“Demokratik Cumhuriyet” Kürtlerin üçüncü yolu mu

Haftasonu Bakırköy’deki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nda salonun tıklım tıklım dolu olmasını ne LGS sınavı ne de Türkiye’nin milli maçı engelledi.

Bir grup liberal, sol, cumhuriyetçi entelektüelin çağrıcısı olduğu konferansı resmen DEM Parti organize etmemişti ama tam kadro iki günü burada geçiren Kürt siyasetinin bu konferansa büyük önem verdiği açıktı.

Yeni Yaşam gazetesi günlerdir manşetleriyle bu konferanstan bahsediyor.

Manşetlerde sık sık da Demokratik Cumhuriyet terkibi kullanılıyor.

“Demokratik Cumhuriyet” uzun süredir duyulmayan bir kavramdı.

90’larda liberaller Türkiye’nin demokratikleşmesi için kopuş fikri olan İkinci Cumhuriyet formülünü kullanırken, hem Cumhuriyet birikimine hem demokrasiye sahip çıkmak isteyen ılımlı Atatürkçüler Demokratik Cumhuriyet kavramını ortaya atmışlardı.

Bir süre CHP’yi de yöneten Tarhan Erdem ve Altan Öymen’in Demokratik Cumhuriyet programı hemen ilk akla gelen.

Demokratik Cumhuriyet’e 90’lardan itibaren en çok sahip çıkanlardan biri ise Öcalan oldu.

Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra ordunun ve MİT’in PKK’yla başlattığı diyaloglar içinde Öcalan için bu formül karşı tarafı da ikna edebilecek bir orta yol gibi görünmüş olabilir.

Ama güncel sorunlar ağırlaştıkça, tarihi referanslar ve büyük çözümler demode hale geldi, Demokratik Cumhuriyet terkibi de uzun süredir duyulmuyordu.

En son Kılıçdaroğlu CHP’si Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Cumhuriyet’i demokratikleştirmekten bahsetti ama pek müşterisi olmadı.

Çünkü Demokratik Cumhuriyet demek hemen baştan Cumhuriyet’in demokratik olmadığını kabul etmek demek.

Bugünün kötülüğü yüzünden geçmişi aklamaya çalışanların kulaklarını tırmalayan bir eleştiri bu.

Ama son bir yıldır bu kavram yeniden dolaşımda.

Kavramı tekrar dolaşıma sokan Öcalan.

Öcalan, silahsızlanma sonrası yeni siyaseti için yaptığı hazırlıklarda bu kavrama sık atıf yapıyor.

Sadece atıf yapmıyor aylar önce sızan bir İmralı görüşme notunda bizzat yeni kurulacak parti için Demokratik Cumhuriyet Partisi adını da zikretti.

Hem de bu aralar yaptığı bir gaf yüzünden Kürt siyasetini hayal kırıklığına uğratan bir siyasetçiyi de bu partiye davet ederek:

“Erkan Baş’a selamlarımı iletin. Bu yeni partiyi Demokratik Cumhuriyet Partisi diye tanımladım. Burada arkadaşlarla da paylaştım isim olarak, ancak kendisiyle de konuşun, bu girişimim ‘Demokratik Sosyalizm Partisi’ temelinde örgütsel birliğe kadar gidecek. Böyle bir oluşumdan bahsediyoruz. Kendisinden de parti ismi önerisi alın. Bu ismi de kendisine iletin. Selamlarımla beraber bir mesaj olarak iletin Erkan’a. Yeni partiye dahil olabilirler.”

Öcalan’ın bizzat yeni partiye davet ettiği Erkan Baş’ın bu davetle fazla ilgilenmediği anlaşılıyor.

“DEM Parti ile anadili Kürtçe olan bir adayda ortaklaşamayabilecekleri” biçiminde politik olarak en yanlış biçimde ifade etmeye çalıştığı ve son iki günde üç açıklama, Kürtçe cümleler, tevillerle toparlamaya çalıştığı aslında Kürt siyasetinin girdiği yeni siyasi rotaya olan mesafesi.

