Büyük sanatçılar ‘çalar’ mı?

Steve Jobs’un 1996 yılında bir PBS belgeselinde kameralara bakıp, "İyi sanatçı kopyalar, büyük sanatçı çalar" demesi, teknoloji dünyasının o günden beri en sevdiği aforizma oldu. Jobs bu cümleyi Picasso’ya atfediyor ve Apple için "Büyük fikirleri çalmaktan hiç çekinmedik" diye ekliyordu.

Ancak burada muazzam bir ironi var: Bu cümlenin gerçekten Picasso’ya ait olup olmadığı meçhul; izi sürüldükçe bulanıklaşan bir anonimlik içeriyor. 2026 yılına geldiğimizde ise bu söz artık yaratıcı bir cesaret sloganı olmaktan çıktı; mahkemelerde bir “suç delili” gibi dosyaların arasına girdi.

''ÇALMAK'' BİR STİL Mİ, YOKSA BİR İŞ MODELİ Mİ?: Sanat tarihi aslında dev bir “alıntı kültürü”. Rönesansta usta-çırak ilişkisinden modernizmin kolajlarına kadar herkes birbirinden beslendi. Ancak aradaki fark şu; geleneksel sanatçı “çaldığında”, genellikle kaynağını selamlar ve üzerine yeni bir şey ekleyerek onu dönüştürürdü.

Yapay zeka tarafında ise süreç kaynağı “görünmez” kılıyor. Hollywood’dan müzik dünyasına kadar yükselen isyanın sebebi de bu. “İstersen lisans al, istersen işbirliği yap. Ama izinsiz şekilde her şeyi sömürüp buna ‘inovasyon’ deme.” Bu tepki, yeni bir küresel kampanyaya dönüştü: “Hırsızlık inovasyon değildir (Stealing Isn’t Innovation).”

TELİF SAVAŞLARINDA KARAR YILI: Reuters’ın Ocak 2026 analizine göre tablo oldukça karışık. ABD’de mahkemeler ikiye bölünmüş durumda…

Dönüştürücü Argüman: Bazı yargıçlar yapay zekanın veriyi tamamen yeni bir şeye dönüştürdüğünü savunuyor.

İkame Riski: Diğerleri ise yapay zekanın doğrudan yaratıcı piyasaları yok etme (yerine geçme) riskine odaklanıyor. Tartışma artık soyut değil. Müzik yayıncıları, yüzlerce şarkının izinsiz kullanıldığı iddiasıyla yapay zeka devi Anthropic’e yeni bir dava açtı. Bu davalar arttıkça “çalmak” lafı romantik bir sanatçı mottosu olmaktan çıkıp, ciddi bir risk yönetimi ve lisans pazarlığı diline dönüşüyor.

MAKİNEYE SERBEST, İNSANA YASAK: Şu anki hukuk düzeninde çok ilginç bir çelişki yaşanıyor. Şirketler, telifli içeriklerle yapay zeka eğitmek için “adil kullanım” (fair use) kapısını zorluyor. Bireysel Yaratıcılar tarafında ABD Telif Hakları Ofisi (USCO) net bir çizgi çekiyor: Sadece komut (prompt) yazarak üretilen işlerde “insan yazarlığı” şartı karşılanmadığı için telif hakkı alınamayabiliyor.

2025’te bir ABD temyiz mahkemesi, tamamen yapay zeka tarafından üretilen işlerin telifle korunamayacağına karar verdi. AP’nin aktardığı USCO raporu da bu görüşü destekliyor: Yapay zeka bir “araç” olduğunda telif mümkün; ancak tüm kararı makine verdiğinde telif otomatik değil.

Yaratıcıların yeni kabusu şu; “Benim işlerim modelin ‘ham maddesi’ oluyor, ama modelin çıktısı ‘sahipsiz’ kalıyor.”

SANAT DÜNYASINDA KAVGA: Gerilim her yerde hissediliyor. Christie’s’in yapay zeka odaklı dev müzayedeleri piyasayı kızıştırırken, binlerce sanatçı bu süreci boykot ediyor. Le Monde’un değerlendirmesine göre, yapay zeka işlerinin koleksiyoner dünyasındaki meşruiyet kavgası hala “istikrarsız” bir zeminde ilerliyor.

Öte yandan, kurumlar daha yapıcı bir yol arıyor. Tate Modern’in “Electric Dreams” sergisi, dijital sanatın 1950’lerden beri teknolojiyle nasıl boğuştuğunu hatırlatıyor. Onlara göre yapay zeka sadece “korkulacak bir canavar” değil, doğru ellerde güçlü bir “araç” olabilir.

OYUN BİTTİ, YENİ LEVEL BAŞLIYOR: Jobs’un 90’larda “büyük fikirleri çalmak” üzerine kurduğu cümle biraz “rock’n roll” tınılıydı. 2026’da ise bu söz, yaratıcı ekonominin en hassas noktasına basıyor. Çünkü artık “çalmak” bir teknik değil, bir ölçek meselesi. Tek bir sanatçının ilham alması ile milyarlarca veriden beslenen bir sistem aynı kefeye sığmıyor.

Yapay zeka sanat mı? Muhtemelen evet. Ama asıl soru şu: Bu sanatın ham maddesi hangi koşullarla masaya geldi? Kavga tam olarak burada kopuyor.

'İDARİ' İŞLER GECESİNE HOŞ GELDİNİZ!

Cumartesi gecesi saat 21:30, bir evin salonunda beş dizüstü bilgisayarın ekranları loş ışığıyla dans ediyor. Oda, kahve kokusu ve hafif bir klavye takırtısından başka ses içermiyor. Birileri ekranda boşa akan aboneliklerin listesini inceliyor, diğeri birikmiş sağlık sigortası evraklarını toparlıyor. Sahibeliğini yitirmiş bir spor salonu üyeliğini iptal etmek için “müşteri temsilcisine bağlanma” butonuna basan eller, birkaç yıl öncesinin aynı saatlerinde belki de bir kulüpte eğleniyordu.

Artık durum değişti, hoş geldiniz, “İdari İşler Gecesi”ne. Yeni trend bu!

DEPO TEMİZLİĞİ: Modern yaşamın en büyük ironisi, seçim çağında seçim yapma yeteneğimizi kaybetmek olabilir mi? Günde ortalama 35 bin karar verdiğimizi söyler bilim insanları. Kahvaltıda ne yiyeceğimizden, iş toplantısında hangi gömleği giyeceğimize kadar. Ve akşam olduğunda, artık kendi hayatımızı yönetmek için beyin hücremiz kalmamış oluyor. İşte tam bu eşikte, “karar yorgunluğu” adı verilen o sessiz canavar, masamızın üzerindeki o kağıt yığınlarını ve dijital kaosu bize görünmez bir yük olarak taşıtıyor.

Ancak yeni trend (tabii ne kadar devam edeceğini öngörmek mümkün değil), bu yükü yalnız taşımama paradoksunu çözmüş görünüyor. Bir araya gelip “eğlenmek” yerine, bir araya gelip “halletmek”. Arkadaşınız kanepede, siz masada, biri koltukta; aynı odada ama farklı dijital evrenlerde yüzerken hissedilen o garip rahatlama. Psikolojide “body doubling” (vücut dublörlüğü) olarak bilinen bu fenomen, aslında çok basit: Bir başkasının varlığı, beynimizin “tamamlanmamış iş” alarmını susturuyor. Yanınızda biri varken, o “bürokratik canavar” bir anda oyuncak boyutuna iniyor.

YENİ SOSYAL ELİT: Eskiden vitrinde ne kadar çok pırıltı varsa o kadar iyiydi; şimdi ise vitrinin arkasındaki depo ne kadar düzenliyse, o kadar “elit”siniz. Sosyal medyada “Admin Night” etiketiyle yayınlanan gönderilerde artık parlayan bir kadeh değil, “Okunmamış e-posta: 0” yazan ekran görüntüleri beğeni topluyor. Bu, bir “durum gösterme” değil, “durumu kontrol altında tutma” gösterisi.

TikTok’ta #bodydoubling etiketi milyarlarca izleniyor. Gençler, birbirlerinin sessizliğinde çalışarak, “şu formu doldur” veya “şu randevuyu al” demeden, sadece orada olarak birbirlerini iyileştiriyorlar. Sanki hepimiz, hayatın o “ertelenenler” listesinden birlikte kaçış planı yapıyoruz.

BİRLİKTE 'SIKICI'YI KATLANABİLİR KILMAK...: Ancak bu trend sadece pragmatik bir çözüm değil; aynı zamanda bir arayış. Birlikte dizilip vergi beyannamesi doldurmak, aslında modern izolasyonun panzehiri olabilir mi? Bir odada birlikte olmak, ama sürekli “eğlence” üretmek zorunda kalmamak... Belki de en samimi sosyal bağ, artık “birlikte verimli olmak”ta değil, “birlikte sıkıcıyı katlanabilir kılmak”ta yatıyor.

Cumartesi gecesi, eskiden haftanın “kaçış” günüydü. Şimdi ise “geri kazanma” günü olmaya başlıyor. Hafta boyunca ertelediğimiz o dişçi randevusu, biriken sağlık sigortası evrakları, kullanmadığımız aboneliklerin iptali... Bunlar tek başımıza karşılaştığımızda buzdağı gibi görünen görevler, bir dostun nefes alışının duyulduğu bir odada, birer küçük dalga haline geliyor.

Belki de bu, “yakınlığın” bir başka tanımı. Birbirimizin gözlerine bakıp derin konuşmalar yapmak yerine, bazen sadece birbirimizin odadaki varlığına güvenmek. “Ben buradayım, sen de hallet şunu” demenin sessiz hali.

Belki de gerçek lüks, pırıltılı bir gece hayatı değil; cumartesi akşamı sıfırlanmış bir e-posta kutusu, iptal edilmiş gereksiz harcamalar ve hazırda bekleyen bir “submit” butonuyla uykuya dalmak. Ve bunu yaparken, aynı dertten muzdarip birinin yanında olmak.

MOLTBOT VE AJAN ÇAĞININ SESSİZ İSTİLASI

Hırsızlık yapmak için kapı kırılır, anahtar çalınır falan filan. 2026 dünyasında ise kimse kapınızı zorlamıyor; siz anahtarı gümüş tepside, üzerinde "hayatımı kolaylaştır" yazan bir paketin içinde teslim ediyorsunuz. Yapay zekanın "sohbet botu" olmaktan çıkıp, sizin adınıza kararlar alan bir "ajan" (agentic AI) haline geldiği bu yeni dönemde, Moltbot vakası bize konforun bedelini çok sert bir şekilde hatırlattı.

ASİSTAN MI, YOKSA TRUVA ATI MI?: Moltbot (eski adıyla Clawdbot), aslında teknoloji meraklılarının rüyasını süsleyen o "kusursuz asistan" vaadiyle ortaya çıktı. WhatsApp’tan bir mesaj atıyorsunuz ve bot sizin adınıza e-postalarınızı yanıtlıyor, takviminizi düzenliyor, hatta rezervasyonlarınızı yapıyor. İnsanların bu yazılımı host etmek için Mac mini kuyruklarına girmesi, aslında dijital yorgunluğumuzun ne kadar derin olduğunu kanıtlıyor.

Ancak güvenlik, yazılım firması Bitdefender’ın son raporu, bu pembe tabloyu bir güvenlik kabusuna çevirdi: İnternete açık bırakılmış yüzlerce Moltbot yönetim paneli, dijital kimliklerimizin ne kadar savunmasız olduğunu ifşa etti. Bu panellere sızan bir saldırgan sadece dosyalarınızı görmüyor; bizzat "siz" oluyor. Sizin adınıza mesaj atıyor, şirket içi yazışmalarınıza katılıyor ve API anahtarlarınızı birer birer topluyor.

''BECERİ'' ADI ALTINDA DAĞITILAN ARKA KAPILAR: Güvenlik firması Intruder de bu yeni nesil ajanların varsayılan olarak bir zırhla gelmediğini, aksine saldırı yüzeyini genişlettiğini söylüyor. İşin daha ürkütücü yanı ise "Skill" (beceri) mağazaları. Bir deneyde, araştırmacı sadece indirme sayılarını manipüle ederek, içinde "arka kapı" olan bir eklentiyi en popüler liste başına taşıyabildi. Özetle, evinize aldığınız her yeni "yetenek", aslında tanımadığınız birine verdiğiniz yeni bir anahtar demek.

''DİJİTAL HİJYEN'' PROTOKOLÜ: "Oyun bitti" dediğiniz yerde yeni bir risk seviyesi başlıyor. Eğer bu fütüristik ajanları hayatınıza dahil etmekte kararlıysanız, en azından şu "hafta sonu protokollerini" uygulamalısınız: Panelinizi Dünyaya Kapatın: Yönetim panelinizi internete açık bırakmak, cüzdanınızı kaldırımda unutmaktan farksızdır. İzole Bir Ada Yaratın: Ajanı günlük kullandığınız bilgisayarda değil, izole edilmiş bir ortamda çalıştırın. Yetkiyi Kısıtlayın: Bir asistanın hem banka hesabınıza hem de tüm mesajlarınıza aynı anda erişmesine gerek yok; sadece ihtiyacı olan kadarını verin.

Moltbot vakası bize şunu öğretti: Yapay zeka daha akıllı hale geldikçe mesele artık onun ne kadar zeki olduğu değil, ona ne kadar yetki verdiğimizdir. Dijital bir hayatta kalma becerisi de böyle bir şey!

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.