AİHM’in sözü Trump kadar da mı geçmez?
Trump, her fırsatta lâfı Rahip Brunson’a getiriyor ve bir telefonla onu cezaevimizden kurtardığını anlatarak böbürleniyor.
Bu küstahlığı Trump sayısız kere yaptı ama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum bir kere bile yargımızın bağımsızlığına müdahale hadsizliği sayarak tepki vermedi.
Oysa Mehmet Uçum, kendi irademizle uymayı taahhüt edip yargı yetkisini tanıdığımız AİHM’e aynı anlayışı göstermiyor.
Osman Kavala’nın âdil yargılanma haklarının ihlâliyle ilgili AİHM kararı kesinleşti. Mahkeme Kavala’nın mahkumiyetini hukuken geçersiz sayıp derhal tahliyesine hükmetti.
Uçum işte bunun için küplere biniyor. Hadsizlikmiş, AİHM milli yargımızın üstünde değilmiş, hiçbir uluslararası merci mahkemelerimize talimat veremezmiş, yargımız bağımsızmış, AİHM kararlarına ister uyar ister uymazmışız, mecburiyetimiz yokmuş, milli yargımıza böyle müdahaleler sürerse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilip AİHM’den çıkmak zorunda kalırmışız vesair.
Yani Başdanışman’a göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı Trump’ın bir sözü kadar hukuki değer taşımıyor.
Uçum, AK Parti’nin hak, özgürlük ve demokrasi mücadelesi dönemini karşıdan izleyip ikinci yarıda iktidara katıldığı için hatırlamıyor olabilir.
Fakat Türkiye; AİHS’e uymayı Menderes’le kabul etti, Özal’la AİHM’e bireysel başvuru hakkı ve zorunlu yargı yetkisini tanıdı, 2004’te Erdoğan’ın ‘sessiz devrim’iyle de AİHS’i milli mahkemelerimizin üstüne koyup AİHM kararlarını bağlayıcı Anayasa emrine dönüştürdü.
Hatta AİHM’e başvuruları azaltmak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını da 2010’daki Anayasa referandumuyla yine AK Parti getirdi.
Şimdi 2026 senesinde bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Menderes’le başlayıp Özal ve Erdoğan’la güçlenen AİHM’de hak arama yolunu gayri milli bulup kapatmaktan söz ediyor. Tarihi ilerleme reformlarını bir karşı reformla geri alacak.
Üstümüze gelmesin diye, ‘bak çıkarız ha’ tehdidiyle güya AİHM’i korkutuyor ama o yolu kapatmanın kendi insanımızı cezalandıracağını bile kavramaktan uzak.
Daha geçen sene MHP lideri Bahçeli, hakkındaki AİHM kararı kesinleşince Demirtaş’ın hukuken sonuca ulaştığını ve tahliyesinin hayırlara vesile olacağını söylememiş miydi?
MHP’li Feti Yıldız, Demirtaş’la ilgili AİHM kararına uymanın Anayasa gereği olduğu ikazlarında bulunmuyor muydu?
Yargıtay Başkanı Kerkez ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya, Diyarbakır’daki AB ve Avrupa Konseyi ortak programında bireysel başvuru ihlâl kararlarının tüm mahkemelerimizi bağladığını anlatmıyor muydu?
Erdoğan’la Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye için hızla hayata geçirilmesini istediği şu Meclis Komisyonu önerileri, AİHM kararlarına uymaya çağırmıyor muydu?
Hepsini bırakın; e hani ekonomiyi düze çıkarmanın yolu dış yatırım çekmekten geçiyordu, o da hukuk ve demokrasiyi düzeltmeden olacak şey değildi?
İktidar, İstanbul’u yeni Dubai gibi bir finans merkezi yapmak için vergi teşvik ve avantajları sunuyor. Fakat küresel sermaye, hukuki belirsizliği ortadan kaldırmadan bizde üslenmeye koşar mı?
Bu yargı uygulamalarıyla Dubai olmamıza vergi avantajları sağlamak yetmezdi. Yeteceğine Adâlet Bakanı Gürlek de inanmıyordu ki, yabancı sermayenin önündeki hukuki belirsizliklerin kaldırılması için kolları sıvadıklarını açıklamıştı. Paranın ürkmeden gelebilmesi için, yatırım ortamımıza hukuki güvence ve öngörülebilirlik kazandıracaklardı.
Bizi kendi Anayasa’mıza uymaya çağıran AİHM kararlarını tanımadıkça hukuki güvenceden, öngürülebilirlikten, kurallı yönetimden bahsetmek mümkün mü?
Başdanışman benden duymuş olmasın ama AİHM kararlarına uyulmamasının bedelini yalnızca haksız yatan Kavala, Demirtaş, Atalay ve diğerleri değil, fakirleşerek hepimiz milletçe ödüyoruz.
SERAF’IN MUTFAĞINDAKİ GASTRONOMİ AKTİVİSTLERİ
Bilkent’li, çok dilli, ince zevk sahibi dostum Doğan Yıldırım, Seraf Restaurant’ı 10 yıl önce kurmuştu. Anadolu mutfağını yüksek gastronomi standartlarına taşıma idealiyle çıkmıştı bu yola. İçli köfteyle de, lâhmacunla da Michelin Rehberi’ne girilebileceğini kısa sürede ispatladı.
Fakat 10 yıla sığdırdığı hiçbir gastronomi başarısının onu bu kadar heyecanlandırdığını görmemiştim.
Salı akşamı Seraf Vadi İstanbul’da iki ödüllü şef birlikte mutfağa girdi, misafirlerine geleneksel Anadolu ve Hint lezzetlerini tattırdılar. Şanslı davetliler arasındaydım.
İki şefin tabakları, kültürleri, tarzları ayrıydı. Ortak yanlarıysa evlerinin mutfağında yetişerek gastronomi dünyasında yıldızlaşmaları, kadın emeği ve dayanışmasını savunmaları, geleneksel damak miraslarına sahip çıkarak ev yemekleri hafızasını yaşatmaları, yöre yemeklerini yörenin malzemeleriyle pişirmeleri ve yerel üreticileri desteklemeleri, dolayısıyla mutfaklarının arkasına bir ruh, bir felsefe koymaları.
Biri dünyaca ünlü şef, yazar ve aktivist Asma Khan’dı. Londra’da, sadece kadınların yemek pişirdiği Darjeeling Express restoranının Hint asıllı kurucusu. Time dergisi, 2024’te dünyanın en etkili 100 kişisi arasına almıştı. BM Dünya Gıda Programı’nda Şef Savunucu.
Diğer şef ise ev sahibi Sinem Özler. Anadolu ev yemeklerini rafine bir tarzda dünyaya tanıtan, en son NATO Zirvesi’nde olduğu gibi uluslararası etkinliklerde sunumları aranan, Asma Khan’la ortak bir bilinç ve vizyon paylaşan gastronomi elçimiz. Geleneksel mutfak aktivistimiz de diyebiliriz. Hikâyesiyle ev kadınlarına ve genç yeteneklere ilham veren bir rol model.
Hâliyle yalnızca iki harika şefin enfes seçkilerinden tatmadık o gece; gastronomi deneyimi için sıra dışı bir farkındalık temsiline, bir yıldızlar ve duyarlılıklar buluşmasına tanıklık ettik.
Şef, gastronomi, mutfak, yemek, restoran deyip geçmeyin.
Bir şef, dünyanın en etkili ilk 100 insanı ve BM aktivistleri arasına girebiliyor artık.
Gözünü en tepeye diktiği, şampiyonlar ligine giden yolu açtığı için bravo Seraf’a, örnek olsun.

