Kürt çözümünde ve Suriye’de neler oluyor?
Çözüm çabaları beklediği gibi en sert engelle gelip takıldı.
Bu sert engel, Suriye, özellikle Rojava meselesi. 2013-2015 ilk çözüm sürecini sona erdiren faktör de Rojava olmuştu.
Engel şunun için sert: Rojava Türk devleti için de Kürt hareketi için de niyetler, ilişkiler, korkular bakımından en hassas ve kritik nokta.
Kürtler bu bölgeyi yıllardır siyasi yaşam alanları olarak tanımlıyor, burada kökleşmeye, Batı’dan müttefik üretmeye, özellikle ABD’yi buna ikna etmeye uğraşıyorlar. Yeni başlayan çözüm sürecinde Kandil’in en büyük tereddütü bu bölgenin hakimiyetininden çıkması ihtimali oldu.
Buna karşılık bu gelişme, yıllar yılı, 2011’den bu yana, Türkiye tarafından en önemli tehditlerden birisi olarak tanımlandı. Ordu yapısı, konuşlanması, askeri strateji, milli güvenlik siyaseti buna göre şekillendi. Türkiye, bu bölgeyi hem muhtemel bir Kürt devleti oluşum alanı hem PKK’nın yaşam alanı olarak değerlendirdi. Kendi bakımından tehlike ilan ilan ettiği bu sahaya karşı yıllardır askeri önlemler aldı, Cerablus koridoruyla Fırat’ın doğusunu ve batısını birbirinden ayıran bir askeri kontrol alanı oluşturdu, Afrin bölgesini denetim altında tutuyor.
Daha da ileri gidip şu da söylenebilir. Siyasi iktidarın yeni bir çözüm sürecini başlatması, güvenlik bakımından, bu bölgenin Suriye’de yeni oluşan, Türkiye’ye yakın merkezi devletin varlığına dayanarak Kürtlerin bu devlete entegre olmaları hesabı üzerine üzerine kuruluydu.
Öcalan bakımından da yeni Suriye ve bölge koşullarında, Trump’ın yeni politikalarıyla silahlı Kürt hareketinin yaşam alanı ve imkanları daralmış, bu durum yeni varoluş koşullarını gerekli kılmıştı. Bu çerçevede izlediği yeni strateji Türkiye’de normalleşme ve askeri unsurların entegrasyonu yanında, Suriye’de sosyolojik politik bir güç olarak Kürt örgütlenmesinin imkanlarını mümkün olduğunca zorlamaya dayanıyordu.
İki taraf arasındaki kesişme noktası, silahsızlama veya silahsız bir Kürt hareketi ile Suriye’de Kürtlerin varlıklarını koruyarak o ülkenin düzenine entegre olmasıydı.
Bu kesişme noktasının hassas ve kırılgan olduğu başından beri açıktı. Zira, ilişkiler, dengeler ve zaman bakımından tarafların niyetlerini maksimize etme girişimleri olacaktı. Bu niyetlerin maksimize hali, Kürtlerin tam özerk alan hedefi ile Türkiye’nin Kürt hareketinin buharlaşması beklentisi olarak tanımlanabilir.
Bu iki zor beklentiden bir ara nokta çıkar mı, bir ara noktada uzlaşılır mı beklentisi uzunca süre analizlerin merkezinde yer aldı.
SDG ve Kandil’in ayak sürümesi, entegrasyona, ancak Kobani ve Haseke hattında tam özerk bir alan ve yönetim ile razı olacakları söylemesi, son yaşanan askeri gelişmeleri birlikte getirdi.
Suriye merkezi hükümeti Türkiye ve ABD’nin siyasi desteğiyle silaha başvurdu. SGD ve Kürt tarafı ise talebinde ısrar ediyor.
Taraflar birini kırım, katliam gibi savaş dillariyle suçlasa da, esas olan satranç tahtasının aldığı bu son şekil.
Şu açık: Rüzgar Kürtlerden ve isteklerinden yana esmiyor. Öcalan’ın yaşam alanı darlaşması tespiti ve yeni imkanlar üretmek stratejisi onlar bakımından doğru görünüyor.
Suriye’de Kürtlerin siyasi haklarıyla, Irak’ta olduğu gibi Suriye sisteminin bir parçası olması, sistemin bütünlüğü istikametinde bir yol izlemesi, o ülkenin de, bölgenin de çoğuluculaşmasına, demokratikleşmesine katkıda bulunur.
Türkiye de er ya da geç, Erdoğan’la veya bir başkasıyla silahsız bir Kürt politikası evresine girme şansını bulur.
Formun Altı
