Derdiniz çocukları korumak olsaydı
İBB’nin Eyüpsultan’daki bir çocuk yuvası, çocuğa şiddet ve istismar iddialarıyla gündemde.
Bir görevli, çocuğun vücundaki morluğu fark edip tutanak tutarak aileye bildirince ortaya çıkıyor. Merkezin her köşesini izleyen 35 kameranın görüntüleri de savcılıkta. İddia henüz soruşturuluyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş’ın yaklaşımı şöyle oldu:
“Bu olay, basit bir olay değil. Aileyi dinlediğimde, gerçekten dehşete düştüm. Hiçbir şekilde destek alamamışlar...
Görüntüleri sadece 20 gün sonra göstermişler. ‘Çocuk etkinlik merkezi’ adı altında kreş hizmeti sunuyorlar ve bu kreş hizmetini aileler, ‘resmi bir kreş yeri’ olarak düşünerek çocuklarını emanet ediyor. Bakın, bu çocuklar hepimize emanet. Bir çocuğumuzun saçına zarar gelmesine asla göz yumamayız. Böyle bir olay olduğunda, iddia dahi olsa biz ne diyoruz? ‘Her vaka bizim için fazla bir vaka...
Fakat burada bakıyoruz ki, değil böyle bir süreci işletmek, hiçbir şekilde bir denetim mekanizması olmadığı gibi izin dahi alınmamış. Bu merkezlerde neler yapıldığını, çocukların nasıl içeriklere maruz kaldığını dahi bilmiyoruz. Bu aile, kendisi fark ediyor olayı.
Keşke, münferit bir olay olsaydı. Dünden bu yana maalesef farklı ihbarlar var...
O çocukları savunanlar, her olayda bağıranlar, neredesiniz? Neden sesiniz çıkmıyor?...
Örtbas edilmesi için elinden gelen yapılmış. Bu merkezler, ‘çocuk etkinlik merkezi’ adı altında açılmış. Neden? Çünkü Milli Eğitim Bakanlığından izin almak istemiyorlar. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının denetimi altında olmak istemiyorlar...
Böyle bir şey olabilir mi? Denetimsiz bir yer olabilir mi? Seyyar satıcıya bile bir ruhsat istemiyor muyuz? Bu kaçak kreşleri neye dayanarak açıyorsun? Sen, çocukların yanında değil misin?... Nasıl örtbas edersin?...”
Bakan’ın bu isyanını okurken şu bilgi de aklınızda dursun: CHP’li İstanbul Büyükşehir’in kayıtlı 127 çocuk etkinlik merkezi var, kapasiteleri 13 bine yakın...
ENSAR’DA ÖYLEYKEN İBB’YE GELİNCE NİYE BÖYLE?
Şimdi 10 yıl geriye gidelim. Karaman’da 2016’ya.
Muharrem Büyüktürk adlı bir kadrolu öğretmen, kayıt dışı yurtlarda 10 çocuğa yıllarca süren taciz, tecavüz suçlamalarıyla tutuklandı. 10 öğrencinin istismara uğradığı, hastane raporlarına yansıdı. Öğretmenlikten ihraç edildi, yargılandı, 500 yıldan fazla ceza aldı.
Korkunç bir skandaldı, büyük infial uyandırmıştı. Yayın yasağı getirildi.
Öğrenci evleri, iddianamede Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Okulları Derneğiyle ilişkilendiriliyordu. Onlarda hukuki bir sorumluluk bulunmadı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ramazanoğlu ise şöyle yaklaşmıştı:
“Bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz...”
Küçüklere öğrenci evleri kaçaktı, yasal ve kayıtlı değillerdi, açılmaları dahi suç ve yasaktı. Milli Eğitim, İçişleri ve Aile bakanlıklarının bırakın denetlemeyi, varlıklarından haberi bile yoktu. Ama mesele edilmemiş, üstüne gidilmemiş, orada sorun görülmemişti.
İktidara yardımcı medya da bugünkü duyarlılığı göstermekten uzaktı. Tepkileri, dini STK’lara saldırı ve siyasi istismar olarak algılayıp savunmaya geçmişlerdi.
Ben de karalayıcı genellemelere katılmamıştım, siyasi hesaplaşmalarda kullanılmasına karşıydım. Bütün bir kurumu ve camiayı sorumlu tutmak, zan altında bırakmak haksızlıktı, doğru gelmemişti.
Ancak ihmal ve kusurları var mı, üstüne gidilmeliydi. Kayıt dışılığa son verilmeli, vakıf ve cemaatlerin yurt hizmetleri mutlaka denetim altına alınmalıydı.
Bir kereden bir şey olmaz, denilip geçilemezdi. Dehşet verici olan buydu.
STK’ların sorumlulukları örtbas edilmemeli, denetimsizlik gibi sorunların üstü örtülmemeli, sorumlular da korunmamalıydı.
Şimdi Bakan Göktaş’ın çağrısına kendi payıma cevap veriyorum. İBB kreşi için de aynı tavırdayım. Ve sessiz kalmamak adına soruyorum:
Ensar Vakfı için doğru olan, İBB çocuk etkinlik merkezleri için niye doğru ve geçerli değil? Kaldı ki biri kaçak, diğeri kayıtlı.
Meseleniz, İBB’yi yıpratmak ve siyaseten yararlanmak değil de çocukları korumaksa... Bu yaklaşım farkı neyin nesidir?
