Tarikat-cemaat bahsine çare ne?
Süleymancılara yapılan operasyondan sonra eski bir yaklaşım yeniden nüksetti: Bütün tarikatlar ve cemaatler kapatılsın! Kapatmak, fiilen zaten imkansız ve aynı zamanda bu konunun çözümü bahsinde yanlış bir fikirdir.
İslam dünyasında ve Türkiye’de adını ve sayısını bilemeyeceğimiz kadar cemaat, tarikat ve kolları vardır. Birçoğu asırlardır silsile yoluyla gelen bir zincirin halkalarıdır. Birçoğu da modern zamanlarda oluşmuş ama eski geleneksel dini yorumların takipçisidir. Çok azı da gelenek içinde kalmakla birlikte daha yeni yaklaşımları benimsemiştir.
Büyük çoğunluğu vakıf veya dernek çatısı altında faaliyet gösterir. Sayıca müridi az olan bazıları ise bir çatı olmaksızın sadece tarikatın kurallarına bağlı olarak içe kapalı olmayı tercih eder. Toplamda hepsi birer sivil toplum örgütü olarak görülebilir ama kabul edelim günümüz dünyasındaki sivil toplum standartlarının biraz dışındadırlar.
Bir cemaate/tarikata bağlı olmak en nihayet bir inanç tercihidir. Tercih ihtiyacı da kendini dinin sayısız farklı yorumundan birine yakın hissetmek ve bunu bir cemaat çatısı altında aramakla mümkündür. Tarikatlar, takipçileri ve müridleri bunu tasavvuf yoluyla icra eder. Uzaktan ve ezbere dayalı, bilhassa da modern bakışla bunu anlamak kolay olmayabilir. Aynı zamanda bilhassa tarikatların arkasındaki asırlara uzanan geleneğin gücünü anlamak da gelişigüzel bir yaklaşımla anlaşılamaz. Çünkü her zaman ayakta kalmayı ve genişlemeyi başardılar.
Birçok tarikat da malum aynı zamanda cemaat olarak anılır. Cemaatlerin büyük kısmımın temelinde bir tasavvuf kolu ve aidiyeti vardır. O yüzden tarikat ve cemaat kavramları artık aynı anda kullanılmaktadır. Bununla birlikte her cemaat da mutlaka tasavvufla ve tarikatla ilişkili değildir. Genelde cemaatler, dini yaklaşımlarını sosyal ve politik araçlarla gerçekleştirmeye daha meyillidir.
Bir kişinin bir tarikat veya cemaate dahil olması, ait olması veya takipçisi olması yadırganamaz. Herkesin inanç haritası veya kendisini dindar hissetme tarzı farklıdır. Öte yandan kimse de tarikata, cemaate ait veya dahil değil diye suçlanamaz, tekfir edilemez vs.
Son yıllarda bu tür yapıların bazılarının eleştiri konusu olduğu, yozlaştığı ve asli maksadından uzaklaştığı sır değil. Tasavvuf ehli olduğu halde tasavvufa yaraşmayan sayısız faaliyet içinde bulunan devasa cemaatler var. Birbirleri arasında bile bu faaliyetlerin niteliği, dini yorum farkları ve siyasi tutumları nedeniyle tartışmalar yaşanıyor. Bidat ve hurafe merkezli eleştiriler ise malum yüzyıllardır sürüyor.
Malum olan bir şey daha var. O da, tarikat ve cemaatlerin bazılarının aşırı derece politikleşmeleri ve sadece bu nedenle meselenin ruhundan uzaklaşmış olmalarıdır. Bu da yeni bir durum değildir. Genelde muhafazakar/sağ iktidarlara yakınlıkları ve iktidarların da onlara alakaları barizdir. Bugünlerde operasyona uğrayan Süleymancıların öteden beri bilinen muhalif politik tutumları ve şimdi de hedefte olmaları ise -en azından içinde bulunduğumuz dönemde- bu genel kurala aykırılık teşkil ediyor.
Başa dönelim…
Birçok eleştiriyi hak ediyor olmalarına rağmen cemaat ve tarikatların kapatılması fikri yanlıştır. Esasen imkansızdır da. Bu tür yapıların içinde olan insanların çoğu samimi duygular taşır. Yukarıdaki yozlaşmanın parçası değildirler ve iyi niyetleri sorgulanamaz. Bu arada, adı sanı bilinmeyen ve ticaretle siyasetle hiç ilgilenmeyen sayısız tarikat vardır; bunu da unutmayalım.
Bu yapılara karşı öfke patlaması yaşayan özellikle siyasetçiler daha soğukkanlı olmalı ve arka plandaki sosyolojiyi ve geleneği gözden kaçırmamalıdır. Bir dini yorumun yahut yaklaşımın isabetli veya isabetsiz olduğunu tespit etmenin ve insanlara doğruyu göstermenin yolu yasaklama değil bütün fikirlerin serbestçe yayılmasını temin etmektir. Nasibi olan hakikati alır, olmayan da bildiği yolda devam eder. Norm dayatmak çözüm değildir. Aynı bahiste, bunları Diyanet’e bağlamak gibi fikirler de hem imkansız hem anlamsızdır. Dini yaklaşımların çeşitliliği bir haktır ve tek bir otoriteye bağlanmak bu hakka tabiatıyla aykırıdır.
