İtaat sisteminde refah olmaz
Konuya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması ile başlayalım. Rusya’dan S-400 aldığımızda eleştirilere cevap verirken şu cümleleri kullanmıştı:
“Biz işi bitirdik. O bitmiş bir şey. Onu artık konuşmamızın anlamı yok. Çünkü gerek sayın Putin’le gerekse Rusya’yla biz bu anlaşmayı bitirmiş vaziyetteyiz. Şimdi bizim yeniden bir geri dönüşümüz asla olamaz. Çünkü bize böyle bir ahlaksızlık yakışmaz. Bu ahlaki değildir. Çünkü biz bir anlaşmayı yaptıysak onun arkasında dururuz. Kimse bizden tükürdüğümüzü yalamamızı beklemesin.”
Bakın burada Binali-Sisi ayrımı yapmıyoruz. Bir dönem Türk halkı oy verirken kime oy vermiş olacaktı? İktidar söylemine göre muhalefeti Sisi temsil ediyordu ve sonra Sisi ile kucaklaşan bir iktidar gördük. Sisi’ye mi yoksa Binali’ye mi oy vereceksiniz söylemi de unutuldu gitti.
Ya da 2023 seçimlerinde Öcalan-PKK ile ilişkilendirilen muhalefete karşılık şimdi İmralı’ya Öcalan’a giden bir iktidar iradesini görüyoruz.
Bir başka konu ise Kuzey Irak petrolünün Türkiye üzerinden transferi… Kim aracılık etti? Komisyonlar nereye gitti? İsrail bu kritik ticaretin neresinde? İsrail ile o dönem yapılan görüşmeler neyi ifade ediyor?
Bunların hiçbirini itaat sisteminde soramaz ve sorgulamazsınız. Verilen 1,4 milyar dolarlık cezayı hep birlikte ödeyeceğiz.
Rusya ile S-400 işinde uyaran herkesi dış güçlerin elemanı, vatan haini gibi suçlamalar ile susturmak istediler.
Hatta o günlerde “Şanghay Beşlisi” için misafir sanatçı konumunda davetlere icap ediliyordu.
Bizler de o günlerde şu uyarıyı yapıyorduk: Dış ticaret açığımızın yüzde 80-90’ını Çin ve Rusya’ya veriyoruz. Onların kurduğu örgüte girmek demek tamamen ekonomik açıdan esir olmak demektir.
Nitekim şimdilerde tek dostumuz Trump oldu. Artık kol kola girdiğimiz küresel lider Trump. Şanghay 5’lisini hatırlayan bile yok.
Ama giden geri gelmiyor elbette. Mesela S-400’lere ödediğimiz para ne oldu? Ambalajı bile açılmadan ikinci elden satışa çıkardık ve bir alıcı arıyoruz. Kaybettiklerimizin sadece bir kısmı gelecek diye sevinenler ise o günlerde bizleri hain ilan edenlerin ta kendileri.
Bir başka örnek “Nass Ekonomi Modeli…”
Enflasyonu düşürmeden faizleri suni şekilde indirdiklerinde yatırım-üretim-istihdam ve ihracat patlayacaktı. Oysa patlayan ülke ekonomisi oldu.
İhracat yerinde saydı; üretim adeta durağan döneme girdi ve istihdam tüketimle ayakta kaldı. Çünkü ucuz kredi üretimi değil tüketimi patlatmıştı.
Uyaranları “yine ekonomiyi bilmezler, Erdoğan düşmanlığından gerçekleri görmeyenler” olarak tarif ettiler.
Seçim öncesi meydanlarda, ekranlarda “Ben bu görevde olduğum sürece faiz artmayacak, hatta düşmeye devam edecek” cümlesini kuran Erdoğan bile faizlerin enflasyonun üzerine çıkmasına sesini çıkartmadı. Hatta bizzat bu ekonomi modelinin yönetimini kendisi göreve getirdi.
Yine uyaranlar düşman, uyarılar hainlik oldu. Tabii ki bu yoldan dönenler de yine kendileri oldu.
Bugün ülkemizde özellikle KKM ile gelir dağılımında büyük bozulmanın sorunlarını yaşıyoruz.
KKM’yi “Yüzyılın buluşu” diye satan iktidar ile “KKM’yi bitiriyoruz” diye sevinen iktidar yine kendileri. Uyaranlar ise yine hain, yine Erdoğan düşmanı.
Sizce sadece bu örnekler üzerinden giderek kendimize soralım: Böyle bir yönetim modelinde, itaat sisteminde ülkeye refah gelir mi?
Burada bir ayrıntı daha var. Ona da değinmeden geçemeyiz.
“Adalet ve buna bağlı olarak mülkiyet güvencesi.”
Ekonomideki sorunlara dikkat çeken TÜSİAD İstişare Kurulu Başkanı sayın Ömer Aras ve Başkan Orhan Turan’ın kollarına polis koyduğumuzda aslında sermayeye mesajı vermiştik: Uyaran istenmiyor, itaat isteniyordu.
Oysa sermaye itaate değil kâra ve mülkiyet güvencesine bakar.
Bugün ülkemize yabancı sermaye vurgun dışında gelmiyor. Bırakın yabancı sermayenin gelmesini yerli sermaye bile yeni yatırımlarını yurt dışına taşıyor.
Peki, sadece sermaye mi kaçıyor?
Hayır. Belki de daha önemlisi “beyin göçü” ile parlak beyinleri ülkeden kaçırıyoruz. Siz bakmayın Erdoğan’ın “giderlerse gitsinler” dediğine. Geride fakir ve yaşlı bir ülke kalıyor.
SONUÇ: Ortada koca bir ters mantık durumu var. Bir tarafta uyarıları neredeyse tamamen gerçekleşen ama o dönem hain ilan edilenler ve de uygulamalarından sürekli dönenler.
Peki, bu durumda yaşananlar Erdoğan düşmanlığı mı yoksa vatanseverlik mi?
Sonucu grafikte görüyorsunuz. Üretimi yerinde sayan ve tüketimi patlayan bir ekonomiye nasıl geldik? İtaat sistemi refah getirmediği gibi ülkeye hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük maliyetler yüklüyor. Bu ortamda bile uyarılarına devam edenlerin büyük vatanseverlikleri takdire şayandır.

