Instagram’ın ‘tütün anı’ mı?

Oakland’daki federal mahkeme salonunda geçen hafta Arturo Béjar’a Mark Zuckerberg soruldu. Béjar, Facebook’ta yıllarca mühendislik yöneticiliği yapmış, daha sonra Instagram’daki genç kullanıcıların güvenliği üzerine çalışan eski bir Meta mensubu, şirketi dışarıdan izleyen bir teknoloji eleştirmeni değil, Meta’nın kararların nasıl alındığını içeriden görmüş biri.

Anlattığı şirket kültürü oldukça basit; Zuckerberg bir konuyu öncelik haline getirirse organizasyon çok hızlı hareket edebiliyor. Béjar’a göre çocuk güvenliği o önceliklerden biri olmadı. Reuters’ın aktardığı ifadesinde Meta’nın büyümeyi ve kullanıcı etkileşimini çocukların güvenliğinin önüne koyduğunu savundu. Meta ise bunu reddediyor.

Béjar’ın anlatısını rahatsız edici kılan yalnızca eski işvereni hakkındaki iddiaları değil. Bir noktada mesele kendi evine girdi. Kızı Instagram’da bir otomobil topluluğu oluşturmaya çalışırken kadın düşmanı ve cinsel içerikli yorumlara maruz kaldı. Béjar, kızının takipçi kazandığını ama bunun bir bedeli olduğunu söyledi. Şirketin gençlere yönelik güvenlik mekanizmalarını eleştirmeye başlamasının ardında bu deneyim de vardı.

18 Ağustos’ta başlayan dava, ABD’de sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisine ilişkin şimdiye kadarki en büyük hukuki sınavlardan biri.

Dosya biraz karmaşık. Kaliforniya, Colorado, Kentucky ve New Jersey, kendi tüketici koruma yasaları kapsamındaki iddialarını birlikte görüyor. Buna ek olarak 29 eyaletin başsavcısı, Meta’nın 13 yaşından küçük çocukların kişisel verilerini ebeveyn izni olmaksızın topladığı iddiasıyla federal Çocukların Çevrimiçi Gizliliğini Koruma Yasası, yani COPPA kapsamında ortak davacı. Yargıç Yvonne Gonzalez Rogers bu iki yapıyı tek bir hibrit duruşmada birleştirdi.

Eyaletlerin suçlaması ağır; Meta’nın Facebook ve Instagram’ı gençleri daha uzun süre kullanmaya teşvik eden özelliklerle tasarladığı, bu tasarımların risklerini bildiği halde kamuoyuna platformların güvenliği konusunda yanıltıcı açıklamalar yaptığı ve çocukların verilerini yasaya aykırı şekilde kullandığı ileri sürülüyor.

Meta ise bunun tam tersini savunuyor. Şirket, gençlerin çevrimiçi ortamda gerçek sorunlarla karşılaşabildiğini kabul ediyor ama sosyal medya kullanımından depresyona, kaygıya ya da diğer ruh sağlığı sorunlarına uzanan düz bir nedensellik zincirinin bilim tarafından kanıtlanmadığını iddia ediyor. Devletlerin şirket içi belgelerden seçtikleri ifadeleri bağlamından kopardığını da savunuyor. Bu savunmanın bilimsel bir karşılığı var.

National Academies’in kapsamlı incelemesi, mevcut araştırmaların sosyal medyanın ergen sağlığındaki değişikliklere nüfus düzeyinde neden olduğunu kanıtlamadığını söylüyor. Sosyal medya bazı gençler için topluluk ve destek sağlayabilirken, başkalarını tacize, zararlı içeriğe veya problemli kullanıma maruz bırakabiliyor, etki herkeste aynı değil.

SORUNLAR İKİ KATARTIYOR

Bununla birlikte “nedensellik kesin değil” cümlesi “sorun yok” anlamına da gelmiyor. ABD ABD’nin en üst düzey halk sağlığı yetkilisi Surgeon General’ın değerlendirmesine göre günde üç saatten fazla sosyal medya kullanan gençlerde depresyon ve kaygı belirtileri dahil ruh sağlığı sorunları riski yaklaşık iki katına çıkıyor. Kurum, mevcut kanıtlarla sosyal medyanın çocuklar ve ergenler için yeterince güvenli olduğu sonucuna varılamayacağını söylüyor.

