Ruhban okulu Trump’a jestse niye söylenmiyor?
Heybeliada Ruhban Okulunun yeniden açılacağını önce Patrik Bartholomeos Yunanistan’dan duyurdu.
Böyle haberleri hep başkasından duyuyoruz, bize niye kendi yetkililerimiz söylemiyor diye eleştirdim.
Bir ay sonra geçen gün de Reuters, açılması için Cumhurhubaşkanı Erdoğan’ın talimat verdiğini aktarıyor. Üstelik bunu Ankara’daki NATO Zirvesi’ne gelecek Trump’a jestmiş gibi sunuyor.
Ve biz haberini hâlâ dışarıdan alıyoruz, kendi yetkililerimizden değil.
Gizli kapaklı iş mi, el bilirken milletten neyini saklıyoruz, bizi ilgilendirmez mi, anlamaz mıyız ki yetkililerimiz tek kelime etmiyor?
İktidar ne yalanlıyor ne doğruluyor.
Meydan, Reuters’in geçtiği bilgilere bırakıldı.
Haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 gün önce Fener Rum Patriği Bartholomeos’la Beştepe’deki görüşmesini hatırlatıyorlar. Onu da Cumhurbaşkanı’nın son Beyaz Saray ziyaretine ve Trump’la ortak açıklamalarına bağlıyorlar.
Ruhban Okulu’nun açılması, eylül 2025’teki o görüşmede Trump tarafından gündeme getirilmiş.
Erdoğan, Heybeliada okuluyla ilgili üzerimize ne düşerse yapmaya hazır olduğumuzu, dönünce sayın Bartholomeos ile bu konuyu görüşme fırsatı bulacağını belirtmişti.
Reuters’in kurduğu ilgi doğru mu, bilmiyoruz.
Ruhban Okulu’nun 55 yıl sonra tekrar açılmasını yerinde ve hatta geç kalınmış ama bunu başkalarından duymamızı yanlış, Trump’a jestle ilişkilendirilmesini ise rahatsız edici buluyorum.
Geçen mayısta “Ayasofya’ya karşılık Ruhban Okulu denmesinden mi korkuluyor” başlığıyla gerekçemi yazmıştım.
Yunan medyasından öğreniyorduk ki... Ruhban Okulu için geri sayım başlamış, eylül ayında görkemli bir açılış olacakmış, bunu coşkuyla kutlayacaklarmış.
Ancak biz olacakları niye Fener Rum Patriği Bartholomeos’tan işitiyoruz? Resmi ziyaret için gittiği Yunanistan’da bu müjdeyi veriyor.
Başbakan Miçotakis de heyecan ve mutlulukla karşılamış.
Madem öyle, gelişmeleri kendi yöneticilerimizden duymamız gerekmez mi? Neden onlar bize söylemiyor, bir çekinceleri mi var?
Boşa sormuyorum, iktidar kendi popülist propagandasının utangaçlığını yaşıyor muhtemelen.
Ecnebiyi sevindiriyor, yaygarasıyla muhalefeti sürekli karalarsanız ayağınıza dolanır işte böyle.
O zaman da uyarmıştım, özellikle dış politika ucuz hamaseti kaldırmaz diye.
Yunan medyasını sevindirmesi, yaptığınızın yanlış ve Türkiye’ye karşı olduğunu göstermez.
Neyin mahcubiyeti, neyin çekingenliği bu?
Bakın, NATO Zirvesi için Ankara’ya bir jest paketiyle geleceğini, muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çok mutlu edeceğini Trump Amerikalılardan saklıyor mu?
‘Sözümden çıkmazlar’ gibi çamlar devirse de Trump, tüm patavatsızlığıyla içinde ne varsa döküyor ortalığa.
Peki Trump hayrına mı bize uyguladığı S-400 yaptırımını şimdi kaldırıp, KAAN’a jet motoru satışı ve F-35 projesine dönüş hediyesi getirecekmiş yanında? Ne karşılığında?
Karşılıklı jestler söz konusuysa nereye kadar gizlenecek?
Hem günü gelip Ruhban Okulu açıldığında herkesin haberi olmayacak mı?
ADÂLET VE KALKINMA’NIN ADÂLET’İNE O DA ERDİ
CHP’den seçilip AK Parti’ye geçen belediye başkanları hakkında şu iki söylenti eş zamanlı çıkarılıyordu: Yolsuzluktan tutuklandı tutuklanacak, AK Parti’ye geçti geçecek...
İkisinden biri de üç vakte doğrulanıyordu.
Ya Aydın ve Afyon örneklerindeki gibi, kırk yıllık CHP’liler istifa edip AK Parti’ye göçüyordu. Siyaseten aklanıp Adâlet ve Kalkınma’nın Adâlet’ine mazhar oluyorlardı...
Yahut Bursa’da Mustafa Bozbey gibi tutuklanmalarıyla sonuçlanıyor, transfere direnen başkanların belediyesi yine de el değiştiriyordu.
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, şubatta CHP’den istifa etmişti. Aylardır bekleme odasındaydı.
Çünkü Özarslan’ı AK Parti’de istemeyen çoktu, direnç gösterdikleri için biraz uzadı.
AK Parti’nin son Ankara Büyükşehir adayı, eski Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok şiddetle karşıydı. Özarslan’ı alenen yolsuzlukla suçluyordu. Parti değiştirmek için ihale peşkeşi çekmenin onu kurtarıp kurtarmayacağını, böyle kıyakların transferini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağını sosyal medyada tartışmaya bile açmıştı.
Eski başkan Melih Gökçek’in oğlu, AK Parti milletvekili Osman Gökçek, Özarslan hakkında yolsuzluktan suç duyurusunda bile bulunmuştu. İçişleri, geçmişe dönük iddialarla ilgili müfettiş dahi görevlendirmişti.
Bazı AK Parti yöneticilerinin de Özarslan’ı partilerinde istemediklerini gazetecilere fısıldadığı rivayet ediliyordu.
Hatta iktidar destekçisi kimi gazeteciler, Özarslan profilinde birini aralarına almamaları için AK Parti’yi uyarmaya düne dek devam etti.
Dirençleri kırılmadı belki ama iddiayı kaybettiler.
Özarslan, rozetiyle birlikte Adâlet ve Kalkınma’nın Adâlet’ine, AK Parti de Özarslan’ına kavuştu sonunda.
Üstüne ne desek boş, resim kendini fazlasıyla anlatıyor.
