Kendini dev aynasında görmek
“Yoldan geçenin adını kupaya yazıyorlar.” denilerek küçümsenen 2026 Dünya Kupası’ndaki ilk maçımıza, Avustralya karşısında aldığımız mağlubiyetle başladık.
Kazandığımız play-off maçlarının ardından ne diyorduk? “Biz her zaman buralarda olmalıyız.” Evet, olmalıyız. Ancak rakipleri tanıyarak, güçlerini bilerek ve gerçekçi değerlendirmeler yaparak burada olmalıyız. Avustralya ve Paraguay’ı cepte görüyor, ABD’yi de sadece basketbol ve beyzboldan anlayan bir ülke olarak değerlendirdik.
Pazar sabahı oynanan maçta Avustralya, bize dev aynasından bakmanın ne demek olduğunu gösterdi. Açıkçası çok da zorlanmadılar. Teknik Direktör Tony Popoviç, maç öncesinde rakibin zaaflarını bildiklerini, gerekli önlemleri aldıklarını ve bunu sahaya yansıtmaları hâlinde taraftarlarının rahat bir maç izleyeceğini söylemişti. Nitekim söylediklerini de sahada uyguladılar.
Arda Güler bonservisi kadar değeri olmayan bir ülke takımı bize ne yapabilir?” anlayışı, aslında yıllardır peşimizi bırakmayan hastalığın bir yansıması.
Benzer tabloyu kulüp takımlarımızda da görüyoruz. Avrupa maçları öncesinde, “Biz Galatasaray’ız, Fenerbahçe’yiz, Beşiktaş’ız; Dinamo Zagreb kim, Frankfurt kim, Young Boys kim?” düşüncesine sıkça kapılıyoruz. Yıllardır zihinlerimizden çıkaramadığımız anlayış da tam olarak bu.
“Rakibin böyle oynayacağını, kapanacağını biliyorduk. Buna göre çalıştık ama olmadı.”Rakibin üç stoperinin boy ortalaması 1,94 forvetimizin boyu ise 1,72 metre olmasına rağmen 30 orta yapıp bunların hiçbirinden sonuç alamamak, gerçekten plana çalışmak mıdır?
Böyle savunmaları açmanın yolu, rakip ceza sahası içinde pas trafiğini artırmak ve iyi şutörlerle sonuca gitmek değil midir?
Dün sabah bunu yapmaya çalışan isimler Arda Güler, Ferdi, oyuna girdikten sonra Kenan Yıldızdı.
Maç öncesinde Avustralyalı oyuncuların yaptığı açıklamaların ne kadar haklı olduğuda ortaya çıktı. Bu seviyelerde, tecrübeli takımlar oyunun nasıl oynanacağını daha iyi biliyor.
Avustralya, bu seviyeleri oynamayı bilen bir takım. Sıradaki rakibimiz Paraguay da küçümsenecek bir ekip değil. Güney Amerika elemelerinde Brezilya ile aynı puanı topladılar, Arjantin’i ise mağlup etmeyi başardılar. ABD turnuva takımı olma yolunda önemli mesafe kat etmiş durumda.
Avustralya takımında hayatı hikaye olacak iki oyuncu vardı. Afrika mülteci kamplarında doğan Mohamed Toure ( 22) yaş, Irankunda (20) hücum hattının kemiği.
Toure, Liberya'daki kanlı iç savaştan kaçan ailesinin sığındığı Gine'deki bir mülteci kampında doğmuş. Irankunda ise Burundi deki çatışmalardan kaçıp Tanzanya'daki bir kamp çadırında ilk nefesini almış.
Avustralya'nın Adelaide kentine sığınan bu ailelerin çocukları, sokaklarda derme çatma sahalarda ortak bir kaderi paylaşıp beraber büyümüşler. Yani sadece aynı takımı değil aynı çocukluğu da paylaşıyorlar.
Toure, devre arasında transfer olduğu Norwich'te 12 maçta 13 gole katkı yaparak turnuvanın izlenmesi gereken oyuncuları arasına adını yazdırmış durumda.
Biz ise yıllardır forvet oyuncular arıyoruz. Üç büyük takımın forvetleri yabancı, diğer kulüplerinde bir bölümü yabancı,
Zorda olsa bulduğumuz Deniz var oda çok genç, tek bir hatada eleştiriler arasında elden kayıp gider.
Neden yenildiğimize dönersek, sistem konuları, hatalı kadro hepsi söylendi.
Bence oyuncularımızın birçoğunda dikkat dağınıklığı, odaklanamama durumu vardı. Seremoniye çıkıştan, bitiş düdüğüne kadar.
Dikkat dağınıklığına yenilen oyuncu, oyunun taleplerine uygun cevap veremez. Yavaş düşünür, yavaş hareket eder.
Odak çok önemlidir, önemli olan odağı nereye yönlerdiğiniz olmalıdır. Bazen hiç önemsemeden oynamak, çok önemsemekten daha iyidir.
Bir de şu 2002 başarısını artık geride bırakalım, 24 yıl önce kazanılmış bir başarı evet ama 2026’nın ikinci yarısını geçirirken o zamanla, bu zamanı denk tutmayalım.
Futbol her dakika gelişen bir oyun haline geldi, bizde bu gelişmeye ayak uydurmalıyız.