Oakland’daki dava da zaten psikiyatri literatürüne tek başına son noktayı koymaya çalışmıyor. Daha hukuki, daha ticari ve biraz daha rahatsız edici bir soruyla uğraşıyor; bir şirket, insan davranışındaki zayıflıkları kullanıcıyı daha uzun süre tutmak için ürünün parçası haline getirirse, ortaya çıkan zarardan ne kadar sorumludur?

Sonsuz kaydırma, bildirimler, beğeniler ve kişiselleştirilmiş öneriler bu yüzden mahkeme dosyasına girmiş durumda. Bunların hiçbiri tek başına yasadışı değil. Eyaletler, birlikte çalıştıklarında genç kullanıcıların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre platformda tutan bir makine oluşturduklarını savunuyor.

Béjar’ın en dikkat çekici eleştirilerinden biri ise algoritmadan bile daha sıradan görünen bir şeye yönelikti; ölçüm! Meta’nın kamuya sunduğu güvenlik rakamlarının büyük ölçüde şirket kurallarını ihlal eden içeriklerin yaygınlığını ölçtüğünü; bunun çocukların gerçekte ne sıklıkla olumsuz deneyim yaşadığını göstermediğini söyledi. Şirket içindeki kullanıcı araştırmalarının daha yüksek zarar oranlarına işaret ettiğini savundu.

Tüm bu hukuksal süreç, 1990’larda sigara şirketlerine açılan davalara benzetiliyor. ‘Tütün’ davaları sigaranın sağlık için iyi olup olmadığı değildi. Şirketlerin nikotin bağımlılığı ve sağlık zararları hakkında kendi içlerinde ne bildikleriyle dışarıya ne söyledikleri arasındaki fark hukuki mücadelenin merkezine yerleşmişti.

Kentucky Başsavcısı Russell Coleman, Meta davasını açıkça tütün ve opioid davaları geleneğine yerleştiriyor. Eyaletler farklı siyasi yönetimlere sahip olsa da Meta karşısında tek cephe oluşturmanın hem kaynaklarını birleştirdiğini hem de aynı şirket kararlarının ülke çapındaki etkisini tek hikâye halinde sunabildiğini düşünüyor.

Instagram elbette sigara değil. Nikotinin akciğer ve kalp üzerindeki etkisini ölçmek ile 15 yaşındaki bir çocuğun depresyonunda ailesinin, okulunun, arkadaşlarının, kişiliğinin ve Instagram’ın payını birbirinden ayırmak aynı bilimsel problem değil.

Meta’nın savunmasının en kuvvetli yanı bu gri alan. Şirket ayrıca yıllardır çocuk güvenliği için ciddi yatırımlar yaptığını söylüyor. 2024’ten bu yana yüz milyonlarca genci Teen Accounts (genç hesapları) sistemine aldığını, içerik sınırlamalarını varsayılan hale getirdiğini, yaşını yanlış beyan eden genç kullanıcıları tespit etmek için yapay zeka kullandığını ve ebeveyn denetim araçlarını genişlettiğini iddia ediyor. Haziran 2026’da 13+ içerik ayarlarını Instagram, Facebook ve Messenger’da küresel olarak genişletmeye başlamıştı.

Mahkemede bunun nasıl yorumlanacağı önemli olacak. Bunlar bir şirketin ürününü zaman içinde daha güvenli hale getirmesinin kanıtları mı? Yoksa siyasi, toplumsal ve hukuki baskı arttıktan sonra yapılan onarımlar mı?

MALİ YÜK TRİLYON DOLARI BULABİLİR!

Bu tartışmayı daha somut hale getiren şey, eyaletlerin yalnızca para istememesi.

Davacılar, mahkemeden Facebook ve Instagram’ın çalışma biçimine müdahale etmesini de istiyor.

