İran füzelerine karşı NATO’dan iyisi mi var?
Devrim Muhafızları, elektrik santrallerinin vurulması hâlinde nasıl karşılık vereceklerini duyuracak...
Bölgede ABD üssü bulunduran ülkelerin elektrik santrallerini, arıtma tesislerini meşru hedef ilan edecek...
ABD ve İsrail, Tahran’ın elektrik altyapısını vurduktan sonraysa Kuveyt’teki su arıtma tesisine bir saldırı yaşanacak...
Ve Devrim Muhafızları, “biz değil İsrail saldırdı” diyecek...
Siz de inanacaksınız, öyle mi?
İran rejimi, eğer saldırıya uğrarsa yalnız yanmayacağını, bölge ülkelerini de yakacağını başından beri haykırıyordu. ABD’yi caydırmak için izleyeceği strateji buydu.
Ona rağmen Suud’u, Körfez ülkelerini dost ve kardeş bildiklerini, onları değil de topraklarındaki ABD güçlerini hedef aldıklarını söylüyorlar. Meşru savunma haklarını kullanıyorlarmış, başkaca bir kötü niyetleri yokmuş. Dışişleri Bakanı Arakçi’nin sık tekrarlardığı argüman bu.
Ama bir yandan da komşularını vuran İran füzelerini resmen üstlenmiyor, inkâr ediyorlar. Bunlar sahte bayrak saldırılarıymış, Siyonist rejim vurup İran’ın üstüne yıkıyormuş, kendileriyle alakâsı yokmuş, komşu ülkeler bu kışırtmalara karşı uyanık olmalıymış, emperyalist yalanlara inanmamalılarmış.
Hadi ya, kim inanır?
Yeni Devrim Rehberi Mücteba Hamaney, komşulardaki ABD üsleri kapatılmadıkça füze atmayı istemeseler de sürdüreceklerini deklare etmemiş sanki.
Milli Savunma Bakanlığına göre, bize de İran’dan füze ateşleniyor. Dört etti.
İkincisi NATO hava savunma kalkanıyla durdurulduğunda Ankara uyarmıştı. Bir daha olursa itidalli duruşunu değiştireceği, bunun NATO’ya da saldırı olacağı şeklindeydi.
Akabinde İran’dan Türkiye’ye üçüncü, dördüncü füzeler ateşlendi. Düşürüp düşüremeyeceğimizi mi test ettiler? NATO’yla ikimize birden yan bakar, meydan okurcasına...
Dışişleri Bakanı Fidan, Arakçi’yi arayıp yine ikaz etti.
Arakçi hâlâ bilmezden gelme taktiğini sürdürüyor, habersizmiş gibi. ‘Biz hiç size füze atar mıyız, başkası yapıyor, Türkiye’ye yönelen füzeyi İran atmadı, aramızı bozmaya çalışanlar İran atmış gibi gösteriyor, birlikte araştıralım’ tavrında.
Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ortak komisyon teklif etmişti. Topu taca atmaktı, Ankara uygulanabilir yani inandırıcı ve gerçekçi bulmamıştı.
İran, tabii ki Türkiye’yle savaşmak, bir cephe açmak istemiyor. Fakat Kürecik radarını da istemiyor, ABD’ye ne İncirlik ne başka bir imkan kullandırmayı aklımızdan bile geçirmemizi de.
Füze tehdidiyle sabrımızı sınarken neye mi güveniyorlar? Türkiye’nin ne olursa olsun savaşın dışında kalma kararlılığına.
“Türkiye’yi İran’la vuruşturmaya dönük İsrail provokasyonları” hikâyesi ideal kılıf. Hem mesajlarını vermelerini hem sorumluluğundan kurtulmalarını sağlıyor.
Öyle kontrol dışı otonom güç işine benzemiyor. Füzeleri planlı atmadıklarını düşünmek zor.
Devrim Muhafızları’nın siyasi otoriteden habersiz saldırısı olarak dahi görülemez artık.
“Acem kılıcı gibi” deyiminden söz etmiştim. Hem birinden yana görünüp hem ona karşı davranmayı anlatıyor. Yüzüne gülüp arkadan kuyusunu kazma durumu.
İran’ın bize salladığı da acem kılıcı.
Savaşın dışında kalmaya devam edip bize yönelen tehdide uygun, caydırıcı bir karşılık vermemiz gerekiyor...
İktidarın tercihi, NATO korumasını güçlendirmek oldu. Yanlış, diyemem. Var mı başka seçenek, daha iyi fikir? Karşı çıkanlar onu söylesin.
İÇ CEPHEDE ALARM ZİLLERİ
Geçen haftaya kadar Öcalan, DEM’le Kandil’den sürecin ağır ilerlemesine takılmamalarını istiyordu.
Bahçeli de süreci aceleye getirip boğmamaya çağırıyordu.
AK Parti’ninse gecikmeden PKK’yı sorumlu tuttuğu, silah bırakmanın tamamlanmasını bekledikleri, teyit edilmedikçe de demokrasi ve hukuk adımlarına geçmeyecekleri kulisleri yansıyordu.
Silah bırakmanın tamamlandığına dair bir bilgi yok ama ne değiştiyse birden taraflar acil durum teyakkuzuna geçti.
DEM, 11 partiyle ortak bir “Barış ve Demokrasi İçin Acil Somut Adım Çağrısı” yayınladı.
İktidara “iyi niyet aşamasının geride kaldığını” söyleyen bir bildiri. Kayyum uygulamalarını derhal sona erdirmeye, AYM ve AİHM kararlarını uygulamaya, demokratikleşme için Meclis’te somut adımlar atmaya çağırıyor. Ve iktidarı, üstüne düşeni yapmaktan geri durmakla, ayak diremekle suçluyor.
Aynı akşam MHP lideri, TV 100’e röportaj verip şunu söyledi:
“Süreyi uzatmadan gerekli kanunlar çıkarılmalı. Uzadığı takdirde bu sürece karşı iç ve dış yapılar boş durmayacak. Beklemenin hiçbir anlamı yok.”
Bahçeli, ertesi sabah grup toplantısında da “uygun iklim oluştu, yasalar hızla çıkarılmalı” dedi.
Aynı gün DEM heyeti, Öcalan’la son görüşmeden getirdikleri mesajı açıkladı.
Öcalan, Komisyon’un herkese demokrasi ve hukuk önerilerinin “zamana yayılmaksızın, kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde” olduğunu belirtiyordu.
Mesaja şu vurgu hakimdi: Sadece PKK’ya ve Kürtlere değil, herkese demokrasi ve özgürlük tanınmadan iç cepheyi güçlendirmek mümkün olmaz. Dış tehditlere karşı güvenliğin temel şartı, demokratik toplumdur.
Bu alarm zilleri, sürece aciliyet ve hız kazandırmayı başaracak mı, bakalım.