Uzun süredir CHP Gençlik Kolları gibi olan TİP ve nihayet 70’lerden beri hayallerindeki ortanın solundaki CHP’yi bulmuş, Özgür Özel’in tüm mitinglerinde flamalarıyla destek veren Türk sosyalist partiler için iktidarla çözüm süreci yürüten DEM artık anti- Erdoğan iktidarı cephesindeki bir paydaş değil.

Belli ki artık Kürt seçmelerin değil, Kemalist seçmenlerin oylarıyla Meclis’e girecekleri yeni ittifaklar peşindeler.

Çünkü CHP-TİP-Zafer- İYİP arasında gidip gelen, en radikal, en anti-Erdoğan hangisiyse ona oy verecek, 2023’de bu uğurda Sinan Oğan’a bile eli gitmiş öfkeli bir seçmen kitlesi var.

Nihayet sokaklara çıkmış, devrimci çözümlere yaklaşan CHP’lilerin en azından çocukları için TİP bir mücadele odağı olabilir. Onların damak tadına hitap etmek için Öcalan, PKK, Kürt dozunu düşürmek gerek.

Vefasız ama pragmatik olarak doğru.

Herhalde onlar da Kürt siyasetinin çözüm süreciyle girdiği yeni rotasını görüyorlar.

Önümüzdeki Eylül ayındaki kongresinde muhtemelen DEM Parti ad değiştirip Demokratik Cumhuriyet Partisi adını alacak ama bu parti adının vaad ettiği gibi bir “cumhuriyetçi” parti olmayacak.

Daha doğrusu bu parti 2015’den beri Kürt siyasetinin AK Parti iktidarına karşı ittifak içinde olduğu Cumhuriyetçi-laik muhalefetin bir ortağı olmayacak.

HDP, Yeşil-Sol, DEM, ortak adaylarla, ittifaklarla 2015’den beri CHP’yle aynı ya da müttefik bir siyasi hattaydı.

Ama çözüm sürecinde iktidarla masada olan bir Kürt siyaseti, “ Seni başkan yaptırmayacağız” çizgisinde olamaz.

Tabii kıskanç muhaliflerin paranoyasındaki gibi iktidar ittifakının bir parçası da olamazlar.

Geriye kendi yolunda, Suriye’deki gibi üçüncü yolda gitmek kalıyor.

Haftasonu Bakırköy’deki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’na mesaj gönderen yazar Burhan Sönmez’in dediği gibi Kürtçede pencere anlamına gelen kelimenin diğer anlamı “beşinci yol” u tercih edecekler.

Sönmez, “Kürt meselesinin çözümü ve ülkenin demokratikleşmesi özellikle engelleniyor diye, barışın gerçekleşmesini önemsiz görmüyoruz” diyerek konferans katılımcılarını da bölen tartışmaya Kürtlerin bakış açısını özetlemiş oldu:

“O zaman, şu somut gündemde, önümüze üç ayaklı bir program çıkıyor: Bir, barışın kalıcı biçimde gerçekleşmesi. İki, Kürt meselesinin çözülmesi. Üç, bütün Türkiye’nin demokratik bir yapıya kavuşması.”

Kürt siyaseti silah bırakma, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi çözümlerini bölmekten ve sıralamayı böyle yapmaktan yana görünüyor.

Konferansta da duyulan, CHP’ye yakın, muhalefetle birlikte hareket etme fikrini savunanlar ise listeyi tersine çevirmekten yana. Türkiye’nin demokratikleşmesi için mücadele sonra bunun doğal sonucu olarak zaten Kürt sorununun çözümü.

Peki PKK meselesi? Ona sanki bunlar olunca otomatik olarak ortadan kaybolacak tali bir mesele olarak bakıyorlar.

Sanki PKK, Türkiye’yi demokratikleştirmek ve Kürtçe anadilde eğitim için dağa çıkmış bir örgütmüş gibi.

50 yıldır ideolojik tercihle silahlı mücadele veren bir örgütün bundan vazgeçmesi ve siyasi alana geçişini böyle bir mesele yok zaten diye küçümsüyorlar.

