Trump’ın övgüsü bizi fukaralıktan kurtarabilir mi?
12
NATO toplantısı vesilesiyle Trump’la kol kola girdik, dostluğumuzu güçlendirdik ve büyük hayallere yelken açtık. Kendimizi öyle bir havaya kaptırdık ki bir zamanlar “dış güçler”in adamı olarak suçladığımız muhalefete inat, o “dış güçler”le birlikte dünyaya nizamat veren bir ülke haline geldiğimizi övünerek anlatmayı “yerli-milli” olmanın bir vecibesi olarak görmeye başladık.
Özellikle iktidara yakın medyadaki gazetecilerin ağzı kulaklarındaydı. Cumhurbaşkanımız, Trump’ın övgülerine mazhar olurken, ana muhalefet lideri Özgür Özel pazarcı esnafının dertlerini dinlemek gibi banal(!) işlerle uğraşıyordu.
Türkiye’nin NATO zirvesiyle birlikte “parlayan yıldız” haline geldiğini ballandıra ballandıra anlatan iktidar gazetecilerine göre, bizim de artık Amerikan Başkanı Trump’ın övgüsüne mazhar olmuş bir liderimiz ve dünyanın lideri haline gelmiş bir ülkemiz olmuştu.
Evet NATO liderlerine verdik mehteri ve “Ceddin deden, neslin baban/En kahraman Türk milleti/Orduların, pek çok zaman/
Vermiştiler dünyaya şan” sözleriyle coşturduk herkesi.
Ama ne hikmetse, ülke olarak bir türlü coşamadık.
Bunca övgüden, suya yazılan hayallerden sonra galiba acı gerçeği birinin söylemesi gerekiyor. Bir kere özellikle son on yılda yaşadığımız derin ekonomik krizin, hukuksuzlukların, adaletsizliklerin ve liyakat fukaralığının Trump’ın şaibeli sevgisiyle tedavi edilmesi pek mümkün gözükmüyor.
Milli gelirleri neredeyse bizim beş katımız olan ülkelere mehter dinlettiğimiz için şanlı tarih rüyaları gören siyasetçilerimiz, gazetecilerimiz “bizi kıskanıyorlar” modundan henüz çıkamamış olsalar da Türkiye’nin neredeyse yarısı açlık sınırının altında yaşamaktan bir türlü kurtulamıyor.
Ancak bu ekonomik felaket tablosundan kurtulmak, en azından şu an için ne yazık ki pek mümkün değil. Çünkü biz, işlenen hukuk cinayetlerinin ekonomide yaratacağı sonuçları bildiğimiz halde, girilen bu çıkmaz sokaktan dönmeyi asla düşünmüyoruz.
Bugün NATO zirvesindeki övgülere ve mehterin duygusal rüzgarına kapılarak, Türkiye’nin artık oyun kuran bir lider ülke olduğu hayallerine kapılan iyimserlik korosunun bazı gerçeklerle yüzleşmesinde yarar var. Geçtiğimiz hafta İbrahim Kahveci yazmıştı, buna göre:
Yeni Konut Fiyat Endeksi 2010-2021 dönemi 144 ayda ortalama 88,8 dolar.
Şimdi ise 170,2 dolar.
Yeni konut fiyatı dolar bazında 2010-2021 ortalamasına göre yüzde 90’ın üzerinde artış göstermiş.
2019 yılına göre ise durum daha vahim: 65,1 dolar olan fiyat endeksi şimdi 170,2 dolara yükselmiş.
Dolar bazında artış oranı yüzde 160.
Bir büyük fiyat artışı da gıda sektöründe yaşanmış bulunuyor. 2019 yılında 4 kişilik bir ailenin ortalama aylık gıda gideri 365,0 dolar iken, bu rakam şimdi 773,0 dolar olmuş. Dolar bazında artış oranı ise yüzde 111,8.
Peki neden ekonomide iki yakamız bir araya gelmiyor?
Çünkü biz, 2018 yılında “faiz sebep, enflasyon sonuç” parolasıyla rasyonel ekonomiden, fantezi ekonomisine terfi ederek bütün iktisat teorilerine meydan okuduk. O günden bu yana da bir türlü iki yakamız bir araya gelmiyor.
Fantastik politikalar işe yaramayınca Mehmet Şimşek’le rasyonel ekonomiye dönmeye karar verdik ama “siyaset mühendisliği” hevesimiz yüzünden, bu projeyi de akamete uğratmayı başardık sonunda.
Bununla da yetinmedik, halkın özgür iradesiyle seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu bir sahur vakti operasyonuyla gözaltına alarak tutuklayıp hapse attık. Ve bu vesileyle ekonomiye bir darbe daha vurduk. Daha doğrusu emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin, esnafın, tüccarın ve sanayinin cebine darbe vurduk.
Ama siyaset mühendisliği işini çok sevdiğimiz için “butlan” aparatını icat ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye kayyım olarak atayıp rasyonel ekonominin yollarını bir kez daha kestik.
Kuşkusuz iktidar, bütün bunların hukuki süreçler olduğunu, olup bitenlerle bir ilgisinin olmadığını söyleyebilir, söylüyorlar da zaten. Ama ne yapalım ki ekonomi de toplum da bu operasyonların hukuki olduğuna bir türlü inanmıyor. Açıkçası iktidar, şu ana kadar ekonomiyi ve toplumu bu konuda ikna edebilmiş değil.
Bu yüzden ekonomik göstergeler iyileşmiyor, enflasyon düşmüyor ve fukaralık her geçen gün daha da derinleşiyor.
Kısacası Trump’ın övgüleri, fukaralığımıza çare olamıyor. Bu gidişle katil Netanyahu’nun patronu Trump Amerika’dan her gün övgü mesajları gönderse de hatta Rahip Brunson’a okuyup üfletse de derdimize çare olacak gibi görünmüyor.
12 Yorum
İlham veren liderler
Raşit Yıldırım
Şiirde siyasal rant, sığ sular ve melâlsiz inilti
Alaattin Karaca
İtaat sisteminde refah olmaz
İbrahim Kahveci
Yolsuzluk artık fabrika ayarımız
Yusuf Ziya Cömert
Trump’ın övgüsü bizi fukaralıktan kurtarabilir mi?
Mehmet Ocaktan
Kim demiş Türkiye öngörülemez diye?
Mustafa Karaalioğlu
Yaz güneşi
Gamze Demirel
Köklerin uyanışı ve duygusal yeniden doğuş: 12-18 Temmuz 2026 gökyüzü rehberi
Aynur Taş
Kalpten Kâbe’ye
Bekir Fuat
NATO Ankara Zirvesi’nin ardından
Mensur Akgün
Şahsiyetsiz olursak herkes bizi sever
İskender Öksüz
Trump’ı ‘İran sizi öldürtecek’ diye korkutmuşlar
Fehmi Koru
Dörtlü oluşum ümit veriyor mu?
Ahmet Taşgetiren
Papaz Brunson olayı
Taha Akyol
Bunca olup biten arasında ayakta kalan nedir?
Ömer Erdem
