Kur’an’da ve İslam ahlakı literatüründe erdemler
Günümüz Türkçesindeki ‘erdem’ kelimesinin İslâmî literatürdeki karşılığı ‘fazilet’tir. Fazilet, “insanın iyilikler yapmasını ve kötülüklerden uzak durmasını sağlayan ruhî yetenek” şeklinde tanımlanabilir. Osmanlı âlimi Kâtib Çelebî, Keşfu’z-zunûn’da ahlâk ilmini (etik) “faziletler ilmi” diye tarif etmiştir.
Fazilet kelimesi, ahlâk literatüründe sonradan kazandığı bu kapsamlı manasıyla Kur’an’da ve hadislerde geçmez; çünkü henüz ilimler teşekkül etmemiş, terimler oluşmamıştır. Ancak ayet ve hadislerde birçok erdeme geniş şekilde yer verildiğini görüyoruz: Hayatın her alanında doğruluk, dürüstlük ve adalet, kardeşlik ve dostluk, ülfet ve hoş geçimlilik, güler yüzlülük, selâmlaşma, ağırbaşlılık, sabır ve metanet, şefkat ve merhamet, af ve hoşgörü, saygı ve sevgi, dayanışma ve yardımlaşma, birlik ve barış, cömertlik, kanaatkârlık, hikmet, hayırda yarış, cesaret ve kahramanlık, itidal gibi…
Klasik ‘erdem ahlâkı’na göre olumlu (ve olumsuz) davranışların hepsi de Allah tarafından her insanın doğasına yerleştirilmiş bulunan ruhi-ahlâkî yatkınlıklardan doğar. “Allah nefse fücurunu da takvasını da ilham etti” (Şems 91/8) anlamındaki ayet, tefsirlerde genellikle “Allah, insanın yaratılışı sırasında onun ruhuna iyiliği ve kötülü bilme yeteneğini verdi” anlamıyla açıklanır.
Kur’an’ın birçok ayetinde özel olarak erdemler işlenmiştir. Meselâ Âl-i İmrân suresinde (3/133-135) Kur’an’ın temel erdem olarak ısrarla vurguladığı ‘takva’ya sahip olanlardan bahsedilirken, bunların niteliklerinden bazıları şöyle sıralanmıştır: Bollukta da darlıkta da hayır yolunda harcama yaparlar, öfkelerine hâkim olurlar, insanları bağışlarlar, kötülükte ısrar etmezler. Bu ayetlerde takva sahiplerinin özellikleri cömertlik, hilim, affetme ve tövbe erdemleri olarak sıralanmıştır. Başka bir ayette (Mâide 5/8) adalet’in takvaya en uygun erdem olduğu belirtilir. Bakara suresinin 177. ayetinde diğer bir temel ahlâk kavramı olan ‘birr’ (iyilik) teriminin kapsamı içine hayırseverlik, ahde vefa, sabır, metanet, doğruluk ve takva erdemlerinin girdiğine işaret edilir.
Yunanca eserlerin Arapçaya çevrildiği tercümeler dönemi (8.-10. yüzyıllar) öncesinde yazılan ahlak içerikli kitaplarda erdemleri topluca ifade etmek üzere daha ziyade mehâsin ve mekârim, erdemsizlikler için de mesâvî ve mesâlib kelimeleri kullanılmış, bu kavramların kullanımı sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Ayrıca edeb (çoğulu: âdâb) kelimesinin geniş kapsamına erdemler de girmekteydi. Çok yönlü âlim ve kültür tarihçisi Câhız’ın (ö. miladi 869) el-Meḥâsin ve’l-eżdâd, İbrâhim el-Beyhakī’nin el-Mehâsin ve’l-mesâvî, Muhammed b. Ca‘fer el-Harâitî’nin Mekârimu’l-ahlâk ve meâlîhâ, Ahmed el-Beyhakī’nin el-Âdâb adlı kitapları bu tür eserlerden bazılarıdır.
Pehlevîce, Süryânîce ve Grekçeden Arapçaya çevirilerin yapıldığı tercümeler döneminde (8.-10. yüzyıllar) antik Yunan filozoflarının ahlâk alanında yazdığı eserlerin bir kısmı da tercüme edildi. Bunlar arasında en önemli ve en etkili olanı, Aristo’nun ünlü eseri Nikomakhos’a Ahlâk idi. Eser, Iraklı Hıristiyan Arap İshak b. Huneyn (ö. miladi 910) tarafından tercüme edildi. Bu eserdeki areté kelimesi Arapçaya “fazilet” olarak çevrilmiştir (el-Ahlâk, neşre hazırlayan: A. Bedevî, Kuveyt 1978, s. 85-105).
Bundan sonra Müslüman ahlakçılar, yazdıkları ahlâk kitaplarında erdem karşılığında artık fazilet kelimesini kullandılar ve erdemleri (fezâil: ‘fazilet’in çoğulu) temel ve tâli erdemler olarak ikiye ayırdılar. Temel erdemleri genellikle hikmet, şecaat, iffet ve adalet şeklinde dört erdemle sınırladılar. Bunları da -Aristo’a uyarak- iki zıt erdemsizliğin (rezîlet) ortası (vasat) kabul ettiler.
Daha sonra, dinî ilimlerde temayüz etmiş olmanın yanında, belirtilen felsefî-ahlâkî birikimden de yararlanan âlimler, ahlâka dair eserlerinde filozofların “erdem ahlâkı”nı ayetler ve hadislerle de destekleyerek devam ettirdiler. Bunların başında Râgıb el-Isfahânî, İmam Mâverdî, Gazzâlî, Fahreddin er-Râzî, Adudiddîn el-Îcî gibi ünlü âlimler gelir. Müslüman filozofların ve ulemanın yazdığı eserlerde dört temel erdem aynı kalırken tâli erdemler konusunda kısmen değişik listelerin verildiği görülür.
Son olarak şu bilgiyi de eklemek gerekir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de temel ve tâli erdemler ayrımına gidilmeden, yeri geldikçe konuyla ilgili erdemlerden, toplumsal hayatın huzur ve güvenliği için bunların ne kadar gerekli olduğundan bahsedilmiştir. Özellikle çağdaş dünyanın şartları gereği insanların öncelikleri değiştiğinden, erdemlerde önem sırasının da değişebileceği açıktır. Diğer önemli bir husus ise Kur’an’da bahsedilen erdemlerin tüketici olmamasıdır, zira bu imkânsızdır.