Halbuki iktidar değiştiğinde, Meclis heyetinde bile yer alamayan CHP’nin ve muhtemel milliyetçi ortaklarının Öcalan ve Kandil’le bir müzakere yürütüp yürütmeyeceğinin bir garantisi yok.

Ama şimdi buna bir nedenle cesaret etmiş bir iktidar var.

Öcalan’ın lideri olduğu Kürt siyaseti için bu görmezden gelinecek bir el ve tali bir mesele değil.

O yüzden yeni siyaset bu müzakereyi gözeten ve kollayan bir rotaya girecektir.

DEM Parti’nin resmi olarak yapmadığı, bir grup liberal, sol, cumhuriyetçi entelektüelin çağrıcısı olduğu hafta sonu yapılan konferans bu yeni rotanın ürkek ve kafası karışık olsa da bir öncüsü sayılabilir.

Konferans salonunda iki gün boyunca sık sık Demokratik Cumhuriyet’ten bahsedildi.

Zaten Demokratik Cumhuriyet, gerçek Cumhuriyetçilerin pek hoşlandığı bir kavram seti değil.

Çünkü bu aynı zamanda Cumhuriyet’in demokratik olmadığını söylemek ve demokratikleştirilmesi gerektiğini savunmak anlamına da geliyor.

İki günlük konferanstaki konuşmacıların bir kısmı da bugünlerde bir CHP’linin, Kemalist bir solcunun ya da artık esas meselenin İslamcılar olduğunu düşünen bir sosyalistin kaldıramayacağı kadar Cumhuriyet eleştirisi yaptı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Gültan Kışanak, konferans öncesi çıktığı bir yayında CHP’nin başına bunlar gelirken iktidarla barış yürütmeyi sorgulayan bir soruya cevap verirken “Yoksul ya da öksüz hırsızlığa çıkarken ay akşamdan doğarmış" sözünü hatırlattı, “Türkiye ne zaman Kürt meselesini rasyonel bir zeminde konuşmaya başlasa, sağdan soldan pıtrak gibi yeni sorunların fırladığını ve asıl odağın her seferinde dağıtıldığını” söyledi.

Bu aslında PKK ve Kürt sorununun çözümü için laboratuvar şartlarının uygun hale gelmesinin beklenemeyeceğini kibarca söyleyen bir cevaptı.

Toplantıda konuştuğum DEM’li yöneticiler Temmuz ayında Meclis’e çözüm süreci yasasının gelmesini bekliyorlar.

Yasa PKK’nın silah bırakması merkezli bir yasa olacak. Yani Türkiye’nin ve Kürtlerin diğer sorunlarını çözmeyecek.

Ama bunun küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorlar.

Çünkü silahların devreden çıkması, Türkiye’deki otoriterlik havasının dağılması, muhalefete karşı bunun kullanılmaması için de hayati bir katkı olacak.

Tabii ki iktidarla halen masada olan bir siyasi hareket, CHP’nin ve onunla hareket eden laik sol muhalefetin iktidar karşıtlığını kesmeyecektir.

O yüzden Kürt siyaseti yeni Demokratik Cumhuriyet Partisi ile siyasette üçüncü yola doğru bir geçiş yapacak. Bu yeni hat, parti içinde ve dışında Erkan Baş örneğindeki gibi tartışmaları da beraberinde getirecektir.

Ama 2014’den beri muhalefet bloğuyla hareket eden bir Kürt siyaseti yerine daha pragmatik, pazarlıkçı, kendi gündemi ve çıkarları için mücadele eden bir Kürt siyaseti göreceğiz.

Kürtler seçmenler buna ikna edilebilecek mi? İktidar yapıp ettikleriyle, hazırladığı yasayla bunu kolaylaştıracak mı zorlaştıracak mı? Muhalefet Kürt siyasetiyle medeni ilişkisini sürdürebilecek mi, yoksa suçlayıcı bir dil mi egemen olacak? Demirtaş serbest kalırsa bu siyasetin neresinde duracak?

Bu üçüncü yol kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkaracak mı?

Sonucu etkileyecek ama şimdilik cevabı bilinmeyen sorular bunlar.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.