Trump’ın unutamadığı ama bizim çoktan unuttuğumuz…

“Misyonerlik görüntüsü altında ülkemizi birkaç parçaya bölmek ve kalacak küçük bir kısmı FETÖ/PDY’nin yönetimine vermek”

“FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üst düzey sorumluları ile gizli bir şekilde irtibata geçerek, ayrıca PKK terör örgütü üyeleri ile koordineli bir şekilde faaliyet yürütmek suretiyle bir etnik kökeni Türkiye Cumhuriyetinden ayrıştırarak belirli amaçlar doğrultusunda yönlendirmeye ve yönetmeye çalışmak”


2018 yılında İzmir’de bir savcının ülkeyi bir kaç parçaya bölüp, geriye kalan küçük bir parçasını da FETÖ’ye vermek, bir etnik kökeni yönlendirip, yönetmeye çalışmakla suçladığı rahibin tam adı Andrew Craig Brunson’dı.

Haftalarca manşetlerden inmemiş, az kalsın bütün 15 Temmuz darbesi onun üzerine yıkılmış, ABD’nin bu kıdemli CIA ajanını CIA’nin başına getireceği bile ciddi ciddi yazılmıştı.

Henüz Karar okurlarının yazarların muhalifliğini puanlamiadığı, bu komplo teorilerine iktidar yanlıları kadar muhalif geniş bir kesimin de prim verdiği günlerde Karar’da ona yakın yazıyla bu saçmalığa karşı ilgilileri uyarmıştık.

Sonuç;

Davası altı yıldır Yargıtay’da bekleyen Brunson, ABD’nin uzak bir kasabasındaki kilisesinde rahipliğe devam ediyor.

Davanın savcısı kendini şiire verdi, en son “Kadın Gibi Seveceksin” adlı bir şiir kitabı çıktı.

Brunson’ın CIA’nin başına geçirileceğini iddia eden gazeteciler, ondan sonra kaç tur daha yalan dolanla nicelerinin daha canını yaktı, hala tvlerde her konuda konuşuyorlar.

Brunson krizi yüzünden sıçrayan dolar bir daha tutulamadı ve 46 TL’yi geçti.

Artık kimse Brunson’ın adını hatırlamak bile istemiyor.

Ama işte bunu Trump’a kim söyleyecek?

Trump her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı överken Brunson’ın adını hatırlatıyor.

Övüyor mu laf mı sokuyor belirsiz. Muhtemelen onun dünyasında bu bir övgü.


Brunson, Kuzey Karolinalı, Evanjelik Presberiteryan Kilisesi’ne bağlı 48 yaşındaki bir misyonerdi.

Misyoner bir anne babanın oğlu olarak Meksika’da büyümüş. 80’ler ve 90’ların başına kadar babasının öğretmenlik yaptığı Kuzey Karolina’daki Montreat Koleji çevresinde yaşamış. Kolejde, yine misyoner bir ailenin kızı olan Norine’la tanışmış ve evlenmişler. Illinois’teki Trinity Evangelical Divinity adlı Hrisitiyan üniversitesinde öğretim görmüş.


1993 yılında, 25 yaşlarındayken misyonerlik çalışmaları için Türkiye’ye gelen Brunson çifti, 23 yıl İzmir ve çevresinde merkezi Alsancak’taki Diriliş Kilisesi olan misyonerlik çalışmalarını yürütmüş.

En büyüğü 18 yaşında olan üç çocukları da Türkiye’de doğmuş ve büyümüş.

Alsancak’ta eski bir İngiliz konsolosluk binasından çevrilmiş kiliselerinin 30-40 arasında değişen bir cemaatleri vardı.

Kilise, ABD’deki Orta-Atlantik Papaz Yönetim Evi’ne bağlıydı ve oradan gelen bağışlarla çalışmalarını sürdürüyordu.

Aslında her şey İzmir'de oturma izni biten Brunson ve eşinin tekrar oturma izni almak İzmir İl Göç İdaresi’ne başvurmasıyla başlamıştı.

Soruşturmayı başlatan, 23 yıldır neden geçici oturma izni ile İzmir’de yaşadığıyla ilgili “şüphelinin niyetinin sorgulanması” olmuştu.

Bu niyet sorgusu üzerine muhtemelen istihbarat kaynaklı bir bilgi notu İzmir Göç İdaresi’ne gönderildi.

İddianamedeki bütün suçlamalar da zaten bu bilgi notu etrafında döndü:

“Adı geçenlerin İzmir İli Alsancak semtinde bulunan Diriliş Kilisesinde faaliyetlerde bulundukları, burada ders ve vaazlar verdikleri, geçimlerini Orta-Atlantik Papaz Yönetimi Evi’nin her ay düzenli olarak gönderdiği maaş, konut ve yol yardımı aracılığıyla sağladıkları, Andrew Craig BRUNSON isimli yabancının, özellikle 2010-2013 tarihleri itibariyle Kürt orjinli vatandaşlara yönelik ayinler düzenlediği, İzmir’deki Protestan Kilisesi önderlerinin katılımıyla 09.10.2013 tarihinde gerçekleştirilen Önderler Toplantısında FETÖ/PDY ile diyalog kurulmasının faydalı olacağını belirttiği, 2015 tarihi itibariyle Suriye’ den ülkemize gelen sığınmacılara insani yardım sağlama görüntüsü altında misyonerlik faaliyeti yürüttüğü” belirtilmiştir.”

