Back To Top
Babacan ve Davutoğlu’nun önündeki asıl sınav

Babacan ve Davutoğlu’nun önündeki asıl sınav

 - Son Güncelleme: 12.12.2019 Perşembe 08:00
- A +

Davutoğlu’nun partisini yarın resmileştirmesi bekleniyor. Babacan ise kuruluşu yeni yılın ilk haftalarına bırakmış görünüyor. Önlerinde önemli bir sınav var. Bu sınav, Erdoğan’ın yeni muhafazakâr anlayışıyla karşılaşma ve çarpışmadır.

Yeni siyasi partilerin karşındaki ilk viraj siyasi aidiyetleriyle ve bu konuda oluşturacakları algıyla ilgili olacak. Davutoğlu, Babacan, Özdağ, Atalay, Ergin gibi isimlerin belli bir geçmişleri var. Bu geçmiş, iyi ya da kötü evreleriyle, başarıları ve başarısızlıklarıyla AK Parti’li, daha doğrusu AK Parti’nin toplumsal ve siyasi projeleriyle bağlantılı bir geçmiş. Diğer taraftan, bu yeni aktörler AK Parti’nin tashih edilmiş bir “devamı” ya da ilk döneminin “tekrarı” olmak istemiyorlar. Sahaya, yeni bir siyasi okuma, yeni siyasi öneriler, yeni bir vizyonla çıkmayı arzu ediyorlar.

Merkeze ilerlemek, merkezde yeniyi temsil etmek, bu çerçevede siyasi yelpazeyi etkilemek ya da merkez sağ siyaset dilini yeniden kurmak gerçekten kritik bir husustur. Yeni siyasi aktörlerin başarılarının ön koşulunu oluşturan önemdedir.

MUHALİF ALAN

Ancak bugünün Türkiye koşullarında merkeze yönelmek, orada tutunmak bir çırpıda gerçekleştirilebilecek bir iddia değildir. Bunun, yeni siyasi partilerin kurucular kurulu terkibiyle, programlarıyla, ilk sözleriyle ve yaratacağı ilk akislerle bir anda oluşmayacağı ortadadır. Tersine bu, bir süre, bir süreç gerektirir. Bu süreç, siyasi yelpaze ve algılarda yer tutmak, siyasi gelişmeler karşısında alınacak tavırlar, farklı siyasi aktörlerle kurulacak ilişkiler, gündem oluşturma kabiliyeti gibi birçok unsur iç içe girerek bir bütün oluşturacaktır. Bu süreci belirleyecek biçimsel hususlardan birisi, belki en önemlisi, bence, yeni aktörlerin girecekleri siyasi alanlarda “oyun kurucu” olma kapasiteleriyle ilgili olacaktır.

Babacan ve Davutoğlu aynı anda iki siyasi alana birden girmek durumundalar. Bunlardan ilki muhalif alan, diğeri AK Parti’nin neredeyse tekelindeki muhafazakâr alandır. 

Yeni siyasi partilerin muhalif alanda izleyecekleri siyasetin, yapacakları tercihlerin belirleyici önemini geçen yazıda belirtmiştim. Ancak oyun kuruculuk bundan fazla bir şeydir. Hem muhalif alandaki siyasi partiler arasında (genel olarak ya da Kürt sorunu, NATO meselesi gibi tekil siyasi konularda) bağ kurmayı, bu alanın örgütlenmesinde aktif olmayı, ona renk veren taşıyıcılardan biri haline gelmeyi gerektir. Ülkenin kritik sorunları, örneğin dış politika, örneğin Kürt meselesi söz konusu olduğunda ya da yeni toplumsal talepler bakımından, örneğin çevre meselesinde, örneğin aktif katılımcılıkta böyle bir rol, Babacan, Davutoğlu ve arkadaşlarının bugüne kadar benimsedikleri kimi sınır ve tanımların ötesine geçmelerini talep eder.

Bu, mümkün olabilir mi? 

Zaman içinde verecekleri sınav gösterecek.

MUHAFAZAKAR ALAN

Davutoğlu ve Babacan’ın daha ilk günden itibaren AK Parti ve Tayyip Erdoğan’la karşı karşıya gelecekleri muhakkak. Muhafazakâr alanda oyun kuruculuğun odak noktasını bu karşılaşma oluşturacaktır. Söz konusu karşılaşma, şüphe yok ki, muhafazakâr dünyada dil ve anlayış tartışmalarına yol açacak ve “hangi muhafazakârlık” sorusu etrafında dönecektir.

