısacası COP 31’in önünde nihai hedefe ulaşmak, sera gazı emisyonlarını düşürerek küresel ısınmayı sınırlamak, değişen iklimin yarattığı sorunları aşmak için direnci artırmak ve zararın telafisini sağlamak anlamında çok ciddi engeller var. Ama yine de bu toplantı iklim finansmanını güçlendirecek mekanizmalar kurmak, net sıfır atık için eylem planları oluşturmak, sanayinin düşük karbonlu üretime geçişini desteklemek anlamında bir dönüm noktası olabilir.

Umarım Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Kurum’un Haziran’da katıldığı Londra İklim Eylem Haftası ve İklim İnovasyon Forumu’da vurgulandığı gibi COP 31 bu zamana kadar alınan 80 karara ek kararlar almaktan, yeni taahhütler vermekten ziyade sonuç üreten bir zirve olur. Türkiye tarafından beş öncelikli alan olarak belirlenen elektrifikasyon, atık yönetimi, dirençli şehirler, eğitim ve finansman konularında az da olsa bir ilerleme sağlanır.

Hiçbiri olmasa dahi böylesi bir toplantının Türkiye’de gerçekleşmesi, 198 taraf yapıya ve devlete ev sahipliği yapılması, on binlerce aktivistin, akademisyenin, medya mensubunun Antalya’ya gelmesi bizim açımızdan önemli. Ben bu sefer de Türkiye’nin kültürü, değerleri, organizasyon kapasitesi, hatta iklim değişikliğini yavaşlatma ve değişime uyum sağlama konusundaki pratikleriyle katılımcıları etkileyeceğine inanıyorum.

Terörün tarihe karışması için attığı cesur adımların, diplomasisindeki başarılı performansın, askerî alanda kaydettiği ilerlemenin bu tür bir toplantıda dahi yankısının hissedileceğini, gelen liderler vasıtasıyla diplomatik ağırlığımızın artacağını şimdiden görebiliyorum. Keşke aynı performansı insan hakları ve hukukun üstünlüğünde gösterebilseydik demeden de edemiyorum…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.