Talepler arasında genç kullanıcılar için sonsuz kaydırmanın ve beğeni mekanizmalarının kaldırılması veya değiştirilmesi, kullanım süresine sınırlar getirilmesi ve 13 yaşından küçük çocukları platform dışında tutan kuralların daha sıkı uygulanması bulunuyor.

Meta olası mali yükün teorik olarak 1,4 trilyon dolara kadar çıkabileceğini mahkeme dosyalarında ileri sürdü. Başsavcıların tartıştığı hesap ise yaklaşık 200 milyar dolar düzeyinde. Henüz mahkemenin vereceği bir tazminat rakamı yok ve bu rakamların ikisini de “Meta şu kadar ödeyecek” diye okumamak gerekiyor.

Üstelik Oakland Meta’nın tek hukuk cephesi değil. Ağustos başında New Mexico’daki ayrı bir davada şirket aleyhine toplam 942 milyon dolarlık tazminat ve ceza kararı çıktı ve eyalet içinde genç kullanıcılarla ilgili bir dizi ürün değişikliği emredildi. Meta kararı temyize götürüyor. Bunun dışında teknoloji şirketlerine karşı sosyal medya bağımlılığı iddialarıyla açılmış 3 binden fazla federal dava ilerliyor; Kaliforniya eyalet mahkemesinde birleştirilmiş kişisel zarar dosyalarının sayısı da 3 bin 300’ün üzerinde.

Silikon Vadisi açısından önemli başka bir gelişme de eski hukuki kalkanın bu davaları daha başında durduramaması. ABD’de 1996 tarihli Communications Decency Act’in Section 230 hükmü, platformlara kullanıcıların yüklediği içerikten doğan birçok dava karşısında geniş koruma sağlıyor. Meta, Oakland’daki davaya karşı bu hükme dayanan itirazlarda bulundu. Dokuzuncu Daire Temyiz Mahkemesi 10 Ağustos’ta şirketin Section 230’a ilişkin itirazını ve duruşmayı durdurma talebini kabul etmedi.
Bunun nedeni davanın yalnız “Instagram’da kötü içerik vardı” dememesi. Davacılar Meta’nın kendi ürün tasarımını, kendi açıklamalarını ve kendi veri toplama davranışını hedefliyor. Bu fark sosyal medya endüstrisinin tamamı için önemli olabilir.

Mahkemenin önünde şimdi uzun bir tanık listesi var. Mark Zuckerberg ve Instagram’ın başındaki Adam Mosseri’nin de ifade vermesi bekleniyor. Béjar’ın Zuckerberg’in çocuk güvenliğini şirket önceliği haline getirmediği iddiasından sonra, Zuckerberg’in aynı şirket kültürünü kendi ağzından nasıl tarif edeceği duruşmanın en çok izlenecek bölümlerinden biri olacak.

Duruşmanın yaklaşık altı ila yedi hafta sürmesi bekleniyor. Takvim aksamazsa tanık ve delil aşamasının eylül sonu ile ekim başı civarında tamamlanması beklenebilir. Fakat bu tarihte Meta’nın kaderini açıklayan bir jüri kararı beklememek gerekiyor.

Sekiz kişilik jüri yalnızca danışma jürisi, kararı bağlayıcı değil. Meta’nın hukuken sorumlu olup olmadığına ve hangi yaptırımların uygulanacağına son olarak Yargıç Yvonne Gonzalez Rogers karar verecek. Yani duruşmanın bitmesiyle davanın hukuken kapanması aynı tarih olmayabilir.
Belki Meta davayı kazanacak. Béjar’ın anlattıkları hala bir tanığın iddiaları; hukuki hüküm değiller. Şirketin çocuk güvenliği için yüzlerce uzman çalıştırdığı, ciddi ürün değişiklikleri yaptığı ve sosyal medya ile gençlerin ruh sağlığı arasındaki ilişkinin bilimsel olarak siyah-beyaz olmadığı da gerçek.

Ama Oakland’daki dava teknoloji şirketlerinin yıllardır kullandığı rahat bir cümleyi zorluyor: “Kullanıcı kendi seçimini yapıyor.”