Babacan ve Davutoğlu’nun bu çerçevede ilk yapmaları gereken, muhtemelen yapacakları işlerden birisi, Erdoğan’ın “Büyük Türkiye” siyasetinin karşısına dikilmek, onun alternatifini üretmektir.

Nedir Erdoğan’ın son yıllarda izlediği muhafazakâr siyaset?

Bu siyaset bir yanıyla, disipliner bir düzeni öngören, güçler birliği fikrine vurgu yapan, kutuplaşmacı ve kimlikçi bir eğilimden oluşuyor.

Ancak aynı siyaset diğer yanıyla, Türkiye’nin kendi bölgesinde Akdeniz’den Ortadoğu’ya kadar izlediği, “sert bir güç” ve “bağımsız bir değişken” olma arayışına, bu yolda aldığı mesafeye dayanıyor. Erdoğan iktidarı bu çerçevede, diplomatik gelenekleri altüst ederek, uluslararası çelişkileri kullanarak, askeri imkanları devreye sokarak, ABD, AB gibi güçleri dinlemeden hareket ediyor, bunun ürettiği “kabadayı bir milliyetçilik” ve alan kontrolü iddiasıyla yol alıyor, içerideki siyasi dengeyi de buradan besliyor.

Davutoğlu ve Babacan’ın bu siyasetin ilk ayağına, otoriterliğe ve kimlikçiliğe alternatif üretmeleri daha kolay. Zorluk ikinci yönde bulunuyor. 

Zira bu yön, “meydan okuma, büyük devlet, Batı’ya karşı dik durma, başarılı kuvvet politikaları” gibi imalarıyla Türkiye’deki sağ muhafazakârlığın, (hatta seküler ulusalcılığın) önemli damarlarından birisine tekabül eder. Bugün Erdoğan’ın seçmen gücünü hâlâ korumasındaki tılsım biraz da burada yatmaktadır. Türk siyasal sistemindeki geleneksel antagonist tarafların (muhafazakârlar ve kemalistlerin, devlet ve siyasetin) konjonktürel bir işbirliği içinde bulunmasını, Erdoğan’ın bu açıdan yaşadığı siyasi rahatlığı da bir ölçüde burada aramak gerekir.

Davutoğlu ve Babacan işin bu yönüyle nasıl, hangi dille, hangi araçlarla yüzleşecektir?

Örneğin Babacan ve arkadaşları, geleneksel sağ seçmen karşısında zora düşmeden sağ muhafazakâr damarı yenileyecek cihazlar üretebilecek midir? Unutmamak gerekir ki, Akdeniz’deki veya Suriye’de bir çatışma ya da operasyon ihtimali hiç beklenmedik anda, onlar için beklenmedik bir sınava dönüşür.

Örneğin Davutoğlu, kendi döneminin dış politik arayışlarıyla bugünün dış politik duruşunun temellerini birbirinden nasıl ayıracaktır? Bir hatırlatma yapalım.

2013 yılı Mart ayında, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, o günün siyasi havasını tam yansıtan şu sözleri söylüyordu: “Orta Doğu’da herhangi bir mesele Türkiye olmadan tartışılamaz. Bizi nesneleştirmek isteyenlere karşı bu millet her zaman özneydi, özne olmaya devam edecek. Artık 10 yıl önceki başkalarından yardım isteyen bir Türkiye yok (…) Türkiye’deki restorasyonun üçüncü ayağı aktif dış politikadır (...) Artık hattı diplomasi yoktur sathı diplomasi vardır. Sathı da bütün dünyadır.”

Üç yıl sonra, Ekim 2016’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın ağzından ise şunlar çıkacaktı: “1914 yılında 2.5 milyon kilometrekare olan topraklarımızın büyüklüğü dokuz yılda Lozan’ı imzaladığımızda 780 bin kilometrekareye düşmüştü. Türkiye’yi 1923’ten beri böyle bir kısır döngüye hapsedenlerin amacı coğrafyamızdaki bin yıllık hafızayı bize unutturmaktır. 2016 yılında 1923’ün psikolojisiyle hareket edemeyiz. Cumhuriyetimizi kurduğumuzdan beri dünyada her şey değişirken, 1923’teki konumumuzu korumakla övünemeyiz. Cumhuriyetimizi hattı müdafaa anlayışıyla savunmaktan vazgeçmeliyiz.”

Orta Doğu’da dünün aktif, müdahil ve hami politikalarından, bugünün askeri operasyonlarla alan kontrolü ve alan genişletme hamlelerini birbirine bağlayacak çok kişi var.

