NATO Ankara Zirvesi’nin ardından
Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü’nün 36’ncı devlet ve/veya hükümet başkanları toplantısı 32 üyesinin katılımıyla geçtiğimiz hafta içinde Ankara’da gerçekleşti. Toplantının ardından dünya meselelerine fazla değinmeyen, ittifakın geleceği ya da genişlemesi konusunda beyanda bulunmayan, eskileriyle karşılaştırıldığında epeyce kısa olan bir sonuç bildirgesi yayımlandı.
Üyeler çok inandırıcı olmasa da “birimiz hepimiz için” dedi, 360 derecelik savunma kavramına ithafla “tehdit nereden gelirse gelsin, biz buradayız” anlamına gelebilecek şeyler söyledi. Rusya ve İran’a açıkça atıfta bulundu. Ortak tanımı olmayan ama genellikle IŞİD, El Kaide gibi örgütleri kasteden terör tehdidine karşı olduğunu belirtti. Avrupalı ortakların silahlanma harcamalarını geçen yıl Lahey’de söz verdikleri gibi artıracakları vurgulandı.
Tek sayfaya sığan altı maddelik deklarasyonda hangi tür silah sistemlerine öncelik verileceği, kimin kaç dolarlık yatırım yapacağı da belirlendi. Ukrayna’ya ise özel bir madde ayırıldı. Müttefiklerin bu yıl ve gelecek yıl Kiev’e 70’er milyar euro aktaracağının, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve özgürlüğüne önem verildiğinin altı çizildi. Ancak “günün birinde Ukrayna NATO üyesi olabilir” denmedi.
Pek çoklarına göre NATO Ankara Zirvesi ile yeni bir evreye girdi. Amerikalılar bunun yazılım programları mantığıyla açıklamayı çok sevdiği için de adı NATO 3.0 kondu. Bu evrede Amerika nükleer caydırıcılıktan teorik olarak sorumlu olacak. Avrupa da Kanada ile birlikte konvansiyonel anlamda kendi ayaklarının üstünde durmaya, daha az Amerika’ya bağımlı olmaya çalışacak.
Ama başarılı olabilecek mi yoksa 3.0 son sürümü mü olacak, o biraz tartışmalı. Çünkü her şeyden önce müttefikler arasında güven ilişkisi zayıf. Avrupa’yı koruyacak Amerika Avrupa’dan toprak talebinde bulunuyor. Grönland’ı makul bir fiyata hiç olmazsa satın almak istiyor, çoğunu ticari yaptırımlarla tehdit ediyor, liderlerini aşağılıyor, bıçak kemiğe dayandığında onların yanında duracağına dair umut vermiyor.
Ayrıca dünyanın geri kalanı hakkında da Avrupa ile Amerika arasında bariz bir anlayış farkı oluşmuş halde. Gazze’de, Lübnan’da, İran’da bu açık derinleşip genişliyor. Çin’den Latin Amerika’ya bakışta Avrupa ile Amerika arasındaki fark büyüyor. Bu farkın da kapanması mümkün görünmüyor. Dünyadaki diğer sorunlar karşısında ortak bir strateji, en azından anlayış üretilemediğinden de bu yılki Zirve Deklarasyonu kısa kalıyor.
NATO’nun şimdilerde “2.0” olarak adlandırılan döneminde gerçekleşen 2004 İstanbul Zirvesi Sonuç Bildirgesi; 41 ana paragraf ve yaklaşık 5 bin 500 kelimeden oluşurken Trump’ın ikinci kez iktidara gelip “Önce Amerika” demesinin ardından gerçekleşen Lahey ve Ankara Zirveleri’nin metinleri 500 kelimeyi geçmiyor. Çünkü müttefikler ortak bir anlayışta buluşamıyor. ‘Trump Amerikası’nı mutlu edecek şeylerin dışında hiçbir konu veya sorun ortak tutum olarak deklarasyonlara giremiyor.
Askeri harcamalar dolar üstünden belirlenirken, Ukrayna’ya verilecek destek euro olarak yazılıyor. Ukrayna’nın 2008 Bükreş Zirvesi’nde tanınan, 2023 Vilnius’de müttefikler razı oluncaya dönüştürülen, geçen yıl da genelleştirilip iyice muğlaklaştırılan üyelik hakkı, Ankara’da tamamen gündemden çıkartıldı. İttifakın bu konudaki genel bakış açısı, Amerika’nın barış inisiyatiflerine ve tabii ki Rusya’nın beklentilerine uyumlu hale getiriliyor.
Çok olasıdır ki; NATO içinde büyüyen Avrupa ayağı, yakın bir gelecekte bağımsızlığını ilan edecek. O da ya dünya siyaset sahnesine yeni bir kutup olarak çıkmasına ya da AB’nin parçalanmasına, güçlenen Almanya’nın yaratacağı güvenlik ikilemi tarihin tekrarlanmasına yol açacak. Bunda iç siyasi tercihler de doğal olarak rol oynayacak. Biz de sanıyorum yeni oluşacak Avrupa güvenlik mimarisi içinde kendimize bir biçimde yer bulacağız.
Ben, NATO için değilse de -içinde yaşadığı tüm sorunlara, özellikle de hukuk ihlallerine rağmen- Türkiye hakkında, bulacağı, kendine yaratacağı yer konusunda umutluyum. Giderek güçlenen askeri endüstriyel yapısıyla, güvenlik söz konusu olduğunda yaptığı rasyonel tercihleriyle geleceğin yapılanmasının etkin aktörlerinden biri olacağına inanıyorum. Ankara Zirvesi’ni de kedisinden yemeğine, silah sistemlerinden kültürel değerlerinin tanıtılmasına kadar fırsata dönüştürdüğünü düşünüyorum.
Zaten CAATSA yaptırımlarının kalkması için formüllerin konuşulması, ilk nesil KAAN uçaklarının motorlarının alımının mümkün kılınması, İngiltere ile özel bir yakınlaşmanın yaşanması, Suriye ve Amerika’nın bir kez daha buluşması dahi kendi başına önemli gelişmeler. Zirve’nin Türkiye açısından başarılı geçtiğine, tanıtılmasına, gücünün anlaşılmasına, caydırıcılığının artmasına vesile olduğuna şüphe yok.
Umarım zirve benim endişe ve algılayışımın aksine NATO için de olumlu geçmiş, ittifakın sürdürülebilirliği açısından önemli olan adımlar gerçekten atılmıştır. Gelecekte bugünlere bakanlar Ankara Zirvesi’ni sonun başlangıcı olarak görmeyecek, toplantıyı Arnavutluk Başbakanı’nın beyaz spor ayakkabılarına, ABD Başkanı’nın nezaket dışı konuşmalarına, hediye edilen tabancaların kimin nereye götürdüğüne veya hangi şefin ne yemek yaptığına indirgemeyecektir.
