Edebiyatta şiddet ve öfke

Günümüz Türk edebiyatının en önemli sorunlarından biri, bilinçaltında ne varsa, olduğu gibi kusmak! Muhtemelen kusmanın sağladığı bir rahatlama arzusu da var bunda. Son zamanlarda okuduğum romanların çoğunda şizofren tiplere, bu tiplerin bilinçaltı kusmuklarına, iğrenç sahnelere, şiddete ve öfkeye sıkça rastladım. Bu romanların bazılarından aldığım şu cümleler, herhalde durumun vahametini göstermeye yeter: Örneğin bir romanda “Küfür etmeyi bilmeyenin kişiliği yoktur.” diyor yazar, sonra “Küfür insanın en saf hâlinin dışa vurumudur.”; hatta “Bedenimizin aslî çığlığı”dır diye devam etmiş. Belli ki küfür, bir tür başkaldırı, insanın en doğal, en saf hâli ona göre. Dolayısıyla edebî metinde küfür, doğallık, samimilik ve saflığın göstergesi ve başkaldırı edebiyatının da biricik aracı. Aynı eserdeki; “… saldırıya küfrederek cevap vermeyen her beden işgal altındadır.” sözü de bu edebiyatın fragmanlarından sayılabilir. Başka bir romanda da sürekli küfreden; aynı küfrü farklı tonlarda söyleme becerisi gösteren -yazarın deyişiyle- ‘piç’ler anlatılmakta. Bu edebiyat anlayışına göre yazar, doğallığa, samimiyete ket vurmamalı, bedeninin çığlığını susturmamalı, içinden geldiği gibi küfür edebilmeli. Bunların sanatta bir ‘doğallık’, ‘sahicilik’, ‘samimiyet’ ve ‘başkaldırı’ olduğu sanılıyor belli ki. Hatta kötülüğü ve şiddeti teşhire dayalı bir ‘estetik haz’dan da söz edilebilir. Ece Ayhan’da da vardı bu anlayış; kötülükleri teşhir etmekten haz alıyordu, aykırı bir dil ve bakışla ‘karaşın bir edebiyat’ inşa etmiş, her türlü iktidara başkaldırmıştı…

***

Evet, edebî metinlerde doğallık, samimiyet, sahicilik önemli tabii. Hatta Freud, bastırılmış pek çok duygunun; acı, korku ve öfkenin bilinçaltında bulunduğunu söyler. O hâlde bilinçaltı, doğallığın, ham olanın, duyguların mahfazasıdır… Sanatçı da –özellikle sürrealistler- bu saf, ham, doğal ve samimi kaynağa ulaşmak için bilinçaltına yöneldi ve bilinçaltındakileri olduğu gibi dışa vurmayı denedi. Bizde İlhan Berk de ham dilin, doğalın peşindeydi, bu arayışını ‘anlamsızlık’a, aklı devre dışı bırakmaya kadar götürdü.

Bahsettiğim bunlardan farklı. Ece Ayhan’da da İlhan Berk’te de bu anlayışın bir felsefî temeli var; hatta Ece Ayhan’da kendine özgü bir ‘etik’e, adalet duygusuna bağlanabilir bu başkaldırı. Oysa günümüzde bu tür eserlerin temelinde bir felsefe, bir etik duruş da yok. Okuduğum son romanlardan birinin kahramanı üniversiteli genç bir kız, eline geçirdiği susturuculu tabancayla, ağza alınmayacak küfürler savurarak ve büyük bir öfke ile önüne gelenin kafasını dağıtıyor, kandan ve öldürmekten haz alıyordu. Kısaca, öfke, şiddet ve boşalma bu eserlerin en bariz vasfı.

***

Öfkesiz sanat olmaz, fikir de. Öfke, fikirde ve sanatta samimiyetin, adaletin, doğallığın ve hakikat duygusunun yansımasıdır. Necip Fazıl, “Fikir Öfkesi” başlıklı yazısında, öfkesiz fikri tüfeksiz askere benzetir. Sanat eserine ruh, coşku ve etkileme gücü veren öfkedir. Mehmet Âkif’in, Necip Fazıl’ın, Nazım Hikmet’in, İsmet Özel’in fikir ve şiirlerini etkili, güzel kılan da bu öfke. Doğru! Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Necip Fazıl; “… öfkesiz fikir ne kadar acıklı bir manzaraysa, fikirsiz öfke de o nispette merhamete lâyık bir levha[dır]” der. Öfke, hakikate, adalete, vicdana, bir ahlâka tâbi ise güzel, anlamlı ve etkilidir. Oysa söz konusu eserlerin öfkesinde ‘isyan ahlâkı’ yok! Onun için bu öfke ve doğurduğu eser şizofreniktir. Sonra sanat, kontrolsüz bir boşalma/kusma değil, iradî bir etkinliktir.

Ama sanatta bir öfke ve şiddet varsa, toplumda bir sorun var demektir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.