Mesele biraz da buradadır. Mesele, muhafazakâr siyaseti yenilemek ve demokratikleştirmektedir.

Yeni siyasi aktörler, buna becerebilirlerse Türk siyasetine yeni bir ivme getirirler. Aksi halde bağımlı değişken olmanın ötesine geçemezler.

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
KARAR OKURU 14 Aralık 2019 12:25
Yeni kurulan parti başkanlarının hiçbir şekilde RTE la münakaşaya girmemeli, yaptıkları hatalardan dolayı halkta özür dilemeli.
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 16:15
işimiz zor!
Seküler ihl li.. 12 Aralık 2019 15:21
Yeni partiler, sadece iktidardan ders almamalı muhalefetin capsizligindan ve muhalefet dilinden de ders çıkarmalı...Yeni bir toplum ve yeni bir yaşamı da iyi seslendirmeli...bu onların başka bir sınav alanı..
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 18:32
0
kesinlikle.
Kuruyaprak 19 Aralık 2019 13:21
0
Muhalefete muhalefet edemezler,çünkü muhalfet hükümet olsun diye kuruluyor lar,
bozok 12 Aralık 2019 13:05
sn. yazar ne yazarsanız yazın bir gerçek var ortada bu ülkede hep kumanda edilen birileri var ve sürekli kumada eden birileride var. tayyip beyi erbakandan bunları tayyip beyden onu ondan bunu bundan ayıran uyuşmayanlarla biraraya getiren hulasa söküp takan birileri hep var. biriniz 15 seneye yakın bakanlık yapın diğeriniz genelbaşkanlık ve başbakanlık yapın sonra elinizden bu makamlar gidince bu yola tevessül edin. bu ahlaki mi değil. dertleri tek makammı oda değil. kurgu baştan yapılmış. siz istediğnizi yazın önemi yok. kurgulanlar ve kurgulayanlar hep olacak gibi...
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 13:03
Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, kurallara, değerlere inanan, dünyayla barışık... bir Türkiye hayali olan muhafazakar seçmen kitlesi var. Yüzde üç, beş,on... fark etmez. Bir yerden başlamak gerek. Bu içi boş siyasetten kurtulmak için.
mutlu yücel 12 Aralık 2019 12:59
2)ekonominin,yalanın talanın tavan yaptığınıda bizzat yaşıyor. velhasılı her şeye rağman yine destekliyor ki nedeni,yüz yıldır ilk bu hükümetle kendisini daha güvende hissediyor da ondan.eğer davutoğlu veya babacanın varlığının ciddiyetini hissetse emin olun akp bir anda yüzde onlara iner.
mutlu yücel 12 Aralık 2019 12:58
1)Bazen neden - sonuç ilişkisini karıştırıp yer değiştiriyoruz.varandaş,cumhurbaşkanımız yönünü,rusya,amerika,veya avrupaya dönüp eyyyy!şeklindeki kükremelerinin içi boş olduğunu biliyor.termik santral bacasına kendi evet deyip sonra veto ettiğinide pek net biliyor.mevzubahis vatansa gerisi teferruattır söyleminin yanlışlığıyla perinceğin perincek zihniyetiyle birlikteliğine de kızıyor.
kaan 12 Aralık 2019 11:55
Bir şeyler kaldı mı?Umut yinede bizi hayata bağlar.İyilere,doğrulara,adillere,cesurlara ,azimlilere ,çalışan insanlara ihtiyacımız var.
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 16:48
0
Ama kendi seçtiklerimize biat yok. Her zaman milletin her kuruşunun hesabını sormak var. Yok öyle milletin cebinden millete caka satmak. Varsa ben yokum!
derin bir bilgi ve idrakle yazılmış bir yazı.. siyaset erbabının ekrana taşıdıkları bilgisiz ve ezberci tipler bu teşhis ve analizleri anlayamazlar..
reptilyan 12 Aralık 2019 11:05
sana gündoğdu işte ali efendi yazar yazar durursun .....bir adam dinci olur laik olur anlarım dik durur ...sen ve senin gibiler necisiniz yav ...çözemedik sizi bayramoğlu efendi ...
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 16:13
2