Bir platformda hangi paylaşımın önünüze geleceğini, bir sonraki videonun otomatik başlayıp başlamayacağını, bildirimin ne zaman geleceğini, beğeni sayısını görüp görmeyeceğinizi ve ekranın aşağı doğru neredeyse sonsuza dek devam edip etmeyeceğini kullanıcı seçmiyor. Bunları ürün tasarımcıları seçiyor.

Ve şirketler bu seçimlerin kullanıcının davranışını nasıl değiştirdiğini ölçmek için dünyanın en gelişmiş veri sistemlerinden bazılarını kuruyor.

O zaman mahkemenin sorduğu soru oldukça makul bir hale geliyor; “Bir şirket çocukların dikkatini kazanmak için bu kadar bilim, mühendislik ve para harcıyorsa, o dikkatin bedelini de bilmek zorunda mı?”

Instagram’ın gerçekten bir “tütün anı” yaşayıp yaşamadığını aylar, belki yıllar sürecek hukuki süreç gösterecek. Oakland’da şimdilik yargılanan çocukların ekranda geçirdiği süre değil o sürenin kimin için ne kadar değerli olduğu.

GÖZLÜKTEKİ TEHLİKE!

ABD’de Meta’ya yönelik dava devam ederken başka bir gelişme daha yaşanıyor. Okullar yıllardır cep telefonuyla uğraşıyor. Sınıf yasakları, teslim kutuları… Tam “telefonu kapının dışında bıraktık” derken kamera çocuğun yüzüne taşındı.

19 Ağustos’ta Futurism, ortaokul ve liselerde Meta’nın Ray-Ban akıllı gözlükleriyle çekilmiş çok sayıda videoyu inceledi. Kayıtlar sınıflarda, koridorlarda ve kafeteryalarda yapılmıştı. İncelenen videoların tamamı ergen erkekler tarafından çekilmiş; taciz ve zorbalığın hedefinde ise büyük ölçüde kız öğrenciler vardı. Bazı kızlar açıkça uzaklaşmaya çalışıyor, kaydı istemediklerini belli ediyor ama kamera kapanmıyordu. Sonra okul içindeki küçük bir aşağılanma TikTok ya da Instagram içeriğine dönüşüyordu.
Bir videodaki ayrıntı meseleyi neredeyse tek başına anlatıyor. Öğrenci, okulun telefonları derste kilitlemek için kullandığı keseye telefonunu bırakırken bunu akıllı gözlüğüyle kaydediyor. Telefon yasağı teknik olarak uygulanmış, kamera ise hala sınıfta.

Akıllı gözlüğün yeniliği kamera taşıması değil; kamerayı bakışın içine saklaması. Telefonu çıkarıp birine doğrulttuğunuzda kayıt yaptığınız anlaşılır. Gözlükte bu sınır bulanıklaşıyor. Üstelik davranışın yetişkin dünyasında çoktan bir örneği oluştu. Wired ve Guardian, Meta gözlükleriyle kadınları habersiz kaydedip “pickup”, şaka ya da aşağılama videosuna dönüştüren içerik üreticilerini son aylarda ayrıntılı biçimde belgeledi.

Meta, gözlüklerde kayıt sırasında yanıp sönen bir beyaz LED bulunduğunu, ışığın kapatılamadığını ve kurcalanırsa kameranın devre dışı kaldığını söylüyor. Ne var ki bağımsız testlerde basit ışık engelleyici çıkartmaların bile bu sistemi aşabildiği gösterildi; modifiye edilmiş gözlük satan işletmeler de ortaya çıktı.

Okullar sonucu beklemiyor. Florida’daki Polk County, 13 Ağustos’tan itibaren okul günü boyunca akıllı gözlük ve benzeri giyilebilir kayıt cihazlarını yasakladı. Nevada’daki Carson City de yeni öğretim yılıyla birlikte benzer bir yasak getirdi; gerekçeler arasında mahremiyet kadar kopya çekme ve sınav güvenliği de var.

Telefonu çantaya koyabilirsiniz ama mesele artık telefon değil.

Her anın kaydedilebilir, paylaşılabilir ve birkaç saniye içinde “içeriğe” çevrilebilir hale gelmesi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.