Yani “FETÖ’cü Papaz” iddiasının ve bu iddiayla ilk tutuklamanın delili, 2013 yılının ekim ayında yapıldığı söylenen bir toplantıda Brunson’un o günlerde henüz FETÖ değil cemaat olan grupla diyalog kurulmasının faydalı olacağını söylemesiydi.

Tabii bunu kanıtlayan bir delil de yoktu ortada.

7 Ekim 2016 günü bu yazışmalardan habersiz olarak İzmir Göç İdaresi’ne gelen Brunson çiftine Ankara’dan gelen G-82 (Milli Güvenliğimiz Aleyhine Faaliyet tahdit) kodu ile oturma belgesi verilmeme kararı bildirildi.

Brunson ve eşi sınır dışı edilmek üzere Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildiler.

12 gün boyunca burada tutulduktan sonra, 19 Ekim günü eşi, Türkiye’den ayrılmamak şartıyla serbest bırakıldı.

Papaz Brunson ise 8 Kasım 2016 gününe kadar yani toplam bir ay daha burada tutulduktan sonra bir gece yarısı Terörle Mücadele’ye getirildi ve 9 Kasım 2016 günü hakim karşısına çıkarılarak FETÖ suçlamasıyla tutuklandı. Daha sonra da gazetelerdeki Bylockçu, FETÖ’cü, casus Papaz yayınları başladı.

10 ay sonra Ağustos 2017’de bir kere de darbecilik ve askeri casusluktan tutuklandı.

18 ay sonra nihayet iddianamesi yazıldı.

İddianame Dua kod adlı bir gizli tanığın ifadesi üzerine kurulmuştu.

Sadece iddianame değil, sınır dışı kararına yol açan ilk istihbarat raporunun kökeninin de bu ifadeydi.

Ama işin tuhafı Dua’nin anlattıklarının büyük bir çoğunluğu ve verdiği belgelerin tamamı, bir zamanlar mensubu olduğu ve husumetli bir şekilde ayrıldığı anlaşılan LDS (The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints) Kilisesi ya da bilinen adıyla Mormonların Türkiye’de faaliyetleri hakkındaydı.

Kendi hazırladığı ticari bir benzin istasyonları raporunu casusluk belgesi olarak adalet sistemimize yutturmuştu.

Ama ifadenin Brunson ve kilisesiyle hiçbir ilgisi yoktu.

Çünkü Brunson’ın mensup olduğu kilise Evanjelik bir kiliseydi ve onların Mormonlarla arası pek iyi değildi, hatta bazıları onları Hristiyan olarak bile görmüyordu.

Ama savcı, adliyede bir İzmir Konsili kurarak iki kiliseyi birleştirivermişti.

Rahip Brunson aleyhine ifadesi alınanlardan bir başkası ise cinayet suçuyla hapiste yatan, bir ara hapisten firar etmiş bir mahkumdu.

Onun anlattığına göre Brunson ve başka yabancılar 2013 yılının Mart ayında İstanbul’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılan bir toplantıya telekonferans yöntemiyle bağlanıp gruplarına kaos kalkışması talimatı vermişler.

Hatta bu katil tanık, bunu o zaman da ihbar etmiş ama dinlememişler ve Gezi olayları olmuştu.

Ve savcılık bir katilin delilsiz zırvalarını Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir davada delil olarak kullanmıştı.

O günlerde şöyle yazmışım:

“Muhtemelen bütün bunları yaparken ülkeyi dış güçlere karşı koruduklarını, büyük bir vatanseverlik yaptığını düşünmüş olmalılar. Ama işini iyi yapmak yerine, girişilen bu vatan kurtarmacılık, dünya tarihinin en ciğeri beş para etmez devlet başkanlarından birine gün aşırı ülkemize laf söyleyecek malzeme vermek ve Türk lirasının değerini dolar karşısında düşürmek gibi Türkiye’ye ağır bir maliyete dönüştü.”


Hala o laf söyleniyor.

Trump, sokaklarda bağıra bağıra herkesin yüzüne hatasını vuran mahallenin delisi gibi her seferinde hatırlatıyor.

S-400’ler böyle bir paranoyaklığın, Dugin’i AK Parti grubunda ağırlayıp, 15Temmuz darbesi ihbarının Rusya tarafından yapıldığı fasaryasına inanmanın uzantısı değil miydi?

O günlerde bunun tersini savunanlar Amerikancılıkla, yeterince yerli ve milli olmamakla suçlanmadı mı?

Değdi mi peki?

Hukuk devleti ile dış politika, ekonomi, güvenlik arasında nasıl bir ilişki var anlaşıldı mı?

Maalesef sorunun cevabı evet değil.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.