Gazeteci duruma bakar yorum yapar. ‘Yaşa reis, var ol reis, başımızda ol reis’ dese daha iyi mi olacaktı? 82 milyon içinde hiç mi başka insan yok? O çok eleştirdiğiniz kökten dinci yahudiler de böyle. Reis, başkan, ümmetin lideri diye diye gaz vermeye devam edin. Size bakınca Cumhurbaşkanını suçlamamak lazım. Ben olsam havaya girer ondan beter olabilirim. Zenginin parası züğürdün dilini, hukuk adalet diye çırpınanın da zihnini, parmaklarını yorarmış!
Hermes 12 Aralık 2019 09:48
Erdoğan artık "iyi polis-kötü polis" i oynayacak, yeni siyaset bu. AKP mecliste tasarı geçirecek, Erdoğan "halkım" deyip yada "halkın tepkisi var, halkıma karşı birşey yapmam" deyip veto edecek. Son örnek Bacalara fitlre konusu idi. Gelecek örnek, Milletvekillerine çakar(geçiş üstünlüğü) olacak, onu da veto edecek. AKP tabanı da bunu emin olun yutacak.
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 09:45
Nüvesi siyasal İslam olan hiç bir siyasi parti veya hareket, kesinlikle demokratik bir düzen tesis etmez, edemez. Önemli olan iktidarı ele geçirip tahakküm kurmaktır onlar için. Ama üzücü olansa, Türk toplumunun kahir ekseriyetinin demokrasi özleminin olmayışıdır.
evin 12 Aralık 2019 06:42
aşırı sağa "muhafazakar" demek ne kadar doğru bilmiyorum zira akpnin son görüntüsü evrensel ölçütlere göre resmen marjinal aşırı sağ...
Seküler ihl li.. 12 Aralık 2019 15:18
2
Güzel bi tespit....
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 16:44
1
Gerçek muhafazakar ve mütedeyyin insanlar utandıklarıyla kalıyor.
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 06:18
Son yıllarda muhafazakar seçmen demokratikleşmeye ve modernleşmeye tepkisel olmaya koşullandırıldı. Çünkü demokratik ülkeler Türkiye’ye karşı taraf oldular yapılan uygulamalar sebebiyle. Şimdi sözde dostlar Rusya, Çin, İran, orta Asya ülkeleri gibi despot rejimler. O yüzden siyasetçiler demokratikleşmeyi hiç anmıyorlar bile. Demokrasi rafa kalktı kısaca. Bu sebeple geliştirilecek demokratik bir söylem halkta karşılık bulamaz kanaatindeyim şu anda. Zamanı gelmedi zannederim. Ne zaman olur? Belki hiç. Çünkü her kötüye gidiş demokrasiye ve batıya fatura edilecek. Biz mağduruz rolü oynanacak.
KARAR OKURU 12 Aralık 2019 05:59
Çok güzel bir değerlendirme yapmışsınız. Ancak Türkiye siyasetinin en geniş cephesi olan muhafazakarların alternatife açık olacaklarını düşünmüyorum. Onlar bugünkü Batıya diklenen siyaseti genel olarak onaylıyorlar. Yıllarca özledikleri siyaset buydu. Tepedeki kişi bizim adımıza haddini bildirsin Batılılara. Bunun boş bir siyaset olduğunu zaman içinde anlayacaklar. Ancak iş işten geçmiş olacak. O zamana kadar gölge boksu yapmaya devam. Ülkenin insan kalitesini yükseltelim, büyüyelim gelişelim gibi bir dertleri yoktu, olmaz da. Yeni muhalefet teklif etse de anlamayacaklar. Boşa çaba hepsi.
mutlu yücel 12 Aralık 2019 04:47
En geniş kitleye sesini duyurmak, başarının ilk şartıdır. Medyanın büyük kısmı iktidar kontrolünde iken muhalefetin bir iki kanaldaki bir iki söyleşi ile propaganda yapması yeteli olmaz.Muhalefet Kaftancıoğlu gibi iyi örgütleyebilenler elemanlar yardımıyla ortak bir TV.kurmalı.İnternet ve telefondan azami yararlanmalıdır. Bir telefon mesajı ile “kanal İstanbul” gibi bir konuda anketle seçmenin fikrini alıp onu meseleye dahil etmek, ona değer vermektir ve düşünüldüğünden çok daha etkili olur.
FD 12 Aralık 2019 00:58
Ülkede bu yüzyılın ilk çeyreğine dair en trajik kayıt, siyasi yelpazede muhalif olarak örgütlenen kişi ve grupların cesaretsizliği, basiretsizliği ve beceriksizliğidir. Sağ seçmenin hak hukuk ve özgürlük kavramlarını içselleştirmesini sağlamadan memleketin selamete erişmesi zor. Gelinen noktada bu işin artık mucizevi bir çözüme gereksinim duyacak kadar rezil bir duruma evrilmiş olması da oldukça üzücü. Davutoğlu ve Babacan son umutlar...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN